Açelya hanımın yüzü doktordan umduğunu bulamadığını anlatıyordu geldiğinde. Gözlerinin kırmızılığından epeyce ağladığı da belliydi.
“Şu adamla bir görüşelim en azından!” dedi annesinin tepki göstereceğinden korkarak, “Konuşmakla ne kaybedeceğiz ki?”
Açelya hanım bir şey söylemeden derin bir iç geçirdi sadece. Leyla’da annesini daha fazla bunaltmamak için kalkıp mutfağa gitti. Yemekler sıcaktı zaten, iki tabağa koydu getirdi sofraya.
“Ben yemeyeceğim!” diyerek kalkıp odasına gitti bu defa annesi. Tek başına oturup kaşıkladı sessizce o da. Enver beyle konuşup, o tefeciyle kendisi konuşmalıydı mutlaka ama hem annesini, hem Aliye hanımı hem de Hasan’ı atlatarak nasıl yapacaktı bunu bilmiyordu. Tabağını kaldırıp, Gaye’nin odasına girdi. Gaye’yi yatağa yatırmıştı Açelya hanım, belli ki banyo da yapmıştı, mis gibi kokuyordu saçları. Yatağın yanına oturup, ayaklarını uzattı o da ablasının yanında. Bu tefeci olayından ona bahsetmeye hiç niyeti yoktu. Açık televizyondaki diziye baktı biraz, bir şey anlamadı hiç seyretmediği için. Sonra sessiz kalmamak için küçükken oynadıkları oyunlardan anlattı ablasına. Gaye iyi olsa hayat daha kolay olacaktı hepsi için, kendisi için de öyle olacaktı ama bu Gökhan’ı nasıl sevdiyse artık ya da nasıl umudunu kaybettiyse geri gelmek istemiyordu hayata. Elini, kolunu kullanabileceği halde hareket ettirmediği için bacakları gibi onlar da zayıflıyordu. Fizyoterapist defalarca uyarmıştı, ellerinde ve kollarında sorun olmadığı için onlarla ilgili bir raporu yoktu Gaye’nin, kendi hareket ettirmesi gerekiyordu. Kızcağız yine de dayanamayıp, kollarını da çalıştırıyordu arada. Gaye’nin sanki bedeni değil de aklı felç olmuş gibiydi. Doktorlar aklında da bir şey olmadığını söylüyordu aslında. Kendi kendinin fişini çekmişti. Annesinin ve kız kardeşinin zorlandığını da fark etmesine rağmen hâlâ neden hiç kıpırdamıyor ya da konuşmuyor olduğunu anlayamıyordu Leyla. Ölümü beklemek için çok gençti niyeti oysa, daha uzun yıllar beklemesi gerekecekti.
Sabah Açelya hanım yine uyanmıştı erkenden ve salona geçip gözlerini boşluğa dikmişti Gaye gibi.
“Yeter ama!” dedi Leyla elinde olmadan, “Anne hem ablam, hem sana bakamam biliyorsun! Lütfen biraz toparlanmaya çalış. Gerçekten hasta olacaksın böyle giderse. Bir karar vermek zorundayız artık!” dedi kararlı bir sesle, “Ya ablamın bu halini yaşamın sonuna kadar kalacak şekilde kabul edeceğiz, ya da kendimizi riske atıp, hepimizin hayatını kurtaracağız. Gaye kurtulmayacak sadece biliyorsun. Sen, ben, hepimiz kurtulmuş olacağız. “
Açelya hanım kızının olduğu odanın kapısına baktı, konuşmalar duyuluyor mu diye. Kapalıydı kapı.
“Peki ya bize bir şey olur da, ablan kalırsa ne olacak? Hiç düşündün mü?”
“Böyle ne olacak? İyi kötü devletin bakım evlerinden birine yatırılar?” diye yanıtladı Leyla bıkkın bir sesle, “Çok mu faydamız var sanki şimdi hayata dönmesine. Ona iyilik mi bu yaptığımız?”
“Of bilmiyorum! Yürüyeceğim ben!” diyerek ayağa kalkıp, sokak terliklerini giydi ve kapıyı çekip çıktı Açelya hanım.
Leyla’nın işe gitmesi gerektiği için peşinden gidemedi. Mutfağa gidip, buzdolabını açtı ve ağzına bir iki zeytin attıktan sonra o da çantasını alıp çıktı evden. Her zaman başlarına bir iş gelebilirdi, tefeci değildi ki kaderin bekçisi. Olacağı varsa, işte şimdi işe giderken araba çarpardı, su içerken boğulurdu insan. Olmuyor muydu böyle şeyler sanki. Gaye’nin başına gelmişti işte! Kaçarak yaşanmazdı ki?
Enver bey çekindiği için konuyu açamıyordu bir daha büyük ihtimalle, ablasını fizik tedaviye götürecekleri güne kadar bekledi Leyla sabırla. Gaye duysa da artık umurunda değildi.
“Enver amca annemi ikna edemedim günlerdir uğraşıyorum ama ben o adamla konuşmak istiyorum!” dedi hemen.
“Delirdin mi annen duyarsa mahveder bizi!” dedi Enver bey, “Ben böyle bir sorumluluğu alamam!”
“Alma sen, bana yeğeninin adını telefonunu ver ben kendim konuşayım!”
“Kızım delirdin mi? Annen aptal mı? Tanımadığın çocuğu nerede buldun da konuştun olur! Yok! Yok!”
“O zaman gel annemle bir daha konuş, beraber ikna etmeye çalışalım. Vallahi hasta olacak o da, ablamla ikisini yatıracağım yan yana. Boşa bakıyor iyice, sinirlerim bozuldu benim de artık.
“Neyse, neyse!” dedi Enver bey dikiz aynasından robot gibi oturan Gaye’ye bakarak, “Ablanı içeri sokalım konuşuruz!”
Gaye fizik tedavi odasına alınınca, Enver beyle o da indi aşağıya Enver bey hemen yaktı sigarasını.
“Ben annenle konuşamam yeniden.” dedi derin bir nefes çekip savurdu dumanı, “Tefeci kızım bunlar nihayet, annen haklı çıkarsa vebalini nasıl öderim. Annene ne söylerim düşün!”
“Ben kefil olacağım diyorsun ama?”
“Diyorum tabi, olacağım da! Vallahi gidip borcu kendim mi alsam diye bile düşünüyorum!”
“Asıl o zaman annem kıyameti koparır!” dedi Leyla, “Yaptıklarınız zaten çok fazla, daha bir de ev satacaksınız”
“Müşteri hazır!” dedi Enver bey yine savurdu dumanı, “Annen he dese, vereceğiz evi hemen!”
“Hakkınız ödenmez, Aliye teyzenin de, senin de Enver amca, şu yaptığın iyilikleri kim yapardı bize!”
“Komşuluk öldü mü Leyla, ev sahibiysek, insanız biz de!”
Eve dönüp ablasını odasına yatırdıktan sonra, annesinin karşısına oturdu bir kez daha, “Enver amca eve müşteri bulmuş, sen tamam dersen hemen satacaklarmış” dedi yine kararlı görünmeye çalışarak.
“Elin evine ben nasıl tamam deyim?” dedi Açelya hanım şaşkın şaşkın.
“Ona değil anne ya, şu borca!”
“Tefeciye mi?”
“Evet, borç işte! Enver amca ben alacağım borcu annen almazsa diyor!”
“İyice delirdi bu adam da? Aliye hanım iyi bir şey demiyor, daha neler! Hasan da babasız kalsın tam olsun! Ay Allah’ım etrafımda hiç mi akıllı adam yok benim!”
“Ben konuşacağım adamla anne haberin olsun. Bak sonradan kimseyi suçlama!”
“Ay Leylam, güzel yürekli kızım!” dedi Açelya hanım ağlayarak, “Ben konuşacağım bu böyle olmayacak!”
“Tamam sen konuş, fark etmez, yeter ki şu parayı alalım, ablamı kurtaralım!”
Başını salladı Açelya hanım, “Başka çare kalmadı!” diyerek sarıldı kızına. İkisi birden ağladılar bir süre, “Sen yine de ablana deme şimdi e mi? Bir aksilik maksilik çıkar da umut vermeyelim kıza!”
“Yok söylemem!” dedi Leyla, annesi ikna olunca rahatlamıştı o da.
“Biz Enver beyle gideriz konuşmaya, adamlar seni görmesinler bir de!” dedi sonra, “Karışmayacaksın sen!”
“Geleyim ben de işte niye inat ediyorsun ki?”
“Asla! Bak gitmekten vazgeçerim ona göre!”
“Tamam!” dedi Leyla mecburen, akşam, bir şeyler bozuldu bahanesi ile çağırdılar Enver beyi aşağı, söylediler kabul edeceklerini ama Açelya hanımın borçlanacağını.
“Tamam ben her zaman yanınızdayım zaten, kefil olacağım diyorum. Leyla’ya gelmez bile olay hiç bir zaman. Siz ile ben! Hiç sorun yok. En kötü satar bir daire daha öderiz! Her türlü kurtuluruz onlardan! Kızımız yürüsün hep birlikte çalışır hallederiz sonra. Ben de girerim bir işe!”
“Allah sizden razı olsun Enver bey, Allah iyi ki sizin gibi insanlar çıkardı karşımıza!” diyerek ağlamaya başladı Açelya hanım. Aliye hanım duymadan ertesi gün eve bir malzeme bakmaya gidiyormuş gibi gideceklerdi. Aliye hanım her şeyin peşine düşen bir kadın olmadığı gibi, zaten ne söyleseler inanırdı. Korkar ya da etrafa bir şey söyler unutur da diye o duysun istemiyordu Enver bey. Hasan’ın da böyle şeyleri onayladığını düşünmesini istemiyordu ayrıca. Tefeci, mefeci, fedailik öyle şeyler görmemeliydi daha şimdiden. Yeğeninin ne iş yaptığını fark ederse Allah muhafaza özenebilirdi.
(devam edecek)