Henüz menopoza girmesi için erken olsa da Hale’nin doktoru gerekli testleri yapmaya karar verdi ve sonuç hiç beklemedikleri şekilde kötü çıktı. Hale rahim kanseri olmuştu. Başta kendisi olmak üzere ailede herkes şoka girdi bu habere. Hastalık çoktan üçüncü evreye gelmiş, hızlı ilerleyen bir türdü. Hemen gerekli müdahale ve tetkikler için kollar sıvansa da, Hale çoktan öleceğine inanmış ve ağır bir depresyona girmişti. Günler sonra bir gün kız kardeşine Sümbül, Piraye ve Turgay’ın ahının tuttuğunu söyledi. Onlara söyledikleri yalanlar ve birlikte olmalarına engel oldukları için Allah onu cezalandırıyordu. Şule “Saçmalama öyle olsa, benim de başıma kötü şeyler gelir!” diye onu ikna etmeye uğraşsa da, Hale ikna olmuyordu. Konuyu ikisinden başka bilen olmadığı için anneleri yanlarında değilken bahsediyorlardı bunlardan. Artık ilaçların tesiri ile dermanı iyice kesilince de ben bu yükü taşıyamam diye ağlamaya başladı. Kız kardeşine Turgay, Sümbül, Piraye fark etmez kimi bulursa gidip olanları anlatmasını ve onlardan özür dilemesini vasiyet ediyordu sürekli. Şule’de kız kardeşinin ölebileceğine inanmadığı ve böyle bir itirafta asla bulunamayacağını düşündüğü için “İyileş, kendin bulur söylersin diyordu ha bire!”
Bağışıklık sistemi hızla iflas eden Hale’nin ömrü teşhisten sonra ancak beş ay daha devam edebildi. Kendinde olduğu son anlarda bile Şule’ye durmadan vasiyet ettiği için, Şule hem kardeşinin acısı, hem de vasiyet ettiğini nasıl yerine getireceğinin derdiyle kıvranıyordu.
Papatya lise derslerinde zorlanmaya başladığı için Sümbül hâlâ özel olarak görüşmeye devam ettikleri Uraz hanımdan kızının derslerine destek alabilmek için yardım istedi. Papatya’da Uraz teyzesi gibi psikolog olup, annesine ve onun gibi travmalarıyla yıllarca baş edemeyen insanlara yardım etmek ve hayatlarını düzeltmek istiyordu. O annesi ve anneannesi gibi karamsar ve bunalıma müsait bir karaktere sahip değildi. Onlar kadar zorluklar yaşamamış olmasının da mutlaka etkisi vardı ama daha çok Turgay’ın sakin, soğukkanlılığını almıştı. Uraz hanımın iki kızı da üniversiteyi bitirmiş çalışmaya başlamışlardı. Onlar annelerinin mesleği yerine kendi istedikleri farklı alanlarda eğitim almışlardı ve ikisi de derece ile mezun olmuştu. Sümbül, ondan destek isteyince o da kızlarına söyledi. İki kızı da hem Sümbül’ü, hem Papatya’yı bildiklerinden işten sonra onu ders çalıştırmaktan memnun olacaklarını söylediler. Bunun için de herhangi bir karşılık istemiyorlardı. Sümbül onların anneleri gibi iyi yürekli insanlar olduğunu düşünüyordu bu yüzden. Papatya okuldan çıkında Uraz teyzesinin evine gidecek, ablaları gelene kadar annesinin tembihi ile artık emekli olan Uraz hanıma ev veya mutfak işlerinde yardım edecek, sonra da ablaları gelince derslerini çalışıp, eve gelecekti. O saatte Papatya’yı tek başına gönderemeyecekleri için Uraz hanımın ailesinden biri arabayla eve bırakacaktı. Lise birinci sınıfta oldukça zorlanan ve notları düşük olan Papatya, ablalarının desteği ile lise ikinci sınıfa geçtiğinde derslerini toparlayıp yüksek notlar almaya başladı. Bu arada eskisi kadar çok iğne oyası yapacak vakti olmadığı için fırsat buldukça annesinin sonradan ördüğü hatalı işleri bir şekilde başka malzemelerle birleştirerek farklı takı tasarımlarına devam etti. Ellerindeki işleri hem internet üzerinden, hem de bir kaç pasajdaki aksesuarcı aracılığı ile satabiliyorlardı ama Papatya böyle devam eder, ellerindeki stoklar da biterse geçimlerinin zorlaşacağını biliyordu. Sümbül’ün son bir seneden gözleri neredeyse kör denilebilecek kadar kötüleşmişti. Son gittiklerinde doktor ciddi ciddi azarlamıştı annesini. Artık istese de iğne oyası yapması mümkün olmadığı gibi yüzleri zorla seçiyordu.
Hale’nin ölümünün ardından, Şule ve ailesinin toparlanması oldukça uzun sürdü. Bir anda ortaya çıkan kötü hastalık ve arkasından hızla ilerlemesi hepsini büyük bir şoka sokmuştu. Ellerinde büyüyen kızlardan birinin bu şekilde vefat etmesi Cevahir bey ve Hasibe hanımı da çok üzmüştü. Yıllardır arkadaşlığını sürdürmeyen Turgay da çok sarsılmış, bu zor günlerinde ailenin yanında olmuşlardı. Kızının ölümü ile çok sarsılan ve üzülen Kamil bey de bu olaydan sonra Cevahir beylerin evindeki işinden ayrıldı. Şule kız kardeşinin cenazesi ve taziyede Turgay ve ailesi ile yüz yüze gelince kendini iyice kötü hissetti. Olanları Turgay’dan duyan Piraye’de cenazeye değil ama taziyeye giderken onlara katılmıştı. Yaptıklarını itiraf etmeyi hem kendine yediremeyen hem de bu saatten sonra bunları konuşmanın kimseye faydası olmadığını düşünen Şule acısını bahane ederek aileden uzak durmayı tercih etti. Hale’nin başına gelenleri annesinden duymasına rağmen Yasemin ne aradı, ne de cenaze için şehre geldi. Ailesi ile Mete geldi sadece. Çocuklar yıllar sonra eksiklerle ilk kez Hale’nin cenazesi nedeniyle bir araya gelmiş oldular böylece.
Kız kardeşinin vasiyeti ara ara aklına gelse de, hemen zihninden uzaklaştıran Şule’nin kocasının işleri kötüye gitmeye başladı bir süre sonra. Hale’nin ölümünden bir yıl sonra ise borçlar yüzünden atölyeye haciz geldi ve onca zaman oldukça iyi olan maddi durumları bir anda bozuluverdi. Bir anda ellerindekileri kaybetmenin şokuyla “Kime ne yaptık?” diye dövünen Şule’nin aklına bir anda kız kardeşinin vasiyeti geliverdi. Çocuğu olmaması ve hastalığını yaptıklarının cezası olarak gören Hale’ye o zamanlar inanmayan Şule, kendi başına da talihsiz olaylar gelmeye başlayınca, kız kardeşi gibi ölebileceğinin paniğine kapıldı bir anda. Son iki yıldır başlarında dolaşan bu kara bulutlar belki de onun dediği gibi aldıkları ahlar yüzünden oluyordu. Kocasının ailesinin desteği ile geçimlerini öyle böyle sağlamaya çalışırlarken, kayınbiraderi de bir trafik kazası geçirip vefat edince, Hale’nin vasiyetini bir an önce yerine getirmeye karar verdi. Babası işten ayrılmış olsa bile Cevahir bey ile haberleştiği için Has ailesi ile bağları tamamen kopmamıştı. Turgay’ın Holding’in başında olduğunu da zaten yıllardır biliyordu. Bir öğleden sonra evdekilere bir bahane bularak çıkıp Turgay’ın yanına gitti. Turgay babası aracılığı ile kocasının başına gelenleri duymuştu. Kamil bey iflas eden damadına iş bulması mümkün mü diye Cevahir beyi aramıştı. Sümbül gittikten sonra arkadaşlıkları bıçak gibi kesilen ve kız kardeşinin cenazesinde yüzüne bile bakmayan Şule’nin gelişinin de bununla ilgili olduğunu sandı Turgay ama eski arkadaşlıklarının ve ailesinin hatırına onu geri çeviremeyeceği için odasına buyur etti hemen. O da babası gibi iyi niyetli ve yumuşak kalpli bir iş verendi. Eğer çok ısrar ederse Holding’de durumuna göre bir iş ayarlayabilirlerdi belki. Tabi Şule’nin kocası işi kabul ederse.
Şule konuya nasıl gireceğini bilemediği için Turgay’ın karşısında elini kolunu nereye koyacağını bilemiyor, bir türlü ağzını açıp başlayamıyordu. Onun kocasına iş istemekten utandığını düşünen Turgay, açılıp anlatsın diye başlarına gelenleri, babasından duyduğunu ve üzüldüğünü söyledi. Şule teşekkür etti ama o konuyla ilgili konuşmaya devam etmek yerine, “Niye geldiğimi merak etmişsindir!” diyebildi ancak.
“Kocanın işe ihtiyacı olduğunu söyledi babam!” dedi Turgay onun işini iyice kolaylaştırmak için. Görüşmüyor olsalar da eski arkadaşının karşısında böyle ezilip, büzülmesine üzülmüştü. Belli ki Turgay’dan yardım istemeyi o da kendine yediremiyordu.
“Düzelecek inşallah!” dedi Şule, aklı kız kardeşinin vasiyetini yerine getirip, başlarında ki belaları savmakta olduğu için Turgay’ın imalarını anlayamamıştı. Bu itirafları yapıp, af dilerse ona göre her şey yoluna gireceği için Turgay’dan kocasına iş istemek aklına bile gelmiyordu. Sorunu kökten çözmeye gelmişti o.
(devam edecek)