Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 27

Papatya artık beş yaşına gelmiş, Sümbül, Uraz hanım ve derneğin büyük desteği ile bir oda bir salon bir eve yerleşmişti. Ev sahibi yolu sığınma evinden geçmiş bir kadın olduğu için çok uygun bir kira belirlemişti. İğne oyalarıyla hazırlanmış takılar, bir kaç pasajdaki aksesuarcıda talep görüyordu. Hatta hızla tükendiğinden Sümbül, Papatya uyuduktan sonra sabaha kadar yeni ürünler için çalışıyordu. Turgay’a olan bütün aşkını kızına veriyordu artık. Uraz hanım ne kadar uyarmış olursa olsun, Papatya onun hayatının yegane amacıydı ve zaten de ondan başkası kimsesi yoktu artık. Has bahçede aşkın baharıyla büyüyen o tatlı küçük kız değildi artık. Kızı ve kendi geleceğini inşa edebilmek için elinden geleni yapan bir kadın oluvermişti.

Piraye’nin babası artık yaşlandığını bahane ederek Türkiye’ye dönme kararı alınca, diğer kardeşlerinin aksine o da ailesi ile dönmeye karar verdi. Bir süredir kısa gelişlerinde tanışıp hoşlandığı biriyle görüşüyordu. Üniversiteyi yeni bitirmiş olan Feridun’da Turgay gibi babasının inşaat şirketinde çalışan bir mühendisti. İki genç Piraye’nin bir yaz tatilinde geldiği Antalya’da tanışmışlar ve birbirlerini görür görmez aşık olmuşlardı. O günden beri Turgay dinliyordu Piraye’nin aşkını ve o anlattıkça Sümbül ile hayallerini hatırlayıp içleniyordu kendi kendine. Okulda ve sosyal yaşamda bir kaç kişi ile kısa ilişkiler yaşamış olsa da her birinde Sümbül’ü aradığını fark ettiği için devam ettirememiş sonra da ikili ilişkilerden uzak durma kararı almıştı kendi kendine. Hasibe hanım oğlunun bu tür ilişkilerden uzak durmasına bir anlam vermediği için ağabeyine sormuş, o da çok dertleşmiyor olsalar da Sümbül hakkındaki tahminlerini annesine anlatıvermişti. İşin içinde Piraye’nin de olduğunu öğrenen Hasibe hanım aynı bahçede büyüyen iki çocuğun aşklarının nasıl bu kadar kuvvetli olduğuna çok şaşırmıştı. O zamanlar Turgut’un başına gelenler yüzünden başka bir şeyin farkına varacak durumları olmadığından küçük oğullarının kalbinde bu kadar derin bir yara açmış olmalarına üzülmüştü gerçekten. Üstelik Turgay bir gün bile gelip onlara hiç bir şey söylememişti. Oğlunun bunca zaman tuttuğu sırrını ona soramadığı için ailesi ile birlikte ülkeye dönen Piraye ile konuşmayı tercih etmişti. Bunca zaman Turgay ailesine söylemeye çekinirken Hasibe hanımın Sümbül’ü sorması da Piraye’yi şaşırtmıştı gerçekten. Kuzeninin sırrını olduğu gibi açık etmek istemediği için fazla bir şey söyleyememiş sadece iki gencin aşkının gerçekliğini doğrulamakla yetinmişti. Kimse Sümbül’ün nerede olduğunu bilmiyordu. Daha doğrusu Piraye ve Turgay öyle olduğunu sanıyorlardı.

Gümüş hanım, Selami beyle evlenip, özgüvenini yeniden kazandıktan sonra sırf eski kocasının kulağına gitsin diye Has bahçedeki çalışma arkadaşlarına ulaşıp hayatının ne kadar iyi olduğuyla ilgili hava atmıştı. Artık çalıştıkları o ev gibi bir evde yaşıyor, başkaları ona hizmet ediyordu. Gümüş hanımın samimiyetten uzak bu tuhaf tavrı Has bahçenin diğer kadınlarını huzursuz ettiği için uzun süre konuşmuşlar ve sonunda Fatih beyin yaptıklarını hakkettiğine kanaat getirmişlerdi. Yasemin o sıralar evlenip gittiği ve annesi de ona bundan bahsetmeyi akıl etmediği için haberi olmamıştı olanlardan. Zaten Gümüş hanım konuşma sırasında Sümbül’den hiç bahsetmemiş, arkadaşları da sormayı akıl etmemişlerdi gıcık olduklarından. Kimsenin aklına Sümbül’ün kaçmış olacağı gelmediği için ana kıza talih kuşu konduğu konuşulmuştu uzun süre. Hale ve Şule’de konfeksiyonda sevmedikleri bir iş yaparken Sümbül’ün bir eli yağda, bir eli balda sandıkları yaşamını kıskanıp konuşmuşlardı bir süre. Sümbül’den bir daha haber çıkmayınca, parayı bulunca Turgay’ı unuttu olmuştu adı. Ana kız sonradan görme olmuşlardı belli ki.

Oğlunun yıllardır yüreğinde sakladığı bu Sümbül hikayesi Hasibe hanımı üzdüğü ve Piraye’nin kızlarla haberleştiğinden haberi olmadığı için o da sanki merak etmiş gibi sordu evdeki kadınlara. Onlar da Gümüş hanımın arayıp anlattıklarını hâlâ içlerine sindiremediklerinden dökülüverdiler eteklerinde ki taşları. Tabi anlatılanlar Sümbül’ün annesi ile Adapazarı’nda rahat ve varlıklı bir yaşam sürdüğü ile sonuçlanmıştı Hasibe hanımın kafasında. En azından Fatih beyin karısını ve kızını mağdur etmediklerini düşünüp sevinse de aklı Sümbül’de kalmıştı onun da. Turgay şimdi görse belki hiç istemeyecekti Sümbül’ü ama çocukluktan beri duyulan ve kaybedilen aşkların hiç unutulmayacağını bilecek kadar yaşamıştı Hasibe hanım ve oğlunun da sırf bu kız yüzünden önüne çıkan fırsatları geri çevirmesini istemiyordu. Eğer Sümbül’de annesi gibi, daha da doğrusu evdeki kadınların anlattığı gibi değiştiyse zaten Turgay onunla asla yapamazdı. Duyduklarını Piraye ve ya oğluna söylemek yerine önce kendi kovalamak istedi. Oğluna üzülse de, bu konuyu yeniden gündeme getirip, acı üzerine acı yaratmaya hiç niyeti yoktu.

Adapazar’lı eski bir arkadaşını arayıp, kadınlardan duyduğu kadarıyla Selami beyin adını ve işini söyledi. Evlendiği kadının bir tanıdığı olduğunu düşündüğü için soruyordu bu soruları, hikayenin aslını arkadaşına anlatmadı. Hasibe hanımın beklediği cevap yaklaşık on gün sonra geldi. Selami bey, karısı öldükten sonra kızlarını, kayınvalidesine bırakıp, kendisi gibi dul bir kadınla evlenmişti ama kimse kadının bir kızı olup olmadığını bilmiyordu. Kadının kız kardeşi de bölgenin varlıklı ailelerinden birinin oğluyla evlenmişti, ikisi de evli iki oğlu vardı.

“Bir de genç kız olması lazım, yaklaşık Turgay ile yaşıt?” diye sorsa da arkadaşı yeniden soracağını söyleyip kız hakkında bir şey duymadığını tekrarladı. Bir kaç gün sonra arayıp kadının bir kızı olmadığını söyledi yine ama kadının adı Gümüş’tü ve İstanbul’dan gelmişti. Başka da bir şey bilmiyordu kimse.

Sümbül’ün bahçede babasından yediği dayağı hatırlayınca bu defa kızın başına bir şey gelmiş olabileceğini düşündü Hasibe hanım. Eğer o Gümüş hanım, onların evinde çalışan Gümüş hanımsa ki arayıp kendi söylemişti evdeki kadınlara, o zaman Sümbül neredeydi? Kafasına takılsa da elle tutulur bir bilgiye ulaşamadığı için öğrendiklerini kendine sakladı. Piraye’de kuzeninin yaralarını deşmemek için annesinin sorduğu sorulardan ona hiç bahsetmedi. Bu saatten sonra Hasibe hanım Sümbül’ü bilse veya kabul etse de zaten kimse onun nerede olduğunu bilmiyordu ve eğer bir gün ortaya çıkar da Turgay ile bir şansları olursa Piraye biliyordu ki bir şansları hep olacaktı.

Piraye’nin evleniyor olduğu haberi ailede büyük bir sevinçle karşılanınca, Sümbül konusu unutuldu ve herkes onun düğün hazırlıklarına odaklandı. Piraye kuzeninin Sümbül’e olan aşkını bir tek Feridun ile paylaşmıştı. Nikah ve düğün boyunca Turgay’ın gözlerindeki hüznü de onlardan başka fark eden olmadı. Turgay kuzeni ile olan dostluğunu, Feridun’u da katarak yıllar boyu devam ettirecekti.

Sümbül kendi önü her konuda kesildiği için kızını okutmaya kesin kararlıydı. Papatya anne ve babası gibi uysal ve akıllı bir kızdı. Ortaokula başlayana kadar babasını çokça sorsa da, Sümbül’ün söyleyecek fazla bir şeyi olmadığı için sonunda sormayı bırakmıştı. Ona babasıyla birbirlerine çok aşık olduklarını, evlenmeyi çok istemelerine rağmen talihsiz olaylar yüzünden ayrı düştüklerini anlatmıştı ki zaten doğrusu da buydu. Evde sürekli iğne oyası ve takı yapıldığından, evin her tarafı malzeme ile doluydu. Papatya’nın da büyürken yegane oyuncakları bu malzemeler olduğundan küçücük elleri ile o da annesine yardımcı oluyordu. Yıllarca ince işlerle uğraşmaktan yaşı çok ileri olmamasına karşılık Sümbül’ün gözleri iyice bozulmuş ve sırtı kamburlaşmaya başlamıştı. Uraz hanımın nasihatlerini dinlemeyip kızını daime kendinden önce tuttuğundan, yıllar ona acımasız davranıyordu. Henüz otuzlu yaşlarında olmasına rağmen yaşından büyük gösteriyordu. Yeni evinde edindiği komşuları kendi ailelerinden veya çevrelerinden damat adayları bularak evlenip rahat etmesi için defalarca konuşmuş olsalar da kendi başına gelenleri hiç unutamadığı için kızına o yabancılaşma duygusunu yaşatmaya hiç niyeti yoktu.

(devam edecek)

Yorum bırakın