Hastaneye gelir gelmez öğrenebildikleri tek şey Gaye’nin şuuru yerinde olmadığı ve iç kanama olasılığına karşılık gerekli tetkiklerin yapılıyor olduğuydu. Tetkikler sona erene kadar onu görmeleri mümkün değildi. Gaye ile birlikte acile gelen pek çok yaralı olduğundan herkes bir tarafa koşup duruyordu. Aileler acilin kapısının dışındaki bekleme alanına çıkartıldılar. Herkese bir süre sonra yakınları ile ilgili bilgi aktarımında bulunulacaktı. Bu arada Leyla Gökhan’a, o da ailesine haber verdikleri için yarım saat içinde onlar da koşup geldiler yanlarına. Gökhan nişanlısı hakkında bilgi edinmek için bir kaç hamle daha yapsa da, o karmaşanın içinde başka bir bilgiye ulaşamadı. Kazalarda sadece yararlılar değil iki de ölüm vardı ve o iki kişinin yakınları acilin önünde ortalığı birbirine katmaya başlamışlardı. Görünmez kaza denilebilecek bu kazanın sonunda çok insanın canı yanmış, buz gibi bu kış akşamında hepsinin yolu hastanede kesişmişti. Yakınlarını kaybedenlerin haykırışları bekleyenlerin morallerini bozup, sinirlerini daha da gerdiği için haber almak için sürekli acilin önündeki danışmayı sıkıştırıyorlardı ama oradaki görevlilerinde yapacak bir şeyleri yoktu.
Yaklaşık üç saat sonra Gaye’yi servise çıkardıkları haberi geldi. Kırıkları vardı ama iç kanaması yoktu. Başını kötü vurduğu için kendine gelene kadar durumu hakkında tam bir açıklama yapmak zordu ama yakınları yanına girebilirlerdi.
Hepsi birden fırlayıp acilden hastanenin yatan hasta bölümüne geçiş yaptılar. Açelya hanım ve Leyla içeri girince, diğerleri odanın dışında onları beklemeye başladı. Gaye kolu ve bir ayağı alçıda gözleri kapalı yatıyordu. Kaşının üzerine dikiş atılmış, güzel saçlarında kuruyan kendi kanıydı.
“Ah benim kızıma ne yaptılar böyle!” diye inledi Açelya hanım hemen, Leyla ablasını öyle görünce iyice kötü olmuş kapının ağzında donup kalmıştı. Annesini gözleri ile izleyip, ağlamaktan başka bir şey yapamadı ilk otuz saniye sonra ablasına yaklaşıp, cansız bir şekilde yanına uzatılmış elini tuttu. O sırada içeri giren hemşire Gaye’nin sinir sisteminin ciddi bir hasara uğramış olabileceğinden bahsetti ancak tam sonucu görmek için ayılmasını beklemeleri gerekiyordu.
“Ne demek bu?” dedi Açelya hanım telaşla, “Kızıma ne olmuş?”
“Henüz bilemiyoruz!” dedi hemşire başka açıklama yapmadan ve Gaye’nin baş ucundaki dosyasına bakıp, çıkıp gitti. Leyla annesini ablasının yanından çıkaramayınca, kendisi çıkıp, Gökhan’ı aldı içeri. Kat görevlisi hemşire iki kişiden fazla girmemelerini tembihlemişti. Gaye o akşam kendine gelme belirtisi göstermeyince, Leyla ve annesi hariç herkes döndü evlerine. Açelya hanım bütün gece sessiz sessiz oturup kızını seyretti kanepede, Leyla’da yatağının yanından ayrılmadan tuttu ablasının elini. Gaye’yi odaya almalarından bir saat sonra bir başka kazazede de yan yatağa getirilmiş, aralarına bir perde çekilmişti. Boynu ve kaburgalarında kırık olan yandaki hasta acil ameliyata alınmış, kendine geldikten sonra da ağrıları yüzünden sabaha kadar inlemişti.
Açelya hanım, “İnlesin yeter ki kendine gelsin!” diye dua ediyordu kızı için ama sabahın ilk ışıkları camlardan girdiğinde Gaye olanca sessizliği ile gözleri kapalı yatıyordu hâlâ. Saat sekiz gibi Gökhan yeniden yanlarına geldiğinde de henüz açmamıştı gözlerini. Gökhan kendisi beklemek istediğini söyleyip, Açelya hanımı eve gönderdi ama Leyla ayrılmadı ablasının yanından. Açelya hanım da kızı kendine gelirse hemen haber vermeleri koşulu ile kabul edip gitti evlerine.
Leyla annesini arayıp, ablasının kendine geldiğini haber verdiğinde akşam üzeri olmuştu. Doktor yanına girip, onları çıkardığından, durumu hakkında henüz bilgileri yoktu. Açelya hanım hastaneye varıp da kızının odasına girdiğinde, Leyla ve Gökhan’ın yüzlerinden haberlerin umdukları gibi hiç de iyi olmadığını hemen anladı. Gaye’nin gözleri açıktı ama tavana dikilmişti. Leyla’nın gözleri ağlamaktan kıpkırmızıydı ve Gökhan’ın ağzını bıçak açmıyordu. Doktorla konuşalı henüz yarım saat bile olmadığından ikisi de şoktaydılar. Gaye’nin belden aşağısı felç olmuştu, ayrıca söylenilenleri anlasa da kesinlikle konuşmuyordu. İlki için pek umut görmeseler de, ikincisinin şokun etkisiyle olmuş olabileceğini ve zamanla geçeceğini düşünüyorlardı.
“Kızım yürüyemeyecek mi?” dedi Açelya hanım inleyerek.
Leyla ve Gökhan cevap veremediler bu soruya.
Bir hafta sonra Gaye tekerlekli sandalye ile eve getirildiğinde ne konuşuyor, ne de söylenilenlere tepki veriyordu. Ellerini kullanabiliyor durumda olmasına rağmen, sanki bütün vücudu felç olmuş gibi davranıp, kendini bırakıyordu. Bu halde tek başına kalması, kendi başına idare etmesi mümkün olmadığından Açelya hanım başka çaresi olmadığı için çalıştığı yerden ayrılmak zorunda kaldı. Leyla’nın zaten son senesiydi, en azından o okulunu bitirip, mezun olabilirdi.
Aliye hanım ve Enver bey bu zor zamanlarda hiç ayrılmadılar yanlarından. Hatta Aliye hanım, Açelya hanım açılsın diye bir kaç saat Gaye ile kalıp, onun hava almasına olanak sağlıyordu. Enver bey bütün ihtiyaçları alıp getiriyordu bir çırpıda. Etrafında olup bitenlere öylece bakıyordu Gaye. Söylenilenleri anladığını göz hareketlerinden fark etmişlerdi. Anlıyor ve hareket edebileceği halde etmiyordu. Açelya hanım kızını besliyor, bebek gibi altını değiştirip, banyosunu yaptırıyor ama günler geçtikçe bir düzelme olmadığı için daha çok sinirleri bozuluyordu. Bu arada Gökhan ve ailesi ilk bir ay sürekli gelip gittikten sonra, bu evliliğin gerçekleşmesinin artık mümkün olamayacağını söyleyip nişanı atmışlardı.
Üst üste gelen bu talihsiz olaylar yüzünden Açelya hanım sürekli söyleniyordu. Gaye’ye kendine gelip toparlanması için yalvarıyordu ama kızı Gökhan’ın nişanı atma ile ilgili sözlerini kendi kulakları ile duyduktan sonra yanaklarından süzülen göz yaşlarından başka tepki vermiyordu hâlâ. Leyla ne kadar derslerine odaklanmaya da çalışsa, annesinin giderek bozulan sinirleri, ablasının yanında olumsuz ve sinir bozucu şekilde konuşmaktan çekinmemesini kaldıramıyordu ruhu. Gaye’nin yanaklarından akıp giden yaşları siliyor, annesini ablasının yanında biraz daha soğukkanlı olması için ikna etmeye uğraşıyordu sürekli.
Açelya hanım kızının bu durumdan kurtulması için tanıdığı herkesle bağlantıya geçtiğini anlatıyordu okuldan geldiğinde. Bu hastanedeki doktorlar umut göremiyorlarsa bu başka doktorların bu işi çözemeyeceği anlamına gelmiyordu. Enver bey de söylemişti, böyle umutsuz denilen ama sonradan yürüyen bir sürü hasta vardı. Gaye de onlar gibi olacak yürüyüp herkesi şaşırtacaktı. Ayrıldığı iş yerindeki arkadaşlarına da söylemişti. O doktor bir yerlerde onları bekliyordu ve eninde sonunda onu bulacaklardı. Bu ülkede bir sürü mucize doktor vardı.
“Gaye istemelisin!” diyordu kızının karşısına geçip, “Razı olmamalısın, sen benim kızımsın! Toparlan!” diye konuşmaya başlayıp, sonra sinirleri bozulduğu için kendini kontrol edemiyor bağırmaya başlıyordu. Gaye’nin göz yaşları yanaklarından inmeye başlayınca, Leyla araya giriyor annesini sakinleşene kadar ablasını başka odaya götürüyordu. Bir süre sonra Açelya hanımın krizlerinden etkilenmesin diye Gaye’yi kendi odasında tutmaya karar verdiler. İhtiyaçlarını karşılamak için o odaya girecekler, eğer sohbet etmeye halleri müsait değilse yanında durmayacaklardı. Enver bey evlerindeki eski otuz yedi ekran tüplü televizyonu getirip Gaye’nin odasına kurmuştu. Bütün gün tek başına kalmasındansa televizyon odada bir ses ve hareket yaratacaktı. Gaye ortadan çekilince, Açelya hanım da yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Aliye hanım hafta da iki üç gün gelip Gaye ile uzunca zaman geçiriyor, altını değiştirme, yemeğini yedirme işine bile girişiyordu. Hasan da annesi ile gelip, Leyla ablası ders çalışırken güya ödevlerini yapıyor, daha çok olduğu yerde uyukluyordu.
(devam edecek)