Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 33

“Ben demiştim size kesin evlenmiştir diye!” demişti Piraye Sümbül’ün bir kızı olduğunu duyar duymaz. Aslında hepsi onun bir hayat kurduğunu düşünmüş olsa da, gerçekle yüzleşmek biraz sarsıcı olmuştu. Özellikle de Turgay için. Dedektifin öğrendiğine göre maddi durumları iyi değildi ama kocası hakkında bir bilgiye ulaşamamıştı. Bakkaldan öğrenmeye çalışmış ama o da tam kimden bahsedildiğini anlamadığı için adamın yurt dışında çalışıyor olma ihtimalinden bahsetmişti bir ara.

“Belki de terk edip gitti anne kızı?” demişti Hasibe hanım da, bir şekilde Sümbül bekar olsa, Turgay ile yeniden şansları olabileceğini düşünüyordu herkes ama görünüşe göre iş işten çoktan geçmişti. Turgay evli bir kadının karşısına çıkıp da çocukluk aşklarından bahsedemezdi artık.

“Olsun!” dedi Turgay üzülmüş de olsa, “Biliyorum ya artık nerede olduğunu!” ve dedektife artık ihtiyaçları kalmadı o noktadan sonra. Hasibe hanım başta herkes çok üzüldü Turgay’ın yeniden hayal kırıklığına uğramasına ama yapılacak bir şey yoktu artık. Sümbül evlenmiş, çocuk sahibi olmuştu. Kocası eninde sonunda dönecekti evine. Cevahir beyler konunun takibini bırakmasını isteyince, dedektif de başka üzerinde durmadı. Zaten bu işi keyif için yapan biri olduğu için, macera olsun diye oyalanıyordu kendi kendine. Olaylar genelde birbirine benzediğinden sağdan soldan duyduklarını çoğu zaman kendi aklıyla tamamlıyor, büyük oran da haklı çıkıyor, başarı sağlıyordu. Bu defa yüzeysel araştırmasının sonucunu doğru tahmin edememesi Turgay ve Sümbül’ün arasına girmişti yine ama kimsenin haberi yoktu.

Piraye kuzeninin çok üzüldüğünü bildiği için Sümbül’ün karşısına kendi çıkmayı planlamış ama bunun sonunda konu Turgay’a geleceği için Sümbül’ün hayatını nasıl etkileyeceğini tahmin edememişti. Hiç biri Sümbül’ün teyzesinin evinden kaçarak İstanbul’a geldiğini bilmediği için evlenip geldiğini sanıyorlardı. Turgay’a küçüklüğünden beri dayı diyen ve çok seven Kemal ise hikayeyi eskiden beri bildiğinden, dayısı ve annesinin çaresizliğine üzülüp bir şeyler yapmak istemişti. Kimseye söylemeden dedektifin verdiği adrese gidecek kadar cesur olan Kemal, bir yolunu bulup Papatya’nın karşısına çıkıp ona mahalleye yeni taşındıkları yalanını atarak arkadaşlık kurmuştu. Piraye yaklaşık bir ay sonra oğlunun Papatya ile arkadaş olduğunu duyunca kızsa mı sevinse mi bilemedi. Hemen o günün akşamında Turgay’ı çağırıp ona da anlattılar olanları. Kemal en azından bu şekilde dayısının Sümbül teyzeyi uzaktan da olsa görebileceğini düşünmüştü. Ayrıca Papatya’da gerçekten çok tatlı bir kızdı. Böylece Turgay, Kemal ile birlikte mahalleye gelmeye, o Papatya’nın karşısına çıktıktça da uzakta beklemeye başladı. Sümbül gözleri yüzünden fazla dışarı çıkmadığından geçen onca süre boyunca ise umdukları gibi bir kez bile onu görmedi. Kemal evlerine bile girip Sümbül’e koyu sohbetlere başlayınca gelip binanın önünde bile beklediği oluyordu ama yine de Kemal’in ona gösterdiği pencerede Sümbül’ün gölgesine bile rastlayamıyordu.

İşte Sümbül’ün, Kemal’e Papatya’nın babası hakkında bir şeyler anlattığı o gün Kemal’in çok şaşırıp bir sürü soru sormasının nedeni ne yurt dışında, ne de yurt içinde bir kocanın varlığının olmayışını öğrenmesiydi. İyice emin olduktan sonra da koşa koşa gidip sokağın başında onu bekleyen dayısına anlatmıştı. Daha önce Piraye’nin, Kemal’in babası sandığı kişi de aslında Turgay yani kendi babasıydı. Kendini Sümbül’ün evli ve ulaşılmaz olduğu fikrine zar zor alıştıran Turgay neye uğradığını şaşırmıştı Kemal’in anlattıklarını duyunca ve Papatya’nın yaşı bir gençlik aşkı ve geçirdikleri o güzel gece ışık hızıyla aklında birleşince düşüp bayılacak gibi olmuştu. Koşup kapıyı çalmak ve Sümbül’e gerçeği sormak için çıldırıyor olsa bile aklını başına toplaması gerektiğinden Piraye’yi aramış, o da gelip sakince konuşmalarını söylemişti. Dedektif onun evli olduğunu söylemişti ama Sümbül evli değildi. Piraye’de kaldıkları o geceden sonra hesapladıklarında Papatya’nın yaşına tutuyordu. Adapazarından birden bire ortadan kaybolması ve annesinin ondan neredeyse hiç bahsetmiyor olması da Sümbül’ün o sırada hamile olduğunun saklanması ihtiyacından olabilirdi.

“Piraye ne olur bana bunun ne olduğunu söyle? Bunca zaman benim kızım olabilecek o çocuğa sahip çıkamayışıma, Sümbül’e ulaşamayışıma mı yanayım? O bana ulaşmaya çalışırken aramıza girenlere mi? Oracıkta kızımla duruyorsa eğer, bana neden hâlâ burada olduğumu söyle?”

Piraye oğluna konuşulanları tekrar tekrar anlattıktan sonra Sümbül’e Kemal ile onun birlikte gidip gerçekleri öğrenmesinin daha doğru olduğuna karar verdiler. Eğer Kemal söylenilenleri anlamak istediği gibi anlamış, dedektif haklıysa, ortalığı karıştırmaya gerek yoktu. Yok eğer Kemal doğru anlamış ve dedektif işini doğru yapmamışsa o zaman Turgay kapının dışında bekleyip, hemen içeri girse bile yeriydi.

Piraye, Sümbül’e gidip Kemal’in annesi olduğunu söyleyecek ve duruma göre pozisyon alacaklardı. Eğer gerçekten evli ve bir kocası varsa bu sadece bir tesadüfmüş gibi davranacak ve hiç değilse Sümbül ile aralarında yeniden bir bağ kurmuş olacaklardı. Turgay uzaktan gördüğü Papatya’nın kendi kızı olma ihtimaline takılıp kalmıştı. Sevdiği kadını kaybettiğini düşünürken, hem onu, hem kızını mı kaybetmişti yani. Ortada bir de çocuk konusu olduğundan emin olana kadar Hasibe hanım ve Cevahir beye bu konudan bahsetmemeye karar verdiler.

“Gerçekten hayatımda duyduğum en tuhaf hikayeye sahipsiniz!” dedi Piraye, akşam Turgay onlardan ayrılırken.

Turgay ise hâlâ şokta olduğu için kafasını sallamaktan başka bir şey söyleyemedi. Ayakları onu eve götürmüyordu bir türlü, bir kez daha gidip Sümbül’ün evinin önünde arabasını park etti. O kapalı perdelerin arkasında onun ve Papatya’nın yanında olmak için çırpındı yüreği ama her zaman yaptığı gibi akılcı davranmak için kendini sakinleştirdi. Piraye hiç oyalanmadan ertesi gün gidecekti Sümbül’e ve eğer anladığı gibiyse ona kavuşması için sadece yirmi dört saate ihtiyacı vardı.

Piraye’de çok şaşkındı, yıllardır onların ve bir dedektifin yapamadığını henüz orta sona giden oğlu halledivermişti. Üstelik Sümbül ve Papatya’yı gerçekten çok seviyordu. Sadece dayısı için onlara yaklaşmış olsa da vakit geçirdikçe kendini onlarla mutlu hissettiğini söylemeye başlamıştı. Bu gün ortaya çıkanlar doğru ise kan çekiyordu demek, çünkü o zaman Papatya onun kuzeniydi.

“Ah Sümbül neler yaşadı sen?” diyerek sabahı zor etti Piraye, şimdilik bunun bir sır olmasına karar vermişlerdi ama kocası başından beri her şeyi bildiği için ona da anlattılar gelince. Papatya’nın okulda olduğu bir saat gitmenin daha uygun olabileceğini söyledi kocası. Sümbül evliyse kızının geçmiş hakkında bir şeyler duymasını istemeyecek olabilirdi. Turgay ve ondan daha sakin düşünebildiği için kocasının bu akıllıca fikrine övgüler yağdırdıktan sonra Kemal okula gider gitmez, hemen evden çıkıp Sümbül’ün oturduğu mahalleye gitti. Binanın merdivenlerinden çıkarken onun kendini görür görmez tanıyacağını düşünüyordu. Kemal çocuk olduğu için onca zaman gelip gittiği halde Sümbül’ün iyi göremediğini fark etmemişti.

Sümbül kapıyı açıp, karşısında iyi giyimli kadını görünce, yanlış geldiğini düşünüp, “Kimi aramıştınız?” dedi nazikçe.

“Sümbül beni tanımadın mı?” dedi Piraye, heyecanla boynuna sarılmak istemişti, yıllardır aradıkları Sümbül kanlı canlı karşısındaydı.

Sümbül gözlerini kısıp iyice görmeye çalıştı ama yüzü bir türlü tam olarak seçemeyince, “Kusura bakmayın, görmekle ilgili sorunlarım var yüzünüzü seçemiyorum fazla!” diye itirafta bulundu. Piraye elinde olmadan uzanıp tuttu Sümbül’ün elini ve gözleri doldu hemen. Yıpranmıştı geçen zaman boyunca ama hâlâ aynı Sümbül’dü o.

“Piraye ben!” dedi sesi titreyerek.

Sümbül durdu bir kaç saniye ve tekrarladı, “Piraye? Has Bahçeden?”

“Ta kendisi!” diyerek sarıldı Piraye Sümbül’ün boynuna ikisinin de gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı hemen. Sümbül toparlanınca hemen içeri davet etti onu, yıllar sonra Turgay ile aralarındaki en güçlü bağlardan biri olan Piraye’yi karşısında bulmak şaşırtmış ve sersemletmişti onu.

(devam edecek)

Yorum bırakın