Yeni Hayat – Bölüm 4

Kazanın üzerinden iki buçuk ay geçtikten sonra Açelya hanım bir doktor bulduğunu haber verdi kızına. Leyla daha kapıdan girer girmez, Enver beyin bulduğunu müjdelediği doktoru anlatmaya başladı. Ertesi gün Leyla okuldayken Gaye’yi arabaya attıkları gibi ona götüreceklerdi.

“Ben de geleyim!” dedi Leyla haber, bir umut doğduğu haberine çok sevinmiş, doktorun söylediklerini duymak istiyordu.

“Öyle cümbür cemaat gidilir mi ayıp!” dedi annesi, “Sen okuluna git bu sene önemli senen. Ablanın rutin kontrolüne gideceğimiz zaman da sen gidersin onunla”

Yanlarında Enver bey de olacağı için ikna oldu Leyla uzatmadı. Annesinin ablasının yanında öfke nöbetlerine tutulduğunu bildiği için de gitmek istemişti onlarla.

Açelya hanım bütün akşam konuştu durdu doktor hakkında, Gaye de bilsin istediği için onu da alıp getirmişti salona ama Gaye’den hiç tepki gelmiyordu anlatılanlara. Hatta göz yaşı bile dökmüyordu duyduklarına. Leyla ablasının Gökhan’ın onu bırakıp gitmesinden sonra iyice hayattan koptuğunu düşünüyordu. Evleneceği, sevdiği, güvendiği adam, başına gelenler yüzünden daha bir ay geçmeden nişanı atıp gitmişti. Oysa Gaye ile evlenebilmek için annesine ne diller dökmüş, kaç kereler yolda Gaye’nin karşısına çıkıp yalvarmıştı.

“Erkek milleti!” diyordu annesi, “Ablanı güzelliği için istiyormuş belli ki, sevgi falan değilmiş adamın kalbindeki! Hepsi böyle bunların, senden ne alabileceklerine bakarlar! Onca yıl tembihledim sizleri ama ben bile anlamamışım itin niyetini demek ki!”

Ertesi sabah erkenden indi Enver bey aşağıda, kucakladığı gibi arabaya götürdü Gaye’yi. Tedavi gördüğü hastaneye kontrole giderken de o götürüyordu sağ olsun.

“Çok iyi adam sahiden! Keşke babanız ya da Gökhan da böyle çıksaydı!” diyordu Açelya hanım, biraz da kıskanıyordu Aliye hanım gibi saf bir kadının böyle şanslı olmasını.

“Allah çirkin şansı versin diye boşuna demiyorlar!” diyordu arada bir, “Buna bir de saf şansı eklendiyse demek ki!”

Leyla okuldan geldiğinde annesinin yüzünde güller açıyordu. Gittikleri doktor, Gaye için bir umut var demişti ama biraz daha inceleme yaptıktan sonra ne yapılabileceğini söyleyecekti. Gaye’nin çekilen filmleri, tetkik sonuçlarını falan hep götürüp vermişlerdi adama.

Annesi anlatırken ikisi de Gaye’nin odasında olduklarından, Leyla sürekli ablasının yüzüne bakıyordu bir sevinç belirtisi var mı diye ama Gaye neredeyse hiç tepki vermiyordu. Leyla’nın sürekli ablasına baktığını fark eden Açelya hanımın yüzü düştü.

“Ayaklarını halletsek de kafasını nasıl halledeceğiz işte onu bilmiyorum!” diyerek çıkıp gitti odadan. Leyla her zaman yaptığı gibi sandalyeyi çekip oturdu ablasının karşısına ve tuttu ellerini.

“Annemi duymadın mı abla? Bak ne güzel haberler bunlar!” dedi gözlerine bakarak ama Gaye’nin bakışları dönmedi onun yüzüne, bir damla yaş süzüldü göz pınarlarından.

“Bak yürüsem ne fayda falan demiyorsundur inşallah! Dünyanın sonu gelmedi ki daha, ne kadar gençsin, çok da güzelsin. Hayat sana harika sürprizler hazırlıyor eminim. Evet tabi ki Gökhan’ı kastediyorum. Ya evlenseydin bu adamla?”

Gaye’nin yanağından bir damla daha süzülünce, uzanıp sildi ablasının göz yaşını, yanağına bir öpücük kondurdu.

“Annem haklı bak Enver bey ne iyi adam, öyle daha nice adamlar vardır yeryüzünde. Onlar olmasa ne yapardık düşünsene. Annem diyor ki, bir kaç aydır zorlanmayalım diye kirayı da almamış biliyor musun?”

Gaye boşluğa bakmaya devam etse de, Leyla ablası ile sohbet edip, olan biteni ona anlatmayı adet edindiği için annesi sofra hazır diye seslenene kadar devam etti konuşmaya.

“Yürüyeceğine bile sevinmiyor, biz ayağa uğraşıyoruz ama kafa gitti kızda kafa!” diyerek çorbaları böldü Açelya hanım.

“Öyle deme anne ya, sadece kaza değil ki, ne ağır şeyler yaşadı ablam!”

“Ben yaşamadım mı? Ha? İki kızla ortada kaldım. Bir kere gördün mü onun düştüğü hâle düştüğümü?”

“Yok!” dedi Leyla cevap veremedi, anneleri gibi değildi ikisi de ama Açelya hanım öyle olsunlar istiyordu.

“Yarın da kontrole götürelim dedi Enver bey. Bu doktor tedaviye başlamadan, bir daha kontrol etsinler ki son hali neymiş onu söyleyelim adama!”

“Tamam!” dedi Leyla, “Ben gideceğim ama bu sefer derslerim öğleden sonra!”

“İyi git! Başka doktor bulduk deme sakın adama, aylardır ilgileniyor ayıp olur! Sen yapamadın der gibi! Adamların zaten işleri zor!”

“Yok söylemem merak etme!” dedi Leyla, ikisi de düşüncelere dalıp yemeklerini bitirince de annesi yorulmasın diye kalkıp topladı masayı.

Ertesi gün sabah erkenden kalktı Leyla, ablasını banyo yaptırıp, saçlarını taradı, üzerini giydirdi temiz giysilerle. Enver bey geldiğinde ikisi de hazırdı. Enver bey alışageldiği gibi gene kucakladı Gaye’yi götürdü arabaya. Doktorların umduğu gibi bir gelişme göstermiyordu Gaye. Psikologla da görüştürüyorlardı ama hiç faydası olmuyordu.

Gaye içeride psikologla konuşurken, Enver bey de, aşağı inip sigarasını içiyordu. Leyla ne olur ne olmaz diye kırk beş dakika ayrılmıyordu kapıdan. Enver bey aşağı indikten sonra kapüşonunu kafasına kadar çekmiş bir kız gelip oturdu yanına. Önce kız olduğunu bile anlamadı Leyla ama sonra kız ona “Selam!” deyince anladı tonundan kız olduğunu.

“Kafa doktoruna mı geldin sen de!” dedi kız, kelimeleri yayarak konuşuyordu biraz.

“Ablam içeride!” dedi Leyla ona dönüp

Kız birden bire içine düşecekmiş gibi dibine gelince, irkilip geri çekildi.

“O-Ha!” dedi kız şaşkın şaşkın, “Ayna gibisin ya sen!”

“Ne aynası?”

“O-Ha!” dedi kız yeniden, “Adın da Seyhan’sa nah şuraya düşer bayılırım!”

“Leyla benim adım!” diyerek biraz daha geri çekildi Leyla, kızın sorunlu olduğu için burada olduğunu düşünmüştü.

“Beş para etmez bu doktor!” dedi kız, “Seyhan benim adım, çakmışsındır zaten! Kaç yaşındasın sen?”

“Yirmi!”

“O-ha!” dedi Seyhan yeniden, “Vallahi şaka olmalı bu!”

Leyla kızdan ürktüğü için bir şey söylemedi, yüzü kapüşonundan tam görünmese de gözlerinin biraz tuhaf baktığını seçebiliyordu.

“Korkma kızım yemeyeceğim!” dedi Seyhan gülerek, “Baksana sana bir teklif etsem yapar mısın?”

“Ne işi?” dedi Leyla şaşkın şaşkın.

“Hap işi!” diye kocaman bir kahkaha attı Seyhan, Leyla’nın yüzünün halini görünce dizine vurdu pat diye, “Kız yok! Hap satmıyorum ben içiyorum arada o kadar! Başka iş bu!”

“İş aramıyorum ben!” dedi Leyla döndü önüne, bu kızla konuşmaması gerektiğini hissediyordu içten içe.

“Niye çok mu paran var?” dedi Seyhan bu kez arsız arsız, “Bak ablanı bedava doktora getirmişsin! Bunlarla oluyor mu sanıyorsun? Sana ne olursa olsun alacak parasını o devletten!”

Leyla dönüp baktı Seyhan’a bir an boş bulunup, o yüzden mi iyileşmiyordu ablası acaba? İçeri onunla mı girmesi gerekirdi başından beri.

“Ne sandın ya?” dedi Seyhan onun aklını okumuş gibi, “Ben mecbur olduğum için geliyorum her ay! Yoksa bir işe yaradığı yok kefilim!”

“Niye mecbursun?”

“Hap içiyorum dedim ya kız geç mi anlıyorsun? Sen de kafa bile yok ki kafa doktoruna gidesin!” diyerek yine dizine vura vura güldü Seyhan. Leyla bozulup döndü önüne.

“Şişt! Bana bak!” diye dürttü Leyla’yı, “Bir iki saatlik bir iş var, kabul edersen çok para veririm sana! Ablanı alır adam gibi bir doktora götürürsün!”

“İş aramıyorum dedim ya sana!”

“Baak! Artise bak! Kaç lira vereceğimi biliyor musun?”

“O kadar paran varsa sen niye bu doktora geliyorsun?”

“Hah! Aklın olduğunu bilelim! Çünkü parayı beraber kazanacağız, çaktın! Sen sadece bacağını kırıp oturacaksın bir yere hepsi o! Sana tam iki yüz bin lira veririm!”

(devam edecek)

Yorum bırakın