“İki yüz bin lira mı?” dedi Leyla inanmaz gözlerle
“Yetmediyse biraz daha veririm hadi iki yüz elli olsun! İki saat o güzel arkanı bir sandalyeye koyup oturacaksın kafenin birinde. Hepsi o kadar! Sonra tirink para!” dedi Seyhan iyice sokularak.
O sırada kapı açılıp, doktor Gaye’yi sandalyesi ile dışarı çıkarınca, Leyla ayağa kalkıp tuttu ablasının sandalyesini hemen. Doktor Seyhan’ı görünce bıkkın bir yüzle “Gel hadi!” diyerek içeri yürüyünce, Seyhan hemen sırt çantasından çıkardığı deftere numarasını ve adını yazıp, kopardı ve tutuşturdu Leyla’nın eline.
“Ne zaman geleceksin bir daha?” dedi aceleyle.
“Gelmeyeceğim!” diyerek asansöre yürüdü Leyla arkasına bakmadan kağıdı da yere atamadığı için soktu pantolonunun cebine.
Enver bey doktorun yazdığı raporu almak için Gaye’nin avucuna tutuşturulan dosya numarasını alıp, yürüdü rapor servisine. O uzaklaşınca, Seyhan yeniden bitti Leyla’nın dibinde. Onun peşinden geldiğini fark etmeyen Leyla irkildi önce.
“Dört yüz bin veririm, bu son teklifim. İşin hiç tehlikesi yok! Kendini riske atmayacaksın, bir kız arkadaşımla kafede oturacaksın hepsi bu!”
“Neden? Sen ne yapacaksın?”
“Ben başka bir yerde bir iş halledeceğim”
“Benim orada oturmam senin ne işine yarayacak?” dedi Leyla bıkkın bir sesle.
Seyhan etrafı kolaçan edip, kapüşonunu indirip, yüzünü gösterdi Leyla’ya. Onun yüzündeki afallamış ifadeyi görünce de kaldırdı geri.
“Çaktın değil mi? Anladım bakışlarından!” dedi Seyhan tıslayarak, “Ara beni mutlaka, peşinden gelir evini falan hepsini bulurum bak! Dört yüz bin son teklifim!”
Enver beyin geldiğini görünce eliyle selam verip uzaklaştı Leyla’nın yanından ve kalabalığa karıştı. Leyla hâlâ gördüğü yüzün şaşkınlığını yaşıyordu.
“Ne oldu?” dedi Enver bey o afallamış etrafına bakınıp durunca.
“Yok bir şey!” dedi ve beraber döndüler eve.
Gaye hiç bir ilerleme kaydetmiyordu fiziksel ya da ruhsal olarak. Doktor onun iyice kendini kapattığını düşünüyordu. Seyhan’ın söylediği bedava doktor ifadesi çıkmıyordu Leyla’nın aklından. Bu hastanede yürüyemez demişlerdi ablası için ama Enver beyin bulduğu özel hastane doktoru var bir umut demişti. Belki de bedava doktorlar işlerini yapmıyorlardı gerçekten, oyalayıp duruyorlardı herkesi.
Seyhan doktorla görüşmesini yapıp eve döndüğünde, ev arkadaşı Hatice gelmemişti daha. Leyla’ya söylediği gibi hap kullanan, bulaşmadığı suç kalmamış belalı bir kızdı Seyhan. Hırsızlık, dolandırıcılık ve bir adi suçtan daha listelerce sabıkası vardı. Çaldığı paralarla aldığı bu evin bir odasını düzenli geliri olsun diye Hatice’ye kiralamıştı. Şehirde kimsesi olmayan Hatice, yaşlı bir kadının evinde yardımcı olarak çalışıyordu. Daha iyi şartlarda bir yer tutmaya gücü yetmediği için de Seyhan’la kalıyordu. Çalıştığı ev son derece zengin bir aileye aitti. Ev sahibi kadın, evlatları ile yaşamak istemediği için koca evde tek başına yaşamayı tercih ediyordu. Seksen iki yaşındaydı ama aklı, yürümesi, konuşması her şeyi yerindeydi. Eve haftalık gelen temizlik firması elemanları dışında evde düzenli olarak sadece Hatice çalışıyordu. Hatice’nin ağzı iyi laf yaptığı için iş görüşmesinde kadıncağızın ağzından girmiş, burnundan çıkmış ikna etmişti. Böyle zengin bir evde çalışınca maaşı dışında bahşişleri ya da başka kazançları olacağını da sanıyordu ama maalesef ihtiyar, ona böyle söylüyordu, arkasından zırnık koklatmıyordu. Ay sonunda da maaşını muhasebecisi banka hesabına yatırıyordu. Hatice kadına gıcık oluyordu ama şimdilik başka iş bulamayacağı için katlanıyordu. Seyhan ile muhabbetleri ilerleyince, her akşam gelip kadınla ilgili bildiklerini anlatmaya başlamıştı. Kadının mal varlığı ve zenginliği ortaya çıktıkça Seyhan’ın da suçlu damarı kabarıyordu. Sonunda Hatice’den evde bir kasa olduğunu öğrendi. Hatice bir kere avukat geldiğine bu kasanın içinde bir çok değerli mücevher ve deste deste dolarlar olduğunu görmüştü. İhtiyar çocuklarına da yüzde yüz güvenmediği için parasının bir kısmını evinde tutuyordu. Hatice kasanın yerini biliyordu ama şifreyi elbette ki bilmiyordu. İhtiyar onun kasanın yerini bildiğini de bilmiyordu zaten. Avukat gelince kapı aralığından onları gözetlemişti. Zaten kim gelse konuşulanları dinliyor veya gözetliyordu. Kadının onca zenginliğe ve Hatice’nin ihtiyacı olduğunu bilmesine rağmen ne para ne de evden herhangi bir eşyayı ona vermiyor, hatta elletmiyor olmasına gıcık kapıyordu. Gardırobu pahalı, ayakkabılar, çantalar ve kıyafetlerle doluydu. Hepsini giymeye kalan ömrü bile yetmezdi. O çantalardan sadece biri bile dünyanın parasıydı, Hatice’nin ondan bir tane alması için aylarca çalışması gerekiyordu. Hatta yıllarca ama ihtiyar çöpünü bile vermeye gönüllü bir kadın değildi. Ortalıkta duran şeyleri işinden olmaktan korktuğu için çalamıyordu. İşe başlarken ihtiyar daha önce ondan çalmak isteyen kadınların başlarına gelenleri anlatmıştı. Evin değerli eşyalarının olduğu her bölümünde kameralar vardı. Alt katta kilitli duran güvenlik odasında bu kayıtlar tutuluyordu. Hatice evden bir şey almaya kalkarsa, kovulmakla kalmaz, hapsi de boylardı.
Seyhan günlerce Hatice’den bir sürü bilgi aldıktan sonra “Hırsıza kilit olmaz dememişler senin ihtiyara herhalde!” diyerek o meşhur kahkahasını atmış, Hatice onun bir planı olduğunu anlayınca, yardım edebileceğini söylemişti.
Aslında Seyhan hastanede Leyla’yı ilk kez görmüyordu. Daha önce de iki kez ablasını getirdiğinde karşılaşmışlar Seyhan onu eve kadar takip etmişti. Gördüğünden emin olmak için uzaktan Leyla’nın fotoğraflarını çekmiş, planını Hatice’ye anlatırken de onun fotoğraflarını gösterip, aynı fikirde olup olmadıklarını sormuştu. Leyla ve Seyhan ikiz kadar benziyorlardı.
Hatice ve Seyhan hem ev arkadaşı olduklarından, hem de Seyhan’ın hırsızlık suçlarından sabıkası olduğundan yaşlı kadının evinde olacak herhangi bir hırsızlıkta polis hemen ikisinden şüphelenecekti. Seyhan günlerce düşündükten sonra Leyla’yı hastanede görünce hemen kendince şahane bir plan yapmıştı. Planı devreye alabilmeleri için de Leyla’yı bir kafe de Hatice ile oturmaya ikna etmeleri gerekiyordu. Böylece kasa açıldığında Seyhan kafede Hatice ile oturduklarını ispatlayabilecek, kimse onların yaptığından şüphelenmeyecekti.
“Ne dedi?” dedi Hatice işten gelir gelmez.
“Kabul etmedi!” dedi Seyhan gülerek
“Niye gülüyorsun o zaman!”
“Bir yolunu bulacağım da ondan! Hakkında bir sürü şey biliyorum, ablası kaza geçirip sakat kalmış, annesi ile yaşıyorlar. Paraları, pulları da yok! Paraya kesin ihtiyacı var ama şimdilik cesaret edemiyor. “
“Ya hiç etmezse!” dedi Hatice dudaklarının içini ısırarak, o gün bir şey kırdığı için ihtiyardan okkalı bir azar yiyip, maaşından kesilmekle tehdit edildiği için bir an önce intikamını almak istiyordu. O kasadaki parayla rahatça yaşardı kendi başına. Yarısını Seyhan alacak olsa bile kasa öyle küçük bir şey değil, bir kişinin rahatlıkla ayakta durabileceği küçük bir oda kadardı. Duvardaki gizli bir kapıyla giriliyordu içine. Hatice evin içinde böyle gizli bir bölme görünce çok şaşırmıştı. Böyle şeylerin sadece filmlerde olduğunu sanıyordu daha önce. Hatta bilmediği başka yerlerde başka kapılar varsa diye ara sıra kontrol ediyordu sağı solu ama henüz başka bir kapı daha bulamamıştı. Duvar gibi görünen kapı açıldıktan sonra ulaşılıyordu kasanın kapısına. Seyhan kasayı açabileceğini söylüyordu. Daha önce bir çok kasa açmıştı. Büyüklüğünün bir önemi yoktu sonuçta hepsinin mekanizması birbirinin aynıydı.
Kasayı açabileceğine inanıyordu Hatice onun ama Leyla’yı ikna edebileceğine pek inanmamıştı. Ona göre içinde Leyla’nın olmadığı yedek bir planları daha olmalıydı. Seyhan “Onu da sen yap!” diyerek geçiştirmişti onun endişesini, o kendi planına güveniyor Leyla’yı da ikna etmenin bir yolunu bulabileceğini düşünüyordu.
(devam edecek)