Yeni Hayat – Bölüm 19

Leyla çantayı uzanıp almıştı o sırada ve çantanın ağırlığından içinde ki paranın çokluğunu hissedebiliyordu. Bir an için şüpheye kapıldığı için çantayı sehpanın üzerine bırakıp, fermuarını açtı ve içinde gerçekten para olup olmadığını kontrol etti.

“Sayacak mısın?” dedi Seyhan alaycı bir sesle, “O kadar saymayı biliyor musun?”

“Saymayacağım!” dedi Leyla ve yeniden fermuarı kapatıp döneceği sırada bir silah sesi duyuldu ve Seyhan ağzından kanlar boşalarak öne doğru devriliverdi. Hatice elinde silaha kanlar içinde salonun kapısından onlara bakıyordu. Leyla ne olduğunu anlamaya çalışırken onu o halde görünce çantayı bırakıp kaçmak için hissettiği dürtüyle etrafına bakınmaya başladı. Bir kez daha ateş ederse onu vuracağı kesindi.

“Hayır!” dedi Hatice inler gibi, daha fazla dik duramadığı için silahı indirmiş, bir yanıyla salon kapısının pervazına dayanmıştı, “Kaçmana gerek yok sana bir şey yapmayacağım!”

“Ne oluyor?” dedi Leyla panik halinde ama o sırada Hatice dizlerinin üzerine çöktü yere ve silah elinden düştü. Leyla buna da tepkisiz kalamadığı için o yana doğru yürüdü temkinle ve yerde yatan Seyhan’ı kontrol etti. Seyhan yüz üzeri yere kapaklanmış, başının etrafı kocaman bir kan gölüne dönüşmüştü. Kapüşonu hâlâ kapalı olduğundan kurşunun hemen boynunun üzerinden girdiği yerdeki kan lekesi görünüyordu.

Öğürecek gibi olunca gözünü ondan kaçırdı ve yeniden Hatice’ye odaklanmaya çalıştı, neyin içine düşmüştü böyle. Ayağıyla yerdeki silahı uzağa itmeyi akıl ettikten sonra Hatice’ye doğru eğildi.

“Pencerenin altında iki çanta para var.” dedi Hatice inleyerek, “Sakın ön kapıdan çıkma, üzerindekileri çıkarıp bir yerlere bırak, fazla bir yere dokunma artık polis bu işin içinde say. Yatak odası yukarıda, üzerine uygun bir şeyler giy, parmak izi bırakma!” dedikten sonra kolunu zorla kaldırıp, çalışma odasının yerini gösterdi, “Şu odaya gir, açık pencereden çık çuvalları al ve bahçeden atlayıp git buradan!”

“Ambulans çağırmalıyız!” dedi Leyla.

“Üzerini değiştir kameralar seni çekmiş olmalı içeri bu kıyafetle girenin Seyhan olduğunu sanmalılar. Ve gerçekten salak bir kızsın sen! İhtiyacın olduğunu biliyorum, benim artık şansım kalmadı yaşasam bile hapse gireceğim, inan ölmeyi tercih ederim. Kimse seni bilmiyor. Herkes bu işi Seyhan ile yaptığımı sanacak. Olur da polisler geldiğinde yaşıyor olursam da böyle söyleyeceğime söz veriyorum!” dedikten sonra ağzında köpüren kanlarla öksürmeye başladı.

“Burası Seyhan’ın evi değil mi?” dedi panikle.

“Hayır bu evi soyduk bu gece!” dedi ve yere kapaklandı.

Leyla iyice paniğe kapıldığından beyni durmuştu. Hatice’nin doğrulamayacağını anlayınca, söylediklerini aceleyle yapmaya başladı. Üzerindeki kıyafetleri çıkarıp Seyhan’ın sırt çantasının yanına bıraktı, çamaşırları ile dizleri titreyerek yukarı koştu kapısı açık odadan girdi ve atletinin eteğini eline sararak gardırobu açıp, ne olduklarına bakmadan kolayca giyilecek bir şeyler bulup giyindi. Gülsüme hanım zayıf olduğundan kıyafetler ona olmuştu. Sonra panik halinde üzerine giydiği triko ile gardırobun dokunduğu yerini yeniden sildi ve yeniden aşağı koştu. Hatice’ye baktı hareketsiz bıraktığı gibi duruyordu. Nefesi kesilecek kadar korktuğu için çalışma odasına girdi, açık pencereyi görüp dışarı atladı. Çantalar Seyhan’ın bıraktığı yerde duruyordu, çeke çeke bahçe duvarına sürükledi ve yerlerinden zorla kaldırarak dışarı atıp kendisi de atladı. Çantalardan birinin ağzı açık olduğundan içindeki paralar görünüyordu. Seyhan’ın onun için hazırladığı çantayı alamamıştı. İki koca çantayla nasıl gideceğini bilemeden sokağın bir altına bir üstüne baktı bir süre ve sonra yürümeye başladı. Arabaların ve insanların çoğaldığı caddeye gelince oraya kadar nasıl geldiğine kendisi bile inanamıyordu.

Az önce bir cinayete tanık olmuş, Hatice’nin de öldüğünü görmüştü. Çalışma odasına girerken Gülsüme hanımın cesedini de gördüğü için iyice beyni dönmüştü. Ne o evin sahibini, ne Hatice’yi ne Seyhan’ı biliyordu ama hepsi de o evde cansız bir şekilde yatıyorlardı ve yakalanırsa üçünü de onun öldürüp bütün planı onun yaptığını sanacaklardı. Tir tir titreyerek öylece duruyordu valizlerin yanında. Paraları bırakıp gitse, o zaman tefeci Aliye hanımın peşine düşecekti. Zavallı Hasan ve Gaye’ye ne olacaktı?

“Hemen gitmemiz gerekiyor!” dedi kendini yatıştırmaya çalışarak ama nereye? Tefeci peşlerine düşmez miydi? Ne demişti Hatice “Kimse seni bilmiyor!”

Evet kimse onu bilmiyordu herkes onun Seyhan olduğunu sanacaktı. O halde kaçmasına gerek var mıydı?

“Var evet!” diye yanıtladı kendini. Tefecinin parasını Aliye hanıma bırakmaya karar verdi, bir sürü paraları vardı artık. Hasan ve ona yetecek kadar bir sürü para bırakacaktı ikisine. Bir ev alıp, yaşayacakları ve tefecinin borcunu ödeyebilecekleri kadar çok para. Kalan parayla da Gaye’yi alıp oyalanmadan buralardan gidecekti. Borcu ödeyince tefeciler Aliye hanımı bir daha rahatsız etmezdi. Onları bırakmak istemiyordu ama şimdilik aklına ancak bu gelmişti.

“Yok yok öyle olmaz!” diye azarladı kendini, tefecinin parasıyla bir müddet yaşayacakları kadar para bırakır, gidip bir yerde yaşam kurar, sonra tefeci parayı alınca haberleşip onları da yanına alırdı. Bu çözüm içini daha çok rahatlattı ama titremesi bir türlü kesilmiyordu. Yürüyen insanların bir kaçının endişe ile ona baktıklarını görünce çok dikkat çektiğini düşünüp yeniden panikledi ve hemen çantaları kaldırıp hızlı hızlı yürümeye başladı. Evden iyice uzaklaştıktan sonra daha fazla dermanı kalmadığı için durup biraz soluklandı. Çantalar gerçekten çok ağırdı ve tutma yerleri ellerini kesmeye başlamıştı. Saat geç olduğu için toplu taşım araçlarının çoğu çalışmayı bırakmıştı. On dakika durup dinlendikten sonra çantaları alıp yeniden yürümeye başladı. Aliye hanıma olanları anlatamazdı O kadar saf bir kadındı ki, o Gaye’yi alıp gittikten sonra ağzından bir şey kaçırması içten bile değildi.

“Evet!” diye onayladı kendini yüksek sesle, “Aliye hanıma ve Hasan’a hiç bir şey söylemek yok!”

Eve varması bir buçuk saati buldu. Binanın önüne geldiğinde yorgunluktan bayılmak üzereydi. Başını kaldırıp ışıkların yanıp yanmadığını kontrol etti. Hasan erken uyuduğundan, Aliye hanım da onunla uyurdu normalde ama bu gece endişeli olduğu için beklemiş olmasından korkuyordu.

Sessiz olmaya çalışarak valizleri yukarı çıkardı. Kan ter içinde kalmış, yorgunluktan ve açlıktan tansiyonu iyice düşmüştü, duvara dayanıp, boynuna astığı çantasından anahtarını çıkardı ve sessizce çevirerek kapıyı açtı. İçeride bir hareket yok gibiydi. Ayakkabılarını çıkarıp, parmaklarının ucuna basarak çantaları kendi odasına götürdü. Kapıyı arkasından kapatıp, bir şeyler ağzına atmak için mutfağa gittiği sırada, Aliye hanımın odasının kapısı açıldı ve kadıncağız endişeyle “Nerelerdeydin?” diye sordu.

“Bu gün mesaiye kaldım Aliye teyze, patronun misafirleri vardı!”

“Bu saate kadar işte miydin?” dedi Aliye hanım şaşkın şaşkın.

“Evet! Tansiyonum düştü de bir şeyler atacağım ağzıma” demeye kalmadan artık ayakta duracak hali kalmadığı için yıkılıverdi.

Aliye hanım panikle yanına gelip onu doğrulttu ve kanepeye oturttu. Hasan çoktan uyumuştu. Leyla’nın yüzü kağıt gibi bembeyazdı. Buz gibi terlemişti, hemen içeri koşup bir çay bardağına dolaptaki yoğurttan koyup üzerine bolca tuz serpti ve karıştırıp sulandırmadan kaşıkla Leyla’ya yedirdi.

“Kızım iyi misin? Ne oldu sana? Bu saate kadar çalışılır mı aç aç? Şu haline bak!” dedi endişeyle.

Eve gelene kadar vakit neredeyse gecenin üçü olmuştu. Leyla bir şey söylemeden kanepede bir cenin gibi büzüldü, “Ablam iyi mi?” diyebildi sadece.

“İyi!” dedi Aliye hanım ve Leyla gözlerini kapatıp kendinden geçti.

(devam edecek)

Yorum bırakın