Yeni Hayat – Bölüm 11

Açelya hanım daha bu eve yerleşir yerleşmez kestirmişti Enver beyi gözüne, daha önce oturdukları semtlerde de yapmıştı benzer şeyleri. Bir kadının çalışıp, iki kıza bakması kolay mıydı? Kızlarını büyütmek için yaptığına kendini ikna ediyordu her seferinde. Uzun süre aynı adamla beraber oluyor, evin maddi yükünü onun sayesinde çeviriyordu. Adam hırçınlaşınca, bıkınca ya da tehlikeli olmaya başlayınca da hemen taşınıyordu o mahalleden. Bazen de Enver bey gibi evli adamlar olduklarından karıları uyanmaya başlıyordu olaya. Hiç biri Enver bey gibi aşık olmamıştı Açelya hanıma. Onların amaçları daha çok fizikseldi. Açelya hanım da aşk aramadığı için hoş tutulduğu sürece, istenileni veriyordu. Zaten kocasızdı ve onun da ihtiyaçları vardı.

Enver bey, Açelya hanımın ona pas verdiğini fark edince, doğrudan aşık olmuştu. Aliye hanım gibi saf bir kadınla yaşamaktan mı, yoksa doğuştan mı bilinmez o da saflığın sınırında bir adamdı. Açelya hanım için en kolay av olmuştu o yüzden. Aliye hanımın da saflığı sayesinde hiç bir tehlikeye girmeden bu zamana kadar gelmişlerdi. Aslında Gaye’nin başına gelenler olmasa, Açelya hanım iki kızını da evlendirene kadar Enver beyle kalabilecekleri için rahat rahat yaşıyordu ama sonra işler beklenmedik bir şekilde ters gitmeye başlamıştı. Leyla’yı evlendirse bile Gaye ile devam etmesi mümkün değildi. Onun hayata geri dönmek istememesi ve zaten bir daha yürüyemeyecek olması yüzünden onunla erkenden mezara giremezdi. Uğraşmıştı onu ikna etmek için, kızlarını her zaman bu günlere hazırlamıştı aslında o sözleriyle. Başları sıkışırsa anneleri gibi kendilerini kurtarabilirlerdi zamanı gelince. Gaye’ye Gökhan’ı elinde tutması için gerekli bütün tüyoları vermişti. Üçü de Allah vergisi bir güzelliğe sahip olsalar bile cilve akıl olmadan bir erkek yönetilmezdi. Gaye’yi evlendirip, Leyla üzerinde çalışmayı planlarken, maalesef işler sarpa sarmıştı.

Enver bey hayatı boyunca Açelya hanım gibi alev alev ve akıllı bir kadın tanımamıştı. Artık öyle bir noktaya gelmişlerdi ki, Açelya hanım bir kere göz süzse kendinden geçip onu kollarına almak istiyordu. Açelya hanım da uzun süredir bunu akıllıca kullanıyordu. Çirkin adam değildi Enver bey, karısının parası vardı, bütün gün binada olduğundan da, istedikleri zaman beraber olacak fırsatı kolayca yaratıyorlardı.

Hasan’da uyanık bir çocuk olmadığından babasının peşinde hiç dolaşmıyor, onun veya annesinin gün içinde neler yaptıklarının farkına bile varmıyordu. Varsa yoksa telefon oyunlarıydı onun için. Hızlı düşünemediğinden onların büyük bir çoğunluğunda da başarılı değildi.

O kaza gerçekleşmemiş olsa, baş başa gitmek gibi bir niyetleri hiç yoktu aslında. Rahatlarını kaçıracak bir durum yoktu çünkü ortada. Gaye’den umudu kesildikçe Enver beye ağlamaya başladı Açelya hanım, o ağladıkça Enver beyin yüreği paramparça oldu ve kaçma fikri ilk ondan çıktı. Nasıl olur, ne yaparız derken, yıllar önce izledikleri bir filmi de kendilerine temel alarak plan yapmaya başladılar. Baş başa kaldıkça, hem koklaşıyor hem konuşuyorlardı. Leyla evde olmadığı, Gaye’de odadan çıkamadığı için bunu yapacak yeterince zamanları ve ortamları da oluyordu.

Sabah gün doğmasına yakın, Hasan’ı Leyla’nın yatağına yatırıp, Aliye hanımla salona geçtiler. Aliye hanımın ağzını bıçak açmıyor olduğu yerde kurulu saat gibi bir sağa bir sola sallanıp duruyordu. Başına gelenlerin farkındaydı ama ne yapacağını, nasıl yapacağını bilemiyor, kocasının komşusuyla kaçtığını kabul etmeye çalışıyordu.

Leyla başını ellerinin arasına almış öylece duruyordu. Gaye’nin kazasından beri olanları, öncesini defalarca gözden geçiriyor, annesi ve Enver beyin arasında bir şeyler olduğuna dair hiç bir ize rastlayamadığı için bir türlü ikna olamıyordu. Sonunda işe gitme saati yaklaşınca gelemeyeceğini haber vermek aklına geldi.

“Ben bakarım istersen!” dedi o sırada Aliye hanım kendiliğinden, bir şey konuşmasalar bile onun iş yerini arayacağını anlamış, olanlara rağmen bakabileceğini söylemişti. Saf olduğu için insanlar onu aptal yerine koymuşlardı yıllarca. Oysa aptal değildi. Belki yavaştı biraz ama asla aptal değildi ya da dün geceye kadar öyle sanıyordu. Kocası ile büyük bir aşk yaşadıklarını düşünmemişti hiç bir zaman ama gözünün önünde başka bir kadınla birlikte olacağı da hiç aklına gelmemişti. Binadan hemen hemen hiç ayrılmadığı için sürekli gözünün önünde duran bir adamın ne ara bütün bunları planladığını anlayamamıştı. Hele Açelya hanımın o tatlı, içten halleri aklına geldikçe iyice aklı karışıyordu. Ağlıyor, yardımları için sürekli teşekkürler ediyor, alacağı şeye zorla ikna oluyordu. Tuttuğunu koparan, güçlü bir kadın olduğu için hayranlık duyduğu kadının kocasını onlardan kopardığı aklının ucundan bile geçmemişti. Enver beyin ona nasıl baktığına bile uyanamamıştı zavallı kadın. Enver bey, Açelya hanım kadar kıvrak zekalı olmadığı için bazen bakışlarını Açelya hanımdan geri çekmekte zorlanıyor, ona çok yakın durunca kendine zor hakim oluyordu. Bunca yıldır kocasının beden dilini bile anlayamayan zavallı Aliye hanım, kendine öyle bakılmadığı ve hissedilmediği için bunların üzerinde bile durmamıştı. Gözüyle gördüğü o davranış ve bakışların arkasına hiç bir duygu koymamıştı. Kocası da kendisi gibi yardımsever ve iyi diye onunla gurur duyuyordu. Zor durumdaki komşularına ve aile dostlarına yardımcı olmak için ne yapacağını bilemeyen harika bir adamdı o gözünde. Bir kadına duyduğu aşk ve şehvet yüzünden kuklaya dönüşmüş bir adam olduğunu kavramak şimdi zor geliyordu.

“Bu gün gidecek halim yok zaten Aliye teyze!” dedi Leyla, “Bir şeyler yapmalıyız, böyle boş boş durmak beni delirtiyor!” dedi ve telefonu alıp aradı iş yerini, evde biraz sıkıntılar olduğu için bir kaç gün gelemeyeceğini söyledi. Patronu kız kardeşinin durumunu bildiği için üstelemedi. Zaten yıllık izninden kesilecekti bu günler.

Hasan’ın da okula gitmesi gerekiyordu ama Aliye hanımın da çocuğu bu halde kaldırıp okula yollamaya hiç niyeti yoktu. Leyla telefonu kapatıp yeniden ona baktı, hangisinin hali daha kötüydü bilmiyordu. Başı çok ağrıdığı için gidip mutfaktan bir ikisine de birer su getirdi ve çekmeceden çıkardığı ağrı kesinin birini kendi içip diğerini de ona uzattı. Aliye hanım hapın ne olduğunu bile sormadan alıp içti hemen.

Polise gitmeyi de düşünmüştü Leyla ama ne diyecekti gidip, “Annem komşunun kocasıyla kaçtı!” mı diyecekti. Paraları çaldığını da söyleyemezlerdi, Aliye hanım evin satışını gönlüyle vermiş, vekalet çıkartmıştı. Bir olanları, bir olacakları, bir olabilecekleri düşünüyordu beyni. Nereye dönse umut göremiyordu hallerinde. Annesi çıkıp gelip de bunun bir şaka olduğunu söyler diye de beklemek istiyordu ama saatler geçtikte gelen giden olmadı. Kalkıp mutfağa gitti, Aliye hanım da şuursuzca kalkıp geldi.

“Bir şeyler yiyelim belki kendimize geliriz!” dedi tuhaf bir sakinlikle, iki kadın konuşmadan dolabı açıp kahvaltı hazırlamaya başladılar. Leyla ablasının tabağını hazırlayınca önce onu yedirmek için odasına girdi. Ablasının bezini değiştirdikten sonra, oturttu onu. Gaye doğrudan ona bakıyordu bu sefer.

“Özür dilerim” diyebildi Leyla, “Seni öyle sarsmamalıydım! Bir an için bilip de bana söylemediğini düşündüm!” derken baktı gözlerinin içine Gaye’nin. Hiç beklemediği bir şekilde Gaye’nin başı iki yana döndü hafifçe, “Hayır!” dediğini biliyordu.

“Doktora gittiniz mi?” dedi Leyla hemen elinde olmadan. Gözlerini iki kez kırptı Gaye.

“Yerini biliyor musun? Adını?”

Gaye’nin başı “Hayır” anlamında sallandı yine. Leyla’nın içine bir umut dolmuştu yeniden. Kim bilir belki de sadece kaçıp gitmişlerdi, paraları almamışlardı. Belki de Gaye’ye kıymamıştı annesi. Ablasının kahvaltısını yedirip, evi didik didik aramaya başladı. Doktora dair bir reçete, bir kart, fatura varsa mutlaka evde bir yerdeydi. Ablasının sağlık raporlarının olduğu dosyaları, bulduğu her yeri alt üst etti ama bir şey bulamadı.

(devam edecek)

Yorum bırakın