Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 31

“Evli olabilir!” dedi Piraye çaresizce, “Bunu neden hiç düşünmüyoruz sahiden. Turgay hiç evlenmedi diye o da bekar kalacak değil değil mi?”

“Of!” diye bir iç çekti Hasibe hanım. Oğlunun o kızı hâlâ düşündüğünden hiç şüphesi olmamıştı ama onun yüzüne bakınca bunca yıl hiç eksilmeden nasıl bu kadar sevebildiğine inanamıyordu. “Kavuşamadıkları için” diyordu iç sesi ama şimdi onu bulsa mı, bulmasa mı bunun altından kalkabilir emin değildi. Onlar hararetli bir şekilde konuşurken bahçede sıkılan ve karısı bir açıklama yapmadan telefonunu alıp içeri kaçan Cevahir bey de içeri gelmiş konuşulanlara kulak misafiri olmuştu.

Konuyu yıllar sonra ancak sonundan duyabildiği için tamamını öğrenmek istedi ve bu kez Turgay ve Piraye’de kendi açılarından olayı en başından anlattılar ve sonunda Şule’nin anlattıkları ile Hasibe hanımın yaptıklarını eklediler.

“Bütün bunlar bu evde oldu ve ben hiç anlamadım öyle mi?” dedi Cevahir bey şaşkın şaşkın, başka bir şaşkınlığı da Turgay’ın bunca yıl bunu saklamış olmasıydı. Ağabeyinin neredeyse ölümüne neden olacak olan bir adamın kızını sevdiğini ailesine açıklayamamıştı başlangıçta ama sonra Sümbül ortadan kaybolunca işler iyice rayından çıkmış, anlatması için bir durum oluşmamıştı. Sümbül’ün izini kaybetmişti.

Diğer tarafta Papatya derslerindeki başarısını giderek artırırken, Sümbül’ün görme yetisi yok denilecek düzeye ulaşmış ve bir gün Papatya Uraz hanımlardayken evde düşüp, başını vurduğu için bayılmıştı. Kendine geldiğinde başı fena halde dönmeye devam ettiği için zorla telefona ulaşıp, Uraz hanımı aramış, Papatya’da orada olduğundan hep birlikte endişeyle toparlanıp hemen yanına gelmişler ve Sümbül’ü hastaneye götürmüşlerdi. Başını vurduğu için uzun uzun tetkikler yapılırken Sümbül bir anda Turgay’ı sorunca kimse bir şey anlamasa da Uraz hanım kimden bahsedildiğini bildiği için “Turgay’la mı görüştün?” diye sordu.

“Her gün görüşüyoruz!” diye yanıtladı Sümbül. Papatya babasının adını bildiği için donup kalmıştı annesinin sözlerine. Ancak bir kaç dakika sonra söylediklerinin hiç birini hatırlamayan Sümbül’ün başını çarptığı için hayal görüyor olabileceğini söylemişti doktorlar. Ciddi bir sarsıntı geçiriyordu belli ki. İki gün hastanede kontrol altında tutulduktan sonra eve gönderildiğinde ise hayalindeki yaşamı ara ara anlatmaya devam ediyordu maalesef. Turgay ile evlilik hazırlıkları yaptıklarını anlatıyordu bazen. Doktor bir süre devam etse de sonunda bunların sona ereceğini söylemişti ama ne kadar süreceği hakkında bir şey söylemek pek mümkün değildi. Uraz hanım bunca yıl sonra Sümbül’ün bilinçaltından çıkanlara üzülmüştü çok. Onca telkine rağmen bu zavallı kız hiç unutmamış, hiç atlatamamıştı Turgay’ı, sadece öyle yapmış gibi gözükmüştü herkese ve kızına odaklanmıştı. Sümbül’ün bu atakları günde en fazla beş dakikalığına geldiği için Papatya’ya endişelenecek bir şey olmadığını söylediler. Zamanla da geçeceği için normal hayatlarına dönebilirlerdi ama Sümbül’ün az görme meselesinin bir an önce çözülmesi gerekiyordu. Kendi doktorunu da dinlemediği için Uraz hanım onu alıp, şehrin bilinen göz doktorlarından birine götürdü. Küçük bir operasyonla tedavi edilebilirdi ama bunun anlamı görme yetisini tamamen kazanacağı anlamına gelmiyordu, sadece günlük hayatını idare edecek kadar görecekti. En azından bastığı yeri göreceğinden bu başına gelen gibi bir şeyi yaşama riskini ortadan kaldıracaktı. Operasyon masraflarını Uraz hanım üstlenmek istediği için Sümbül çok direndi ama Papatya çok ağlayınca mecburen kabul etti. Sadece yarım saat sürecek küçük bir işlem yapılacaktı. Sonra damlalarını düzenli kullanacak ve başlangıçta olmasa da damlaların da tesiri ile on güne kadar şimdi gördüğünden yüzde yetmiş daha iyi bir görüşe sahip olacaktı. Tüm bu süreç boyuna aklı gidip gelmeye geçmişte yaşadıklarını anlatmaya ya da geçmişi bu gün sanmaya da devam ediyordu. Çok uzun süreli ataklar olmadığı için Papatya bunlara alışmış artık eskisi gibi tedirgin olmuyordu. Evde tek başınayken bile yaşasa sadece hatırlama şeklinde gerçekleştiği için tehlikesi yoktu. Operasyon gerçekleşene ve Sümbül yeniden görmeye başlayana kadar Papatya okuldayken Uraz hanım her gün gelip, durdu Sümbül’ün yanında. Papatya’nın derslerine de bu süreç sona erene kadar ara verdiler. Sümbül Uraz hanıma böyle yük oldukları için kendini gerçekten çok kötü hissediyor ama kızının hatırı için sesini çıkaramıyordu.

İşte tam böyle zor bir zamanda Papatya’nın annesinin hatalı oyalarından hazırladığı yeni takıların tamamını isteyen bir alıcı ortaya çıktı. Bundan sonra da ürettiklerine talipti, İzmir’de açılacak olan yeni aksesuar dükkanı için ürün ararken, ürün verdikleri pasajlardan birinde iğne oyası bu takılara rastlamış, başka malzemelerle renklendirilmiş bu yeni ve farklı tarzı çok beğenmişti. Hatta pasajın kendi satışı için aldığı ürünlerin bile çoğunu satın almak için teklifte bulunmuştu. Papatya annesiyle evde otururken yeni yaptığı takıları teslim etmeye gittiğinde almıştı bu güzel haberi. Birikmiş çok fazla stokları olduğundan, bir anda ellerine yüklü bir miktar para geçecekti. Ameliyat masrafına yetmese bile bu zor günlerde ellerini rahatlatacak bu paraya herkes çok sevindi. Papatya bu şevkle her gün okuldan gelip, tekrarlarını yaptıktan sonra yeni takılar tasarlamaya devam etti. Üniversite okumak istiyorsa ellerinin altında biraz birikmiş paraları da olması gerekiyordu. Bu işlerden başka gelirleri yoktu.

Sümbül’ün operasyonu da başarılı geçince hepsinin moralleri düzeldi biraz. Sümbül’de gözleri düzelince el işlerine devam edecek bu yeni alıcıya istediği kadar alabilmesi için bol bol ürünler hazırlayacaklardı. Papatya annesinin gözlerini daha fazla yormasını istemiyordu ama Uraz teyzesi onu rahat bırakmasını buna ihtiyacı olduğunu söyleyince sesini çıkarmadı. On gün sonra damlalar sona erdiğinde Sümbül dünyayı yeniden görebilmenin sevincini yaşıyordu. Tamamen net olmasa da gözlerini çok yormadığı sürece iş yapacak kadar görüşü geri kazanmıştı, Uraz hanımın da telkinleri ile sadece basit ve elinin bakmadan örecek kadar alışık olduğu modelleri yapacağına söz verdi. Alıcılar için işin ne kadar ağır olduğu değil, havası, duruşu ve tarzı önemliydi.

Böylece Papatya şevkle derslerine sarıldı yeniden, Sümbül’de işlerine. Bu yeni alıcı pasajdaki dükkan aracılığı ile hazırladıkları her şeyi neredeyse satış fiyatına satın alıyor, elindeki ürünlerin gerçekten hızlı tükendiği müjdesini veriyordu. Turistik bölgelerde satıldığı için el işi ürünlere rağbet şehirdeki pasajlardan çok daha yüksekti.

Sümbül aklındaki gelip gitmeler ilaçlara rağmen doktorların söylediği gibi bir süre sonra yok olmadı. Yine de artık hepsi duruma alıştıkları için o anlatmaya başlayınca gülümseyerek dinliyorlar, normale dönünce de hiç bahsetmiyorlardı. Artık bununla ilgili kullandığı ilaçları da bırakmıştı. Uraz hanım belki de zihninin bunlara tutunduğuna ve kısa bir süre de olsa gün içinde ona mutluluğu tattırdığı için düzelmek istemediğini söylemişti. Papatya babası ile ilgili olayları ilk kez Uraz hanımdan dinledi böylece, annesine bahsetmeme koşulu ile Uraz hanım ona Sümbül’ün başına gelen her şeyi anlattı.

“Babam beni bilse sever miydi Uraz teyze?” diyordu Papatya bazen annesi gibi hayallere dalıp.

“Tabi severdi, annen ona benzediğini söylüyor her zaman!”

“Annemi o kadar sevmiş olsa arardı ama değil mi?” deyince de sessiz kalıyordu Uraz hanım. Hikayenin o kısmını kimse bilmiyordu.

Papatya bir gün okuldan gelirken, adının Kemal olduğunu söyleyen bir çocukla tanışmıştı. Kemal mahalleye yeni taşındıklarını ve hiç arkadaşı olmadığından dert yanmıştı ayak üstü Papatya’ya. Kendisinden üç dört yaş küçük bu sevimli oğlan hoşuna gitmişti Papatya’nın. Arada sırada karşılaşınca ayak üstü sohbet etmeye başlamışlardı.

(devam edecek)

Yorum bırakın