Hatice konuşmaktan yorulduğu için ara vermiş tabağındaki bitiriyordu. Seyhan kalkmaları gerektiğini haber verecek bir mesaj atacaktı. Telefon cebinde durduğu için her titrediğinde Seyhan mesaj atıyor sanıp, kontrol ediyordu. Hatice yemeğe odaklanınca, Leyla konuşmaya kendi devam etmesi gerektiğini anladı ve çocukluğunda annesinin onlara anlattığı bir hikayeyi anlatmaya başladı. Hatice Seyhan tuvalete gittiğinden beri avucuna kıstırdığı saçı kendi tabağına bırakmış, garson kıza gelmesini işaret ediyordu. Planın dikkat çekme aşamasına gelmişlerdi. Hatice kıza kılı gösterip, dikkatsizliklerinden şikayete başlayınca, Leyla’da onu destekleyen bir kaç cümle kurup öğürüyormuş gibi yaptı. Garson kız müşterilerin bu tür hallerine alışık olduğunu belli edercesine hemen tabağı alıp, yüzüne tatlı bir gülücük kondurdu ve tabağı yenileyeceğini bunun için ücret almayacaklarını söyleyip gitti. O gittikten sonra yan masaların dikkatini üstlerinde tutmak için kendi aralarında biraz daha yüksek sesle şikayet edip, sessizleştiler. Hatice işaret edince, Leyla yine aynı hikayeyi anlatmaya başladı. O sırada Hatice’nin tabağı yenilenince, o da tabağına odaklandı. Leyla konuşmayı pek sevmediğinden kendi sesinden sıkılıyordu o sırada ama Hatice yeniden söz alana kadar boş boş durmamak için anlatmaya devam etti. Hatice masadaki kürdanla dişlerini karıştırırken konuşmaya başlayınca derin bir nefes çekip, elini şakağına dayadı ve onu dinlemeye başladı. Bu defa anlatılan Hatice’nin bir arkadaşı ile sevgilisinin başına gelenlerdi. Oğlan kızı önüne gelen herkesle aldatmıştı. O konuşurken Leyla’nın aklına annesi ve Enver bey geldiği için yüzünde oğlana kızıyormuş gibi bir ifade kendiliğinden belirmişti.
Seyhan iki çantayı da ağzına kadar doldurmuş, kasanın dışına sürüklüyordu. Gülistan hanım üç sayfayı okuduğu halde henüz uyuyamamıştı. Uyku ilacını içip içmediğini hatırlayamadığı için komodinin üzerindeki kutuyu kontrol etti. Bardağındaki su da yarımdan aza düştüğüne göre içmişti. Polisiye romanın yarattığı heyecandan sonra üç sayfa sıkıcı kitap işe yaramamıştı. Sıkıntıyla uzanıp kumandayı aldı ve televizyonu açtı yeniden. Aklından romanın heyecan verici sonunu silip, televizyon ve sıkıcı kitap rutinine baştan başlamaya karar vermişti. Böylece bedeni şartlandığı tepkiyi verecek ve uykuya dalacaktı. Göz ucuyla komodinin üzerindeki cep telefonunun ekranındaki saate baktı ve sonra yeniden televizyona bakmaya başladı. Saat biraz daha ilerlediği için onun her zaman kanal atlayarak baktığı yayın kuşağı farklılaşmıştı. Bir anda haberler karşısına çıkınca bekleyip, bir kaç haberi dinlemeye karar verdi. Bir çocuğun öldürülmesini konu alan haber, arkasından bir trafik kazası ve karısını sokak ortasında öldüren bir adamın haberi başlayınca sinirlenip kanalı değiştirdi. Mümkün olduğu kadar şiddet dolu haberler ve filmler izlemekten uzak duruyordu. İzlediği haberlerle kalbi yeniden hızlı hızlı atmaya başlayınca, ılık bir süt içmenin iyi bir fikir olduğunu düşündü ve televizyonu yeniden kapattı. O sıkıcı kitaptan üç sayfa daha okumayı içi hiç almıyordu.
Televizyon yeniden kapandığında, Seyhan çantaları girdiği pencerenin önüne kadar çekmişti. Yukarıdaki ses kesilince kadının ışığı kapatıp yattığına kanaat getirdi. O uykuya dalana kadar bekleyebilir kendini daha güvene alabilirdi ama zaten işin ucuna geldiği için hızlıca çıkıp gitmenin daha akıllıca olduğuna karar verdi. Gülistan hanım terliklerini giymeye üşendiği için halı kaplı merdivenden yavaş yavaş aşağı iniyordu o sırada. Seyhan odanın açık bıraktığı penceresinden birinci çantayı aşağı yavaşça bıraktı. Tam ikinciyi kaldırıp pencerenin pervazına dayadığı anda içeriden gelen tıkırtı ile irkildi ve refleks olarak eli her ihtimale karşı sütyenine sıkıştırdığı bıçağa gitti. Para dolu çanta dengede değildi. O ani bir hareketle bir elini boynundan içeri sokunca diğer eli çantanın ağırlığını dengeleyemedi ve çanta içeri doğru kayıverdi. Bir bacağını çanta yere düşmesin diye duvara hızla dayayınca, ayağının altında kayan halı yüzünden halının kenarında duran süs sehpası salandı ve üzerindeki biblo tıngırdayarak önce yana devrildi sonra da yuvarlanıp halının üzerine düştü. Buzdolabının kapağını açmış, Hatice’nin sütü nereye koyduğunu görmeye çalışan Gülistan hanım, devrilen biblonun sesini duyunca olduğu yerde durup nefesini tuttu. Bir ses duyduğuna şüphesi yoktu ve ses kasa odasından geldiği için bedeninin tüm alarmları devreye girmişti. Az önce okuduğu polisiyenin son sahnesi de katille karanlık bir evde yüz yüze gelen bir kadını anlattığından, beyni bastırmaya çalıştığı tüm paniğini devreye sokuverdi.
Seyhan bir an önce kaçmak için boynundan içeri soktuğu elini hızla çekince çanta da bacağının üzerinden içeri yuvarlandı ve az öncekinden daha büyük bir ses çıktı. Bu arada ceplerine doldurduğu bir kaç mücevher de parke zemine düşüp ses yapmıştı.
“Hay aksi!” diye söylendi kendi kendine. Çantayı toparlayıp dışarı atmak için yeniden kaldırdığı sırada, mutfak çekmecesinden kocaman iki ekmek bıçağını ellerinde tutan Gülsüme hanım odaya girip, elektrik düğmesine basınca, yüz yüze geldiler. Seyhan çantayı dışarı doğru itip, elini yeniden içine soktu ve getirdiği bıçağı hışımla çıkarıp kınından kurtardı ve korkudan gözleri fal taşı gibi açılmış yaşlı kadına doğru sıçradı. Dışarı da atlayıp kaçabilirdi ama kadının onu görmesi hiç iyi olmamıştı. Onu sağ bırakıp çıkarsa zaten çoktan kendilerini ele vermiş olurlardı. Hırsızlık işiydi ama katil potansiyelini kullanmak daha önce hiç bir işinde gerekmemişti. Gülistan hanım bir maymun gibi masanın üzerine basıp önüne sıçrayan bedenden korunmak için ellerinde tuttuğu bıçakları ileri doğru uzatıp şuursuzca savurmaya başladı.
“Sen de kimsin defol buradan!” diye bağırıyordu bir yandan, Seyhan evde kimse olmadığını bildiği için bağırdığını sanan kadının cılız sesini kimsenin duymayacağından emin, kazara bıçaklardan birine denk gelmemek için sağa sola doğru kaçıyordu. Gülistan hanım hemen arkasında duran kapıdan çıkmayı hesapladığından bir yandan bıçakları savurarak Seyhan’ı uzak tutmaya çalışıyor, diğer yandan da geri geri gidiyordu. Ayağı eski model evin eşiğine takılınca dengesini kaybetti ve bıçakları savurmaya devam ederek arka üstü düştü, Onun düşmesinden faydalanan Seyhan hemen üzerine atılıp, iki bileğini de kadının canını iyice yakacak şekilde bükerek bıçakları düşürmesini sağladı. Bu arada kendi bıçağı ağzında dudaklarının arasındaydı.
Gülistan hanımın kalbi ve nefesi o kadar hızlanmıştı ki ağzını açıp bir şeyler demek istese de artık sesi çıkmıyordu. Seyhan kendi bıçağını olaya karıştırmak istemediği için kadının bileklerinden birini hızlıca bırakıp yerdekini alacağı sırada, Gülistan hanım bıçağın olduğu yana dönerek onu üzerinden atıverdi. Seyhan toparlanmaya çalışırken de yerdeki diğer bıçağı eline almıştı. Can havliyle kendisi de nasıl yaptığını anlamadığı bu çevik hareketten sonra ayağa Seyhan’dan önce kalkmayı başarmıştı. Seyhan yere düşünce ağzında tuttuğu bıçak dudak kenarlarını kestiği için çenesinden kan damlıyordu.
“Seni yaşlı cadı!” diye hırlayarak o da ayağa kalktı. İkisi de birbirlerine dönük ellerinde bıçaklarla duruyorlardı. Şimdi biri kendisinin biri ekmek bıçağı olmak üzere Seyhan’ın elinde iki bıçak vardı. Büyük bıçağı seri bir hareketle öne doğru uzatan bir hamle yapınca, Gülistan hanım da yana kaçıp, bıçağı savurdu ve Seyhan’ın öne uzattığı kolunda bir kesik açıldı. Yaşlı kadının ikidir elinden kaçıp onu yaralaması iyice sinirlerini bozan Seyhan yerinden sıçrayarak kadının üzerine atladı ve ikisi birden yere düştüler. Ancak o sırada Gülistan hanım yine şans eseri bıçağı ileri savurmuş, bıçak bu kez da Seyhan’ın karnının hemen yanında bir kesik açmıştı. Acıyla inledikten sonra elindeki kendi bıçağını kadının kalbinin olduğu yere doğru soktu ve nefesi kesilene kadar onun yüzünün acıdan şekilden şekle girmesini seyretti.
(devam edecek)