Bir kaç gün sonra Leyla annesini suratını beş karış asmış otururken buldu evde. Açelya hanım öyle kolay kolay suratını asmazdı. Annesine bir şey sormadan hemen gidip ablasının odasını kontrol etti önce. Gaye her zaman olduğu gibi camın önüne yerleştirilen sandalyeden sözde dışarı bakıyordu. Bir yeri gördüğü ya da baktığı yoktu aslında ama sürekli televizyona bakmasın diye arada bir de dışarıya çeviriyorlardı yüzünü.
“Ne oldu anne?” dedi sonra annesinin yanına gelip.
“Şu Enver beyin tanıdığı doktor vardı ya, hani ablanı götürdük!”
“Evet, yapacak bir şey yok mu dedi yoksa?”
“Yok öyle demedi ama yapacak bir şey var mı çok emin değilim!”
“Ne demek istiyorsun?” dedi Leyla merakla.
“Demek istediğim ablanı bir ameliyata alabilirlermiş, o ameliyattan sonra yürüme olasılığı yüzde doksana çıkarmış!”
“Anne bu harika değil mi?” dedi Leyla sevinçle.
“Harika tabi ama devletin ödediği bir ameliyat değilmiş?” dedi Açelya hanım parmaklarını birbirine sürtüp para işareti yaparak.
“Ne kadar para?”
“Çok para öyle bizim halledeceğimiz bir şeye benzemiyor? Borç bile alınacak para değil yani öyle söyleyeyim sen anla!”
Leyla canı sıkılarak annesinin karşısındaki koltuğa attı kendini, “Kredi çeksek!”
“Ne gelirimiz var da bize o kadar kredi verecekler acaba?”
“Yani yürüyeceği garanti miymiş?” dedi Leyla tekrar.
“Yüzde doksan diyorum kız anlamıyor musun? Hayatı kurtulacak. Bak haline, yaşıyor mu şimdi?”
Leyla’nın gözleri doldu ablasının olduğu odanın kapısına bakarken.
“Enver bey dairelerden birini satalım bize borçlanın dedi ama neyle ödeyeceğiz ki borçlansak!” diye devam etti Açelya hanım, “Aliye hanımın da altınları varmış biraz onları bozdururuz dediler!”
“Yok artık ellerindeki her şeyi bizim için mi harcayacaklar? ” dedi Leyla şaşkın şaşkın
“Çok iyi insanlar kızım onlar! Bildiğin melek yani! Ancak meleklere borcumuzu ödeyecek bir ışık yok bizde sonrasında!”
“Düşünelim ya! İlla ki vardır bir şeyler!” dedi Leyla karnı ağrıyormuş gibi kıvranarak.
“Sabah beri şuraya mıh gibi çakıldım düşünüyorum!” dedi annesi. Bu sefer o her şeye bir çare bulup, moralini hiç düşürmeyen Açelya hanım bile çaresiz kalmıştı belli ki. Leyla sessizce kalkıp gitti ablasının odasına, “Onun haberi yok, boşa umutlanmasın!” diye seslendi annesi arkasından, odaya girmeden başını sallayıp, “Tamam” işareti yaptı Leyla ve her zaman olduğu gibi ablasına olanı biteni anlatmaya başladı günlük hayattan. Bazen de uyduruyordu ablası iyi vakit geçirsin diye zaten, her zaman insanın başına anlatacak bir şeyler gelmiyordu.
Biraz konuştuktan sonra, uzanıp tuttu ablasının elini “Yeniden yürümek istemez miydin abla ya?” dedi sokulup. Gaye’nin gözünden bir damla yaş indi.
“Yeniden yürüsen çıkardın bu bunalımdan biliyorum!” dedi Leyla, “Çıkardın değil mi? Hayata küsmenin nedeni bu sandalye, bir daha senin için umut olmayacak sanıyorsun ama bilinmez ki şans insanın yüzüne nereden güler! Bana söz verir misin eğer bir gün bir şans gelir de yürüyebilirsen yeniden, o zaman konuşacak, hayata karışacaksın da yine ha?”
Gaye tepki vermeden bakmaya devam etti dışarıya ama sanki tuttuğu elini biraz oynattı gibi geldi Leyla’ya. Eline ve ablasına baktı yeniden, “Bunu evet kabul ediyorum bak!” dedi gülümseyerek, “Verilen sözü unutmam bilirsin! Ha! Şimdi sen dersin ki nereden çıkacak o şans! Allah’tan ümit kesilmez değil mi? Ben hiç kesmiyorum, her şey çok güzel olacak biliyorum. Yeniden yürüyeceksin, biz abla kardeş gezip duracağız!”
Konuştukça gaza gelip bir sürü hayal anlattı ablasına ama sonra Gaye’nin gözünden inen yaşlar sıklaşınca, durdu hemen.
“Ne saçmalıyorum ya ben?” diye homurdandı kendi kendine ve kalktı yerinden, uzanıp öptü ablasını kendi gözlerindeki yaşları serbest bırakarak çıktı odadan kendi odasına geçti.
“Yüzde doksan çok iyi olasılık! Allahım yardım et bize!” diyerek ablasının bu ameliyatı olabilmesi için dua etmeye başladı. Mucizelere inanırdı çocukluğundan beri, elbet bir yerden bir yardım gelirdi. Gelmesi lazımdı. Böyle bir şans sırf para yüzünden elden kaçar da bir hayat mahvolamazdı. İnsan hayatı değerliydi, para değil.
Sonraki bir kaç gün annesinin yüzü hiç gülmedi. Aliye hanım ve Enver bey de çok üzülmüşlerdi. Enver bey karısı ile de konuşmuş dairenin birini satmaya ikna olmuşlardı ama Açelya hanım bir türlü kabul etmiyordu.
“Bir evin parası da yetmiyor ki zaten!” diyordu sürekli. Oturdukları semt eski oturdukları yerlere göre daha iyi olsa da, şehrin en iyi mahallesi olmadığı gibi oturdukları bina da neredeyse elli yaşındaydı. İnsanlar bu kadar eski binalarda oturmak istemiyorlardı artık. O yüzden de iyi paralara satılamıyordu. Ayrıca bu insanlar kira gelirleri ile geçiniyorlardı. Bir dairenin hem parası, hem kirası gidecekti ellerinden. Bu kadar borcu ve kirayı da bir arada ödeyemeyecekleri için Açelya hanım da bu sorumluluğa girmek istemiyordu haklı olarak.
“Gaye de yürüyünce hepiniz birden çalışır ödersiniz!” diyordu Aliye hanım olanca iyi kapliliğiyle.
“Aliye hanımcığım, bu kız ameliyattan çıkıp iki ayağının üzerine dikilmeyecek ki, sonrasında bir de uzun bir tedavi süreci geçirerek.” diyordu Açelya hanım da, doktor ameliyattan sonra bir yıla yakın fizik tedavi görmesi gerektiğini söylüyordu ki eski haline yakın bir duruma gelebilsin. Bunun da anlamı Açelya hanım ameliyattan sonra bir yıl daha kızının bakımını üstlenecek ve çalışamayacaktı. Nasıl ödenecekti o zaman hem borç, hem kira, aç mı oturacaklardı.
“Ne münasebet!” diyordu Enver bey hemen, “Aç bırakacak değiliz sizi herhalde!”
Açelya hanım işten ayrıldığından beri hazırdan yiyorlardı sürekli. Biraz para biriktirmişti yıllar içinde Açelya hanım onun da çok fazla gideri yoktu. Leyla bir işe girmeyi planlıyordu kendi kendine ama ameliyat parası bir ev parası ile bile ödenemiyorsa bir maaşla nasıl ödenecekti. Mezuniyete bir aydan az kalmıştı ama mezun olsa bile milyar maaşla işe koyulacak değildi. Kimse diploması ile iş bulamıyordu öyle çabucak artık ne iş bulsa yapacaktı mecburen. Önceden annesi de çalışırken biraz mesleğine uygun iş arayabileceğinin hayalini kurarken şimdi diplomayı alır almaz bulduğu ilk işe girmeyi düşünüyordu. Gerçekten Aliye hanımla, Enver bey olmasa halleri haraptı.
Aradan iki hafta daha geçince, Leyla sınavları bittiği için diploma almadan önce çalışabileceği bir iş bakmaya başladı. Yol parası vermemek için yakın çevrelerinden bir yerlere bakıyordu. Sonunda bir perdecide satış elemanı ilanını gördü ve tecrübesi olmasa da az para vereceği için adam “Gel yarın başla!” dedi hemen.
“Ah! Benim fedakar kızım!” diyerek öptü sevdi annesi onu akşam eve gelince, sınavları da bittiği için artık çalışması sorun değildi. Hiç değilse hazır yemeyi biraz keserler, ellerinde bir miktar para kalırdı. Az da olsa onu da ameliyat parasına eklerlerdi ama Leyla’nın maaşı kirayla bir iki faturaya ancak yeteceği için ameliyat parasını bulsalar da ekleyecek bir şey kalmazdı ellerinde.
Aliye hanım o kadar üzülüyordu ki Gaye’nin haline, evi satma önerileri ve onlara bakmaları yetmiyormuş gibi bir de siz ana kız çalışırsınız ben bakarım ona ameliyattan sonra demeye başlamıştı. Enver bey de karısını destekliyordu. Açelya hanımın bütün neşesi sönmüş, onlar da böyle candan ve fedakar davrandıkça sürekli ağlıyordu.
(devam edecek)