Annesini boşayan avukattan Turgut’a bir şey olmadığını öğrenmişlerdi ama demek ki Turgay bu yüzden affedemeyecekti onu ve ailesini. Bir anda katılarak ağlamayı başlayınca mutfağa gitmekten vazgeçip, odasına koştu hemen. Aslında haftalardır bu ihtimali düşünüyor olmasına rağmen böyle kesin bir şey duyunca çok yanı yanmıştı birden. Eli karnına gitti hemen, peki ya karnında bir bebek varsa ne olacaktı? Hale’ye yazamazdı ki bunları, Turgay ile konuşması gerekiyordu. Bütün gece yastığa sarılıp uzun uzun ağladı. Kaderine, kaybettiklerine, kendine, bebeğine her şeye. Yorgun geldiğini düşündükleri için kimse de gelip rahatsız etmemişti.
Sabah odasının kapısı çalındığında gözüne bir damla uyku girmemişti. Zorla doğrulup kapıyı açtığında Uraz hanımın gülümseyen yüzüyle karşılaştı. Uraz hanım böyle durumlara alışık olup, nasıl davranması gerektiğini bildiğinden, kahvaltı da ona eşlik etmek isteyip, istemediğini sordu. Sümbül sonradan öğrenecekti ki. Uraz hanım sadece müdire değil aynı zamanda uzman bir psikologdu.
Sığınma evinde ki ilk bir ayın sonunda Sümbül, hamileliğinin kesin olduğunu, kürtaj süresinin çoktan geçildiğini ve hatta bebeğin cinsiyetini bile öğrenmişti. Turgay krizini atlatabilmesi için düzenli olarak Uraz hanımla baş başa sohbetler ediyorlardı. Yanında getirdiği iğne oyalarına devam edebilmesi için ona bağış olarak derneğe bırakılan iplerden bolca verildi. Uraz hanımın aracılığı ile takı tasarım kursuna yazılarak, yaptığı iğne oyalarını farklı değerlendirebilecek bir alan da daha yeteneğini geliştirmeye başladı. Onunla birlikte sığınma evinde kalan kadınların birbirlerine nasıl destek olduklarını görmek ve aralarına karışmak onun da ruhuna iyi gelmişti. Onların hikayelerini dinledikçe, kendi hikayesinin o kadar da kötü olmadığını düşünmeye bile başlamıştı. Evet babasından bir kez ağır bir dayak yemiş, arkasından kendini değersiz hissetmesine yol açan zincirleme olaylar yaşamıştı ama hiç biri bu kadınların başına gelenler kadar kötü değildi. Hamileliğinin sağlıklı bir şekilde geçmesi için sürekli doktor kontrolündeydi ve herkes ona kendi hamileliği hakkında tecrübelerini ve bildiklerini anlatıyordu. Kendi adı bir çiçekten geldiği için oradaki kadınlarla kızının adının da bir çiçek adı olması konusunda hem fikir oldular ve bebeğin adı doğmadan önce Papatya olarak belirlendi.
Şirin hanım nikah yemeğinin ardından eve döndüklerinde, Sümbül’ü yüzünü asmış bir şekilde odasına bulmayı umuyordu. Hatta bundan sonra annesi de yanında olmayacağı için ona çekecek uzun da bir nutuk hazırlamıştı. Üzerini bile değişmeden bir hışımla kapıyı açıp odaya girdi ama Sümbül umduğu gibi orada olmayınca yatağın üzerinde duran notu fark etti.
Kızın kaçabileceği hiç aklına gelmediği için bir süre neye uğradığını şaşırdı. Korktuğu kızının kaçtığını ablasına söylemek değil, kocasına söylemekti. Tam da korktuğu gibi oldu ve Emrullah bey koruması altındaki kızın bir not bırakarak çekip gittiğini öğrenince küplere bindi. Şirin hanımı bir kıza sahip çıkamamakla suçladı. El aleme ne diyeceklerdi şimdi? Hanelerinde barındırdıkları bir kız şereflerini iki paralık edecek belalara bulaşırsa veya bulaştıysa ne olacaktı? Belki de kızın aylardır görüştüğü biri vardı ona kaçmıştı? Şirin hanım bütün gece kocasının homurdanmaları ve bağırmaların dinleyerek ağladı.
“O kız bir daha bu kapıdan giremez anlaşıldı mı?” dedi en son Emrullah bey. Annesi ne yapmak istiyorsa kızıyla onu yapsındı. Selami beylere de daha ilk günden rezil olacaklardı.
Şirin hanım ablası ile konuşabilmek için sabahı zor etti. Oğulları da babaları gibi delirip, namus meselesi pozisyonuna girmişler ama babaları polise haber verilmesine izin vermemişti. Kocaman kızdı Sümbül ve kendi isteği ile çıkıp gitmişti. Bir kayıp vakası yaşamıyorlardı. Kimsenin aklına kızı korumak ya da bunu niye yaptı diye sormak gelmiyordu elbette. Önemli olan bu olayın sonuçlarından kendilerini ve tabi adlarını nasıl koruyacaklarıydı.
Selami bey evlendiğinin ertesi günü, karısını bırakıp gitmeyi uygun bulmadığı için bir kaç gün işe gitmeme kararı almıştı. Yeni kocasının nazik ve edepli tavırları ve evde bulunan yardımcının kahvaltı ve sabah kahvelerini hazırlayıp önlerine getirmesi Gümüş hanımı çok etkilediğinden kız kardeşi ve kızı aklına bile gelmiyordu. Şirin hanım boş yere kardeşinden bir haber almayı umdu üç gün boyunca. Yeni evli çifti rahatsız etmek uygun olmayacağı için de haber yollamayı uygun bulmadı. Böylece Gümüş hanım tam üç gün boyunca kızının evden kaçtığından habersiz olarak mutlu mutlu yaşadı yeni evinde. Üçüncü gün önce Selami beyin ablasına, ardından da Şirin hanımlara aile ziyareti yapmaya karar verilince gerçek ortaya çıktı. Şirin hanım Selami beyin yanında söyleyemediği için Sümbül’ün kaçarken yazdığı notu ablasına mutfakta verdi. Notu okuyup bir şey anlamayan Gümüş hanım, kız kardeşinin kızının üç gün önce kaçtığını söylemesi ile olduğu yere yığılıverdi. Selami beyin olanları duyup iyice rezil olmaktan korkan Şirin hanım, uzun bir uğraştan sonra mutfak zemininde yatan ablasını kendine getirmeyi başardı.
“Allah belanı versin Sümbül!” dedi Gümüş hanım kendine gelir gelmez. Tam ikinci kere Gümüş hanımın kurulu düzenini mahvedecek bir şey yapmayı başarmıştı yine kızı. Şirin hanım daha önce olanları bilmediği için ablasının tam olarak neden bahsettiğini anlayamasa da, kocalarının duymaması için fısıldaması konusunda onu uyardı.
Gümüş hanım kocasından bahsedilince, “Nereye giderse gitsin! Kendi bilir!” diyerek doğruldu ve üzerini başını düzeltmeye başladı hemen. Şirin hanım ablasının kızının kaçışını bu kadar rahat kabullenmesini anlayamadığı için onun şok geçirdiğini sandı önce ama Gümüş hanım bir kez daha hayatının mahvolmasına izin vermeye niyeti yoktu.
“Nereye gitmiş olabileceğini biliyor musun?” dedi emin olmak işin Şirin hanım.
“Cehennemin dibine olsa gerek!” diyen Gümüş hanımın yüzüne bakakaldı sonra ama en azından kontrol edilemez bir tepki vermediği için rahatlamıştı. Onun korkusu kızın başına bir işler gelip, sonradan başlarına iş açmasıydı. İçeriden duyulmasından korktuğu için bu konuyu ablası ile daha sonra daha geniş konuşmak üzere başka bir şey söylemedi. Zaten kocası da bir daha bu konuda bir şey duymak istemediğini söylediği için, bu akşamı Selami bey duymadan atlatmaları en iyisi olacaktı.
Gümüş hanımın yıllar içinde iyice bozulan psikolojisi rahatı ve zenginliği bulunca kendi rahatını seçmesine neden olmuştu. İkinci kez yoldan çıkmış ve tehlikeli tavırlar sergileyen kızı için hayatında elde ettiği en iyi şansı yok etmek istemiyordu. Aradığı aşk değildi, o yüzden Selami beyin bekar kalmamak için onunla evlendiğinin farkında bile olsa bunu umursamıyordu. Ona çocuk doğuracak değildi, en çok gönlünü hoş edip, kurallarına uyacak ve rahat bir hayat yaşayacaktı. Şimdi Sümbül’ün yaptıkları yüzünden bir kez daha hayatını riske atarsa bir daha böyle bir şansı bulması mümkün bile olmazdı. Ayrıca sadece Selami bey değil, kız kardeşinin evinde bile barınma şansı bulamazlardı. O yüzden kendini böylesinin iyi olacağı konusunda bir anda ikna etti. Şirin hanım gibi bir kadının bile anlayamayacağı bir tavırdı bu. Bir süre başlarına iş açacak haberler duymayı tedirgin bir şekilde bekledikten sonra Sümbül’den iyi veya kötü hiç haber çıkmayınca Şirin hanım da rahatladı. Ablası o günden sonra bir kez bile kızından bahsetmemişti ve hayatları sanki Sümbül hiç var olmamış gibi devam ediyordu.
(devam edecek)