Yeni Hayat – Bölüm 13

Leyla işe, Hasan okula gidiyor, Aliye hanım da hem ev işleri hem de Gaye ile ilgileniyordu ama hepsi mahvolmuş durumdaydılar. Hasan’ın okulundan iki kez Aliye hanımla konuşmak için haber geldi ilk hafta. Çocuk birden bire ağlama krizine giriyor, ne olduğunu da söylemiyordu. Leyla, Aliye hanımın başına gelenleri anlatmak istemediğini anladığı için yarım gün izin alıp, gitti okula ve olanları anlattı. Hasan zaten başarılı bir çocuk değildi ve bu olay yüzünden muhtemelen bu sene sınıfını geçemeyecekti.

“En azından evden çıkıp gelmesi gerek!” dedi Leyla, “Dört duvar arasında ve bunalımın içinde daha iyi olmayacak!”

Okulun psikolojik danışmanı da bu görüşe katılınca, okulda da çocuğun ruh halini desteklemek için ellerinden geleni yapacaklarını söylediler. Öğrenciler arasında bu bilgi yayılmasın diye gizli tutulacaktı. Hasan bir de akran zorbalığını kaldıracak halde değildi.

Aliye hanım iyice içine kapanmış, sadece oğlu evde ve uyanıkken gülümsemeye çalışıyor, ona sık sık sarılıp güvende hissetmesini sağlamaya çalışıyordu. Leyla’nın onlara psikolojik destek verecek hali yoktu, işten gelince zorla yemeğini yiyor, Aliye hanım dinlensin diye ablasının ihtiyaçlarını karşılayıp, kapıyı kapatıyor ve uykusu gelene kadar onunla oturuyordu. Olan biten her şeyi ona anlattığı için çok pişman olmuştu. Gaye o günden sonra tepki vermeyi yeniden kesmiş ve kendi dünyasına çekilmişti.

Leyla polise gitmeyi çok düşünmüş dert yanmaya veya şikayet etmeye gelen kiracılarla da bu konular konuşulmuştu. Aliye hanım kendi rızası ile noterde kocasına vekalet vermiş ve satışlar yasal bir şekilde gerçekleşmişti. İki yetişkin insan birlikte kaçtılar diye polise şikayet etseler de yapılacak bir şey yoktu. Kiracılar kendi ev sahipleri ile bir orta yol bulup, yavaş yavaş binadan ayrılmaya başladılar. Herkes Aliye hanım ve Hasan’ın halini görünce onların üzerine gelmekten vazgeçmiş, başının çaresine bakmaya başlamıştı.

Uzun zamandır Açelya hanım ve kızlarına uzaktan bakıp iç geçirenlerden Leyla’nın karşısına çıkıp destek verebileceğini söyleyenlerde oluyordu tabi. Leyla biraz sıcak davranırsa onu, ablasını ve eski ev sahibine bakabilecek cömert erkekler vardı mahallede. Hatta esnafın içinden bile arsız arsız Leyla’ya sırıtanlar olmuştu. Açelya hanım herkese mavi boncuk dağıtmayı sevdiğinden, aç kedi gibi bekleyenler sahipsiz kalmış genç bir kıza sahip çıkmak için can atıyorlardı. Neyse ki mahallenin tamamı böyle değildi ve Leyla’dan yüz bulamayınca ileri gitmeye şimdilik kimse cesaret edemiyordu.

Olanları kabul edip, yaşamaya çalışmaktan başka çare yoktu, daha iyi maaşlı bir iş bulması gerekiyordu. En azından bileziklerin parası tükenince bu evde kalmayı başarabilsinler diye ama onu bile yapacak hali ve zamanı yoktu. Komşulardan hallerine üzülen bazıları gerçekten destek olmuşlar, biraz para, biraz erzak yardımı da yapmışlardı. Aliye hanımın ne kadar saf ve iyi niyetli bir insan olduğunu herkes biliyordu. Leyla işe gittikten sonra hem iyi niyetli insanlar, hem de dedikodu meraklıları eve gelip gitmeye başladılar bir süre ama sonra onların da ayakları kesildi.

Yaklaşık bir buçuk ay sonra bir akşam gümbür gümbür kapıları çalınana kadar Leyla annesinin bahsettiği mafyayı unutmuştu. Yeğen aracılığı ile evi kolaylıkla bulan adamlar, borcun ilk taksitini hatırlatmaya gelmişlerdi. Leyla onlara annesinin ve Enver beyin parayı alıp kaçtığını ve parayı onlardan almaları gerektiğini anlatmaya çalışırken, adam cebindeki senedi çıkarıp, Leyla’nın burnuna doğru uzattı.

Leyla “Evet ama bu borç..” diye açıklamaya devam ederken senetteki adını ve imzasını görünce donup kaldı. Annesi onun imzasını taklit ederek borcu kendi üzerine değil onun üzerine almıştı.

“Bu kadarı da fazla artık!” diyerek olduğu yere yığılıp kalınca, adamlar yakında yine geleceklerini söyleyip çekip gittiler.

Aliye hanım ve Hasan onu kanepeye yatırıp, kolonya ile ayıltmaya çalışsalar da Leyla’nın yeniden gözlerini açması yarım saati bulmuştu. Zavallı Aliye hanımın mafyadan ve bu borçtan haberi olmadığı için neler olduğunu anlayamamış, Leyla’nın uyanmasını bekliyordu. Leyla olanı biteni ona da anlatınca, Aliye hanım dizine vura vura ağıt yakmaya başladı. Artık kimsenin olanları kaldıracak hali kalmamıştı. Gaye’yi akşamları odada bırakmak içlerine sinmediği için tüm bunlar yaşanırken o da salondaydı ve artık gözünden yaş bile akmıyordu.

Bileziklerle durumu biraz kurtardık derken, tefeciden alınan borcu ödemelerine imkan yoktu. Adamlar bu borç için onlara fiziksel zarar vermeseler bile hukuki süreç başlatacakları kesindi. Borçlu Leyla’ydı ve haciz bile gelse alınacak hiç bir şeyleri yoktu.

Bunları söyledikten sonra gülmeye başladı Leyla, artık sinirleri bozulmuş iyice krize girmişti.

“Zavallılar alacakları canımdan başka bir şey yok!” diyor bir yandan da katıla katıla gülüyordu. Tam bir saat gülmekten yorgun düşene kadar kahkaha attıktan sonra, bağıra bağıra ağlamaya başladı ve halının üzerine cenin pozisyonunda çöküp kaldı. Hasan onun halinden o kadar korkmuştu ki annesine sarılmış öylece bakıyordu. Aliye hanım ağıt yakıyor, Leyla gülüyor ya da ağlıyordu. Bir süre sonra ev derin bir sessizliğe gömüldü. Kimsenin bir şey söyleyecek hali kalmamıştı artık. Bu hikayeden mutlu çıkmaları imkansızdı.

Leyla sabaha kadar halının üzerinde pozisyonunu hiç bozmadan öylece yattı. Aliye hanım Hasan sızınca ona sarılıp uyuyakalmıştı koltukta. Hepsi derin derin iç geçiriyor ve inliyorlardı. Gaye sandalyesinde boşluğa bakarak öylece duruyordu. Nefes almasa onun cansız bir manken olduğunu sanabilirdi gören.

Gün doğduktan sonra Leyla bir anda canı yanmış gibi fırladı yattığı yerden ve koşarak odasına gidip gardırobunu karıştırmaya başladı. Uzun süredir giymediği pantolonu, askısından kaymış ve dolabın gerisine düşmüştü. Aliye hanım da onun halini görünce korkmuş ve oğlunu yavaşça yana kaydırıp peşinden gitmişti. Hepsinin ruh hali bozuk olduğundan kızın kendine bir şey yapacağından korkmuştu bir anda. Onu gardırobun dibinden çıkardığı pantolona hayran hayran baktığını görünce aklını oynattığını düşündü hemen. Leyla bir hışımla pantolonun cebini karıştırdı ve aradığını bulunca da onu odanın bir kenarına fırlatıp, elindeki kırış kırış olmuş kağıdın üzerindeki yazıları okumaya çalıştı pencereye yaklaşıp. Uzun zaman önce Seyhan’ın eline sıkıştırdığı telefon numarası hâlâ okunabilir durumdaydı.

“Bu var ya!” dedi Aliye hanıma dönüp, “Tek kurtuluşumuz olabilir!”

Henüz faturasını ödemediği telefonunu buldu içeri dönüp ve saatin kaç olduğuna aldırmadan çevirdi numarayı.

Akşamdan kafası güzel olan Seyhan telefonun sesiyle açtı bir gözünü.

“Hangi densiz lan bu?” dedi kendi kendine ve yastığı başının üzerine çekip duymaza gelmeye çalıştı ama telefon üç kere daha çalıp sustu.

“Oh be!” diyerek uykuya dönmeye çalışırken telefon yeniden çalmaya başlayınca küfür ederek kalktı ve tanımadığı numaraya bakıp, “Bu saatte kim bu şimdi?” diye homurdandı ama açtı yine de, “Ne var?”

“Seyhan hanımla mı görüşüyorum?” dedi karşıdaki ürkek ve zayıf ses.

“Hanım mı?” diye kahkaha attı Seyhan, “Ta kendisi! Sen kimsin?”

“Leyla ben, hastanede karşılaşmıştık!”

Seyhan’ın uyuyan beyni ayıldı hemen ve ayağa kalktı, “İşi kabul ediyor musun?”

“Konuşmamız gerek!”

“Tamam! Neredesin geleyim hemen!”

“Akşam sana mesaj atacağım yere gelirsin!”

“Anlaştık güzelim!” dedi Seyhan ve sevinçle gidip Hatice’yi uyandırdı

Aliye hanım neler olduğunu anlayamadığı için bakıyordu Leyla’nın yüzüne bir şeyler anlatsın diye ama Leyla şimdilik ona bir şey söylemek istemedi.

“Bu akşam geç kalırım, sonra anlatırım gelince!” dedi.

“Olur!” dedi Aliye hanım mecburen ve mutfağa çayın suyunu koymaya gitti. Leyla bir saat sonra işe gitmek zorundaydı. Hasan da okula gitmeliydi ama çocuğun bu ruh haliyle uyanabileceğini hiç sanmıyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın