Yeni Hayat – Bölüm 1

Leyla babasını hiç tanımamıştı. Annesinin söylediğine göre kendini bilmez adamın biriydi. Eve bir ay uğruyorsa, bir yıl ortadan kaybolurdu. Ablasının doğduğu yıl nasıl olmuşsa evde kalmış, sonrasında üç yıl ortadan kaybolup, geri gelince annesini yeniden hamile bırakmış ve Leyla doğmuştu. Leyla’dan sonra bir yıl bile kalmayıp annesi daha hamileyken sırra kadem basmıştı. On dokuz yıldır ortalarda değildi. Annesi Açelya hanım o zamanlar çok genç olduğu için kandığını anlatırdı hep. Ablası Gaye’ye hamile kaldığında henüz on altı, Leyla’yı doğurduğunda da on dokuz ya var ya yoktu. Zaten adamın yakışıklılığına kanıp kaçmıştı evden. Esmer güzeli, boylu poslu bir adamdı babaları. Açelya hanım da çok henüz kırklı yaşlarında çok güzel bir kadındı hâlâ. Kocası kaçıp gitti diye hayata küsmemiş, yaşamaya devam etmişti. Zaten bir var, bir yok olduğu için Gaye’nin doğumundan sonra başının çaresine bakmayı öğrenmiş, Leyla doğunca da pek zorluk çekmemişti. Kızlarına hem anne, hem baba olmuş, ikisini de paşalar gibi büyütmüştü Allah’ın izniyle. Annesi ikisine bakmak için sürekli çalıştığından Gaye bakmıştı, Leyla’ya da hep. Aralarında yaklaşık üç yaş da olsa, büyük olan o olduğu için sorumluluk hep ona verilmişti. Bu yüzden ablasına da çok düşkündü Leyla. Annelerinin güzel gözleri ile babalarının esmer gür saçları ve uzun boyunu alan kızlar mahallede namlıydı.

Üçü sokağa çıkıp Açelya hanıma “Ablaları mısınız?” dediler mi Açelya hanım o hiç eksilmeyen kadınlığı ile süzülür, gülümserdi kibar kibar. Leyla annesinin böyle iltifatlardan çok hoşlandığını bilir, evde ara sıra onun ne kadar genç göründüğünden bahsederdi.

“Böyle görünüyorum ama çok uğraştım sizi büyütmek için. Gencecik kadındım. Bak hâlâ da nasıl güzelim. Başınıza üvey baba getirebilir, kendim de rahat edebilirdim ama sırf sizi elin adamlarından korumak için dayandım. Her anne yapmaz benim yaptığımı!” derdi hemen Açelya hanım da, güzelliği gibi fedakarlıkları için de iltifat almayı severdi. Leyla doğana kadar bulduğu her işte çalışmış, temizliğe bile gitmişti. Leyla doğduktan sonra gittiği evlerden birinin beyi onu çalıştığı şirkete sokunca rahat etmişlerdi. Büyük bir şirket olduğundan kreşi de olan şirket kızlar okula başlayana kadar ilaç gibi gelmişti Açelya hanıma. İyi insanlarla karşılaşmışlardı çok şükür. Sonra o şirketten ayrılmış, başka bir yerde başlamıştı daha iyi bir maaşla. İlk işinden öğrendikleri sebep olmuştu tabi daha iyi maaşlı bir iş bulmasına. Böylece kızları rahatça okula göndermiş, okul masraflarını da elinden geldiğince karşılamıştı. Oradaki patronları da çok iyi insanlar olduğundan destek olmuşlardı birazcık tabi. Leyla ilkokula başladığında, okuldan sonra ablası ile birlikte eve gelip yalnız kalmaya başlamışlardı. Açelya hanım cumartesi günleri de çalıştığı için, ev işleri, ütü ve başka işleri pazar günleri hallederdi. Kızlar büyüdükçe, hem yemeği, hem de ev işlerini halletmeye başladıkları için o da biraz rahat etmişti. Evin babası gibi işe o gidiyor, kızlar da annenin yapması gereken işleri hallediyorlardı.

“Çok şükür bu günlere geldik eteğimize leke sürmeden!” diyordu Açelya hanım eşine dostuna. Neşeli ve girişken bir yapısı olduğundan başlarına gelenler yüzünden içine kapanıp, hayattan kopmamıştı.

“Yoksa nasıl ayakta kalabilirdim değil mi?” derdi kızlarına da, “Siz de öyle asık suratlı olmayın hiç bir zaman, siz hayata gülün ki, hayatta size gülsün!”

Gaye daha girişkendi annesi gibi ama Leyla sessizdi biraz daha. Güler yüzlüydü iki kız da tabi, anneleri öyle öğretmişti ama Leyla konuşmayı onlar kadar sevmezdi. Gaye üniversite sınavına girip kazanamayınca Açelya hanım mahallenin delikanlısı ve eskiden beri kızına deli gibi aşık olan Gökhan’ın yalvarmalarını geri çevirememiş, ailesini göndermesini kabul etmişti. Gaye uzaktan uzağa Gökhan’ı görüyor ve beğeniyordu aslında, delikanlı defalarca yolunu kesip, onsuz yapamayacağını söylemiş Gaye başı önde koşa koşa eve gelmişti her seferinde. Kolay değildi güzel dul bir kadının iki güzel kızla yaşaması. Bu kaçıncı mahalleleriydi değiştirdikleri. Birileri gelip başlarına bela olmuştu zamanında. Açelya hanım kızları için dünyayı yakardı. Hemen taşınmıştı oralardan, en son burada rahat etmişlerdi dört beş yıldır. Burada da talipleri çoktu işte ama en azından bela değillerdi. Efendi insanların yaşadığı bir muhite gelmişlerdi bu sefer. Komşuluk, arkadaşlık da diğer mahallelerinden çok çok iyiydi.

Ev sahipleri Enver beyle, Aliye hanım hemen üst katlarında oturuyorlardı. Apartmanın neredeyse yarısı Enver beyindi. Normalde evlerini bekar kimseye vermezdi ama Açelya hanımı ve kızlarını görünce durum değişmişti. Bekarlık ayrı, iki kızını yetiştirmeye ve ayakta kalmaya çalışan bir kadına evini vermek ayrıydı. Taşındıkları günden beri karı koca koruyup kolluyorlardı onları. Aliye hanım dünyanın en temiz kalpli saf insanıydı. Öyle yaşlı insanlar değillerdi ikisi de, Aliye hanımın ailesinden kalmıştı apartman. Yarısını satmışlar, kalan yarısını da kiraya vermiş, geçiniyorlardı. Orta ikiye giden bir oğulları vardı Hasan. Biraz geç evlenmişler, biraz da geç çocuk sahibi olmuşlardı. Aliye hanım gerçekten çok saf bir insan olduğu için annesi ve babası herkese verememişlerdi kızlarını. Üstelik de tek bir evlat olunca işler iyice zorlaşmıştı. Aliye hanım da çok sessiz ve mülayim bir insan olduğu için babasına da annesine de hiç itiraz etmemiş, otuz yaşına kadar beklemişti evlenmeden. Babası kalp krizi geçirip ölünce, annesi kızın tek başına kalacağından korktuğu için ablasının kocasının tanıdığı Enver beyle baş göz edivermişlerdi hemencecik Aliye hanımı. Aliye hanımın evlenmesinden iki yıl sonra annesi de ölünce, bütün mal mülk ikisine kalmıştı. Enver bey cevval bir adamdı Allah’tan, her işten de anlardı. Evlerin yarısını satıp, yarısını da kira gelirine bağlayınca, çalışmamış, apartman yöneticiliği yapıyordu. Apartmanda on daire vardı onların ki dahil.

Hasan’da aynı annesi gibi saf bir çocuktu. Enver bey her zaman üzülürdü çocuğun ona çekmemiş olmasına. Haydi Aliye hanımın karşısına Enver bey çıkmış kurtarmıştı, Hasan erkek çocuğuydu ne olacaktı bu saflıkla hali. Dersleri de pek iyi değildi saflığından, aslında adamcağız aptal diyemediği için sanki saf diyordu daha çok. Gerçekten de Hasan’ın dersleri ortaokula geçtiğinden beri dökülüyordu.

Enver beyin ailesi köylerinde yaşıyorlardı. Erkek kardeşi genç yaşta yurt dışına çalışmaya gittiği için onlar da yaşlanmış köyde yalnız kalmışlardı. Enver bey de karısını oralara sürükleyip, köy hayatının içinde yormak istemediği için arada bir gidiyor bazen bir ay, bazen on gün, bazen daha kısa bakıp geliyordu anne ve babasına. Aliye hanım kocasının böyle iyi bir evlat olması ile gurur duyuyor, Hasan’ın da babası gibi iyi bir evlat olması için dua ediyordu sürekli.

Gökhan, Açelya hanıma ailesini göndermek istediğini söyleyince, Açelya hanım onları da aileden saydığından çağırmıştı istemeye. Onların başlarında erkekleri olmadığı için hiç değilse Enver beyden isterlerdi kızı. Enver bey çok memnun olmuştu bu teklife. Aliye hanım da desteklemişti yürekten. Ev sahibi, kiracıdan çok aile gibi olmuşlardı onlar. Hatta Gaye’nin nişan elbisesini bile almışlardı sağ olsunlar.

Aynı mahallede oturup, Enver beyleri ve Açelya hanımla yakınlıklarını da bildiği için Gökhan’ın ailesi de şaşırmamıştı bu gelişmeye. Onlar da çikolatalarını, çiçeklerini almış, iki dirhem bir çekirdek gelmişlerdi istemeye. Enver bey babaların yaptığı gibi önceden sormuştu Gaye’ye isteyip istemediğini, Gaye de başını sallayıp onayını vermişti.

(devam edecek)

Yorum bırakın