Yeni Hayat – Bölüm 18

Seyhan, Gülistan hanımın hareketsiz bedeninin üzerinden kalktığında elleri onun kanına bulaşmıştı.

“Lanet kadın!” diye söylendi kendi kendine ve büyük bir soğuk kanlılıkla mutfağa gidip bıçağını ve ellerini yıkadı. Kapüşonlu montunun kol uçlarına da hafif kan bulaştığı için onları içeri kıvırdı ve alnındaki teri silerek yeniden buz dolabının kapağını açtı ve soğuk bir içecek alıp, çalışma odasının kapısının önüne geldi. İşin boyutu değiştiğinden durup biraz düşünmesi gerekiyordu. Boğuşmanın etkisi ile bozulan nefesi yeniden toparlanırken, içeceği açıp tepesine dikti. Ağzını kolunun tersiyle silip, içecek kutusunu Gülsüme hanımın yanına doğru fırlattı ve “Senin hatan!” dedi yatan kadına, “Zıbarıp uyumuş olsaydın, şimdi nefes alıyordun! Ben de çoktan çektirip gitmiştim!”

Kadın öldüğü için polis Hatice’yi sorguya alacaktı tabi. O geri zekalı kız da korkudan bülbül gibi ötüp onu ele verecekti. Bunun anlamı açıktı. Ortadan kaybolmadan önce Hatice’yi ortadan kaldırması gerekiyordu. Böylece Gülsüme hanımın ölümünü onun üzerine yıkabilirdi ama iki cesedin yakın saatlerde ölmüş olması gerektiğini hesapladığından Hatice’yi bir an önce halletmesi lazımdı. Telefonunu çıkarıp, Hatice’ye “Bir aksilik oldu eve gelsen iyi olur konuşmalıyız!” yazdı. Sonra salak kız yaşadıkları eve giderse diye “Çalıştığın eve!” yazdı.

Hatice’nin gözü zaten telefonda olduğundan Seyhan’ın mesajını okuyunca gözleri fal taşı gibi açıldı. Nasıl bir aksilik olmuş olabilirdi?

Leyla onun tepkisinden ters giden bir şeyler olduğunu anladı ama Hatice bir şey söylemeyince o da soramadı.

“Haydi kalkalım artık geç oldu!” dedi Hatice planladıkları gibi ve hesabı ödeyip, kafeden çıktılar. Hatice’nin aklı Seyhan’da kaldığı için Leyla’ya hiç bir şey söylemeden hafifçe el salladı ve dönüp yürümeye başladı. Leyla planın devam ettiğini düşündüğü için el sallayarak ters yöne doğru yürüdü. Şimdi gidip umumi tuvalette üzerini değiştirmesi gerekiyordu. Seyhan’ın onu tembihlediği üzere acele etmeden ağır ağır yürümeye devam etti.

Seyhan’ın kafası ışık hızında çalışmaya devam ediyordu. Hatice’yi öldürse bile ev arkadaşının hırsız olduğu ve parayı onun çaldığını kolaylıkla tahmin edeceklerdi. Katilin Hatice olduğunu düşündürmeyi başarsa bile hırsızlığı onun yaptığını bulmak için deha olmak gerekmiyordu. Zaten parayı alıp kaçacaktı ama uzun süre saklanıp da bir başka yerde parayı yiyemeden sefil olmaya niyeti yoktu. Elinde hâlâ Leyla gibi bir avantaj vardı. Biraz daha düşünürse hırsızlığı da ona yıkıp bu işten yırtmanın bir yolunu bulabilirdi.

Hatice telaşla eve yaklaşırken ön kapıdan mı girse yoksa Seyhan’ın izlediği yoldan mı girse emin olamadığı için durup ev arkadaşına mesaj attı.

“Camdan gir!” yazdı Seyhan kısaca. Hatice bahçeye girip çantaları camın altında görünce en azından parayı almış olduklarına sevindi. Bir an için iki çantayı da sessizce alıp kaçmak aklına gelse de Seyhan gibi bir belaya bulaşmaktan çekindiği için yapmadı ve bacağını atıp camdan içeri tırmandı. İçeri girer girmez karşı duvardaki kasanın açık durduğunu gördü ama Seyhan ona daha fazla fırsat vermeden başına evdeki bronz heykellerden biri ile vurup yere yıktı. Sonra onu koltuk altlarından tutup Gülsüme hanımın yanına sürükledi. İkisine birden planına uygun bir pozisyon verdikten sonra kendi bıçağını yeniden Gülsüme hanımın yarasına sokup, onun eline tutuşturdu. Kendi parmak izlerini Hatice gelmeden bıçaklardan silmişti. Elindeki bezle daha önce tuttuğu ekmek bıçağını da alıp, Hatice’nin eline tutturdu sonra az önce düştüğü yere geri koydu. Hatice’nin hâlâ yaşadığını biliyordu. İkisinin birbirini yaralayıp kan kaybından gitmiş olmaları gerektiği için Gülsüme hanımın elindeki bıçağı bezle alıp, Hatice’nin karnına bir kaç kere sapladı. Kafasına vurduğu şeyle uzunca süre ayılamayacağı için gözlerini açamadan kan kaybından gitmiş olacaktı. Ayağa kalkıp ikisine de baktı ve yarattığı tablodan hoşnut bir şekilde telefonunu çıkardı ve ona verdiği hattan Leyla’yı aradı. Leyla tuvalete girmiş üzerini değiştirmiş çıkmak üzere olduğu için telefon hâlâ ondaydı. Endişeyle telefona baktı ve kulağına götürüp “Alo?” dedi.

“Sana vereceğim adrese gel, paranı hemen vereceğim!” diyerek kapattı Seyhan ve evin konumunu hemen Leyla’ya gönderdi.

Leyla parayı hemen alabileceğini duyunca heyecanlanmıştı ama neden onu acil durum olursa arayacağını söylediği telefondan aradığını anlayamamıştı. Hatice’nin ayrılırken ki tuhaf davranışları da aklına gelince yeniden tedirgin olmaya başladı. Ona Gülsüme hanımın evinden kimse bahsetmediği için gittiği yerin hırsızlık yapılan ev olduğunu bilmiyordu. Seyhan da bir şey söylemediği için adrese gelince doğrudan ön kapıya gidip zile bastı.

Bu kadar büyük ve güzel bir evde yaşayan birinin neden pis işlere bulaştığını düşünürken, onun bir kleptoman olabileceği ihtimali aklına geldi. Üzerini değiştirip yeniden kendi olmuştu ve Seyhan’ın da istediği buydu. Hatice Seyhan’ın benzeri ile bu işi planlamış ve suçun Seyhan’ın üzerine kalacağını düşünmüş olacaktı. Leyla’nın bu eve geldiğini kameralar çekmişti. O kapıyı açarken görünmemiş arkasında kalmıştı. Şimdi onun parasını verip yollayacak böylece Leyla evden paralarla çıkıp kendi evine gidene kadar bir sürü sokak kamerasına yakalanacaktı. O da kalan çantalarla görünmeden kaçacağı için tüm parayı Leyla aldı sanacaklardı. O da paralarla planladığı gibi uzaklaşacaktı. Yine dikkat çekmemek için istediği gibi yaşayamayacaktı bir süre ama hiç değilse bu suçun içinden adını sıyırmış olacaktı. Onu en çok ifadesini almak için arayacaktı polis ama bulamayacaktı tabi. O kadar riske girmeye hiç gerek yoktu. Onlar Leyla ile oyalanırken belki yurt dışına kaçmanın bir yolunu bulur, komple sıyrılırdı. Çantalardaki para ve ceplerindeki mücevherler ömür boyu çalışmadan yatmasına yetecek kadardı. Gülsüme hanımın yatak odasına çıkıp, büyük bir çanta buldu ve Leyla’ya vermek için ve yeniden kasaya girip, içine saymadan deste deste paraları doldurdu. Kendi iki büyük valiz doldurmuş, bir de bu çantayı doldurmuştu ama içeride hâlâ para kalmıştı. Aklı kalmış olsa da aç gözlülük edip taşıyamayacağı yükü almak istemediği için iç çekerek çıktı kasadan. İnandırıcı olması için içeride Leyla’yı biraz oyalaması gerekiyordu.

Kocaman evin salonuna henüz hiç biri girmemişlerdi. Leyla gelince etrafa bakmasına fırsat vermeden onu hemen salona götürdü.

“Burada mı yaşıyorsun?” dedi Leyla şaşkınlıkla etrafa bakarken.

“Evet!” dedi Seyhan, “Ailem çok zengin ama babamdan intikam almak için böyle şeyler yapıyorum!”

Leyla bir şey söylemedi bu sözlere, “Param nerede?” diye sordu dönüp, bir an önce parayı alıp eve gitmek ve sonra tefecinin parasını ödeyip, tüm olanları arkasında bırakmak istiyordu.

Seyhan başıyla hemen sehpanın yanında yerde duran para çantasını işaret etti.

“Şimdilik seninle işimiz burada bitiyor. Hiç tanışmadık, hiç karşılaşmadık. Daha sonra benzerliğimizi kullanacak bir plan yaparsam gelir seni bulurum!” dedi sonra gülerek.

“Asla!” dedi Leyla, “Bir daha asla seni görmek istemiyorum!”

“Hayat sürprizlerle dolu değil mi? Bakalım başımıza neler gelecek bu maceradan sonra? Bir şey içer misin?”

“Hayır hemen buradan gitmek istiyorum!” dedi ve çantaya uzandı.

“Birbirimizi biraz tanımak için fırsatımız var bak! Bu benzerlik hiç ilgini çekmiyor mu? Belki babam anneni bir yerlerde halletmiştir ha? “

“Kapa çeneni!” dedi Leyla ters ters, “Umurumda bile değil bu benzerlik! Ayrıca sandığın kadar da benzemiyoruz!”

“Yalancı! Kendini pamuk prenses kadar masum sandığın için bana benzediğini ret ediyorsun! Tamam ikiz değiliz ama benziyoruz işte! Çok yakından bakmadığı sürece herkes bizi aynı kişi zanneder! “

(devam edecek)

Yorum bırakın