Seyhan, Leyla’yı uzaktan izlemeyi hiç kesmediği için çalıştığı yeri de öğrenmişti. Yeniden ortaya çıkmak için uygun zamanı kolluyordu ki, Leyla ondan önce davranıp aramış oldu. Tefecilerin kapıya dayanması ile Leyla’nın artık gücü tükenmişti. Bir kaç saat bir yerde oturmakla para kazanabilecekse bunu denemekten başka çaresi yoktu artık. Bütün gün kafası milyon düşünce ile çalıştıktan sonra, Seyhan’a gün içinde mesajla söylediği yerde olmak için dükkandan çıkar çıkmaz onunla burun buruna geldi.
“Senin ne işin var burada?” dedi şaşırarak.
“Ne oldu canım ürktün mü? Ben bir şeyi kafaya takarsam yaparım. Haydi yürü benimle, ben seçeceğim nerede konuşacağımızı!” dedi Seyhan ukala ukala. Kafasını yine o koca kapüşonu ile kapatmış, yüzü gölgelerin içinde görünüyordu. Normalde böyle dolaşmasa da, Leyla ile benzerliklerini iş bitmeden keşfeden olsun istemiyordu. Beklerken bütün planı, incelikleri ile yapmıştı. Hedefe odaklandığında yıllarca bekleyecek kadar sakin ve sabırlı olabiliyordu.
On dakika yürüdükten sonra ağaçlık bir parka girdi hiç tereddüt etmeden ve en kuytu yerdeki bankı bulup oturdu. O oturunca Leyla’da peşinden gelip karşısında durmuştu. Ona da başıyla oturmasını işaret edince, o da mecburen ilişti bankın bir ucunca.
“Anlaşılan ahlak ve gururunu hiçe sayacak kadar zor duruma gelene kadar bekledin!” dedi Seyhan gülerek.
“Bu seni hiç ilgilendirmez, işi anlat, henüz karar vermedim!” dedi Leyla sert sert.
“Atar yapacak halde değilsin güzelim!” dedi Seyhan yine dibine kadar girerek, “Bu saatten sonra o parayı istiyorsan ben ne dersem onu yapacaksın. Bir yamuğunu görürsem evini de biliyorum haberin olsun. Hangi sıçan deliğine girersen gir, gelir seni bulurum”
“İşi anlat dedim!” dedi Leyla hiç istifini bozmadan, artık kaybedecek bir şeyi kalmadığını düşündüğünden umursamıyordu Seyhan’ın tepeden bakan tavırlarını da tehditlerini de.
“Kes bağırmayı!” dedi Seyhan elini savurarak, “Bu işte patron benim, sen sadece sana söylediğim yerde gidip bir kaç saat arkadaşımla oturacaksın. Senin işin o kadar!”
“Sen ne yapacaksın?”
“Seni ilgilendirmez! İş bitince seni bulup paranı vereceğim!”
“Seni bulup ne demek? Paramı baştan ver!”
“O kadar param olsa böyle iş çevirmezdim herhalde değil mi geri zekalı. Senin paran da bu işten gelecek!”
“Sana neden güveneyim?”
“Ben sana neden güveneyim. Ya parayı alır gelmezsen ne olacak?”
“O zaman birazını ver?”
“Birazını alıp gelmezsen ne olacak? Zaten arkadaşımla oturacaksın! Tek yapacağın bu, hiç bir riski yok yapacağın işin. Beni bulamasan bile ne kaybedeceksin ki düşün? Ama sen gelip orada oturmazsan ikimiz de kaybederiz!”
“Ya suçu benim üzerime yıkarsan ne olacak?”
“Sana bir suçtan bahsettim mi?”
“Para alacaksın işte bir yerden söyledin ya? Hırsızlık!”
“O senin kurgun tatlı kız! Bu işte risk yok demiyorum zaten ben sana. Parayı istiyorsan yapacaksın, o kadar! İstemiyorsan oyalama beni de planı değiştireyim! Seni kimse bilmiyor olacak. Kafede oturan arkadaşımın karşısında benim olduğumu sanacaklar. İkimizi birlikte bilen benzerliğimizi fark eden hiç kimse yok. Çaktın?”
“Ne zaman peki?”
“Ben sana söyleyeceğim”
“Fazla vaktim yok hemen olsun!”
Güldü Seyhan, “Baksana bu iş bittikten sonra böyle devam mı etsek ki senle, iyi bir takım oluruz ha ne dersin?”
“Kaç lira vereceksin bana?”
“Söyledim ya dört yüz elli bin! Nakit!”
“Daha fazlası lazım!”
“Yuh! İki saat bacağını kırıp oturacaksın diye amma zorluyorsun şansını sen de!”
“Para işime yaramayacaksa niye yapayım?”
“Kaç lira lazım sana?”
“Yedi yüz!”
“Bak çaylak! Bu son isteğin anlaşıldı mı? Yedi yüz nakit, başka itiraz ve talep yok!”
“Anlaştık!” dedi Leyla elini ona tokalaşmak için uzatıp , Seyhan eline çak yapıp itti geri.
“Telefonunu kaydettim sabah, benden haber bekle!” diyerek aniden kalkıp gitti sonra. Leyla’da arkasından bir süre bakıp, eve döndü.
Aliye hanım merak etmişti olanları, Hasan annesinin telefonu ile oyun oynuyordu. Çocuk toparlansın diye telefonda istediği kadar oynamasına izin veriyordu artık. Leyla’nın gözünün içine baktı anlatsın diye.
“Bir aksilik çıkmazsa kurtulacağız!” dedi Leyla.
“Nasıl?”
“O kadar bilsen yeter Aliye teyze! Hiç soru sorma ne olur!”
“Bir yerden para mı buldun?”
“Evet, yani öyle umuyorum. Haber gelecek!”
“Kızım hem tefecinin borcu, hem ablanın ameliyatı, hem başımızı sokacak yer! Nereden buldun o kadar parayı? Başka tefeciye mi gittin yoksa?”
“Ne ameliyatı Aliye teyze, sence ablamı doktora götürmüşler midir? Hâlâ inanıyor musun o yalana? Parayı alıp gitmişler borcu da bana yıkmışlar işte!”
“Kızım başında yeterince bela var, gözünü seveyim başka işe bulaşma! Kimin telefonu yazıyordu o kağıtta?”
“Aliye teyze soru sorma olur mu?” diyerek kaçmak için ablasının odasına girdi Leyla hemen. Başına bir iş gelirse Aliye hanım ve oğlunun buna dahil olmasını istemiyordu. Seyhan’a zerre kadar güveni yoktu ama belli ki ona ihtiyacı vardı. Evini, işini biliyor olması da Seyhan tefeciden daha az tehlikeli yapmıyordu.
Seyhan iki gün sonra Leyla iş yerindeyken aradı ve akşam geleceğini söyledi. İş çıkışı buluşup yine aynı banka gidip oturdular.
Seyhan ona hangi kafeye, saat kaçta gideceğini yazdığı kağıdı uzattı. Kağıttakileri ezberleyip atacaktı. Kafede gerçek Seyhan, arkadaşı ile otururken Leyla, Seyhan gibi yüzünü saklayarak gelecek ve tuvalete gidecekti. Tuvalette birbirlerinin kıyafetlerini değiştirecekler, Leyla masaya dönecek, Seyhan da sanki sadece tuvaleti kullanmış gibi çıkıp gidecekti. O gittikten sonra Leyla ve Hatice bir sipariş daha verecekler sonra garsonun getirdiklerine kusur bulup biraz tantana edeceklerdi. Böylece kafede onların varlığını fark eden başkaları da olacaktı. Kamera kayıtlarından başka, o saatte orada olduklarını hatırlayan tanıklar gerekebilirdi. Sonra Hatice ona kalkalım diyecek ikisi birden kafeden çıkacaklar ve Hatice’nin söylediği yerde ayrılacaklardı. Leyla doğruca kendi evine gitmeyecek, Hatice’nin ona söyleyeceği yerde üzerini değiştirip, sonra gidecekti. Burası halka açık umumi bir tuvaletti.
“Hepsi bu kadar mı?” dedi Leyla.
“Yapabilirsin herhalde?” dedi Seyhan gülerek, “Oskarlık bir performans istemiyorum senden! Herkese görün yeter benim için!”
“Tamam yapabilirim!”
“Kafede görüşürüz o zaman!” diyerek elindeki telefon kartını Leyla’ya uzattı, “O gün bu kartı tak telefonuna ve sakın benim numaramı kaydetme ve beni arama! Sadece acil durum olursa kullanacağız anlaşıldı mı? Tedbir olarak yani.”
“Tamam!” dedi Leyla yine.
“Paranı almak için benden haber bekle. Umumi tuvaletten çıktıktan sonra kendi hattını geri tak ve diğerini de kaldır at! Sorun var mı?”
“Yok!”
“Eyvallah!” diyerek kalktı Seyhan, “Bana bak, bu saatten sonra yapacağın her yanlışın sonuçlarına katlanırsın! Sakın polise falan gitmeyi aklından geçirme!”
“Kendi paramın önünü niye keseyim?”
“Akıllı ol aferin!” dedi Seyhan gıcık gıcık gülerek ve ellerini cebine sokup uzaklaştı Leyla’dan.
Seyhan, Leyla’nın evine kadar her şeyini biliyordu ama Leyla onun hakkında hiç bir şey bilmiyordu. Adım Seyhan demişti ama onu da doğru söylediğini hiç sanmıyordu.
“Belki de böylesi daha iyidir!” diye mırıldandı kendi kendine ve eve döndü. Seyhan’ın planladığı iş iki gün sonraydı. Parayı alır almaz tefecilere vermek istiyordu ama adamlar geldiğinde bayıldığı için kim olduklarını, onları nereden bulacağını bile bilmiyordu. Annesi eğer o konuda yalan atmadıysa, otogar da bir otobüs yazıhanesinden bahsetmişti ama kim bilir hangisiydi? Borcu kapatmak için onların yeniden gelmesini beklemesi gerekiyordu ve bunun devam eden iki gün içinde olmaması gerekiyordu.
(devam edecek)