Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 22

Gümüş hanım ve Şirin hanım isteme, nişan, nikah telaşında hazırlıklara dalmışken, Sümbül’de kendi planlarını iyice kesinleştirmişti. Şirin hanımın niyeti ablasını evlendirdikten sonra çoktan gözüne kestirdiği bir kaç ahbabın oğluna Sümbül’ü önermekti. Geldiğinden beri yan gelip yattığından kilo aldığını söylemeye başlamıştı, bir an önce evini bilir, kocasına ve evine hizmete geçerse ne kilo kalırdı ne bu suratsızlık. Ablasını toparlamış olmasına rağmen yeğeninin sürekli mutsuz ifadesi içini daraltıyordu Şirin hanımın. Yeni nesil kızları memnun etmek gerçekten zordu. Onlara evini açmış, her şeyini paylaşmış, hiç bir şeyi esirgememiş, annesi için de mutlu bir yuvanın kapılarını açmıştı. Bunca zaman babası gibi içkici, kumarcı, beş para etmez bir adamla sürekli çalışarak ayakta kalmaya çalışan Gümüş hanımın rahat etmek hakkıydı. Belli ki Sümbül babasına çekmiş, annesinin mutluluğuna bile ortak olamıyordu. Hatta kıskancından sürekli kustuğunu da fark etmişti. Biliyordu çünkü kendi sinirlenince de midesi bulanırdı. Ablasının yanında bir şey demiyordu ama Gümüş hanım kendi evine gidince yeğenini nasıl adam edeceğinin planlarını yapmaya başlamıştı bile.

Sümbül onunla daha az ilgilenildiği ve annesi ile teyzesi sürekli dışarıda oldukları için sık sık bilgisayara ulaşabiliyordu. İstanbul’a döneceğinde elindeki parayla kalabileceği bir kaç kiralık oda bile bulmuştu. Sahipsiz kadınlara sahip çıkan bir kaç dernek ismi de bulmuştu. Bu dernekler kadınların emeklerini değerlendirdikleri gibi, ayakta kalabilmeleri için destekte sağlıyorlardı. Bütün bu imkanların var olduğunu bilmek içini rahatlatmıştı. Aptal bir kız değildi Sümbül ama cesaretsiz ve hayat hakkında çok bilgisizdi. En azından bir derneğin desteğini almayı başarırsa, başına kötü işler gelmeden direnebilirdi. Hamileliği konusunda da onlara danışır, ne yapılması gerekiyorsa öğrenirdi. Kürtaj imkanı olduğunu daha önce defalarca duymuştu ama Turgay’ın onayı olmadan bunu nasıl yapabilirdi?

“Ah Turgay?” diyordu sürekli “Nerelerdesin?”

Turgay’da aynı sitemleri ona söylüyordu içinden, bunca zaman geçmesine rağmen tek bir haber almamasını Sümbül’ün artık onu istemiyor olmasına mı, yoksa başına bir şey gelmiş olmasına mı yorsa bilemiyordu. Yine de ondan vazgeçmeye hiç niyeti yoktu. Üniversite sınavına hazırlandığı için nefes alacak durumu yoktu. Okul, dershane, eve gelen özel öğretmenler ile gece yatağı zor buluyordu. Sümbül ile geçirdikleri o güzel geceyi unutması mümkün değildi. Kalbi hep onun için çarpıyor ve çarpmaya da devam edecekti. Ne olursa olsun bir gün mutlaka onu bulacağını biliyordu.

Piraye’de zavallı Sümbül’e ne olduğunu öğrenmeye kafayı iyice takmıştı. Kızlara sürekli mesaj atıp, haber olup olmadığını soruyor ama olumlu bir yanıt alamıyordu. Hatta Hale artık cevap bile yazmıyordu Piraye’nin mesajlarına.

“Orada olsam ağızlarından girer, burunlarından çıkar, bir şey biliyorlarsa alırdım ağızlarından ama maalesef bu kadar uzaktan ancak mesaj atabiliyorum!” yazıyordu Turgay’a. Sonrasında Sümbül ile bir şeyler olsun istiyorsa, ailesinin devam etmesini istediği eğitime hiç bir zaman ara vermemesi gerektiğini tembihliyordu Piraye. Eğer Sümbül yüzünden hayatını aksattığı fikrine kapılırlarsa o zaman onu yeniden hayatına dahil etme isteğine kesin karşı çıkardı ailesi. Kendi babasından biliyordu. Gelişime mani olan her şeyin uzaklaştırılması gerektiğini düşünüyordu sürekli ve erkek arkadaşı olsa bile bunu iyi dengelemesi gerektiğini öğütlüyordu sürekli. Kendi ayakları üzerinde durana kadar önlerine engel olacak her şeyi ikinci plana atmak zorundaydılar.

“Çalışıyorum zaten!” diyordu Turgay, “Bunu hem kendim için hem de aşkım için yapıyorum. Bunca zaman cevap vermeyecek kadar beni unutmuş olamaz Piraye. Mutlaka ters giden bir şeyler var!”

İkisi de henüz çocuk denilecek yaşta olduklarından fazlasını yapmak ellerinden gelmiyordu ama yine de daha fazlasını yapabileceklerine dair birbirlerine umut vermeye devam ediyorlardı. Turgay hiç değilse Piraye gibi bir dostu olduğu için şanslı hissediyordu. Arka bahçede ki hiç kimseye güveni kalmamıştı artık. Yıllarca Sümbül’den başkasını gözü görmediği için diğerlerinin onlara karşı besledikleri duyguların farkında bile olmadığını anlıyordu. Kızlardan sıkıldığı için sürekli onunla dost gözüken Mete bile arkadaşını yoklayıp, nasılsın diye sormuyordu artık. Hepsi de Sümbül’ün gittiğini ve birbirlerine ulaşamadıklarını ve tabi yıllardır devam eden aşklarını bal gibi de biliyorlardı oysa. Ne kadar üzülmüş olduğunu da biliyor olmaları gerekirdi.

Annesinin isteme merasimi ve nişanı bir arada yapıldıktan sonra hemen nikah günü alındı. Sümbül için artık annesinden ve bu evden ayrılma zamanı gelmişti. Onu Gümüş hanımdan ayıran şey bu kaçış olmayacaktı, o zaten yeni kocası ile kendi evine gidecekti. Babasının Sümbül’ü bahçede dövdüğü o günden sonra aralarındaki derin uçurumu fark etmeye başlamıştı. O da Turgay gibi aşkından başkasına odaklanmadığı için çevresinde olan bitenlerin farkına varamamıştı.

Gümüş hanım kızını tam olarak görmeze gelmiyordu aslında. Yaşadığı onca şeyden sonra birden bire gördüğü bu değerin sarhoşluğuna kapılmıştı. Ruh hali kız kardeşinin sandığı gibi normale dönmüş değil, aksine çok daha dalgalı bir duruma girmişti. Sümbül uyurken kızını seyredip ağlıyor, sabah olup kalktıklarında ise ondan uzak durmayı tercih ediyordu. Kendini mi ondan koruyor, onu mu kendinden koruyor kendisi de bilmiyordu ama şaşalı bir hayatın hayali ve ilk evliliğinde bile yaşamadığı bu coşkulu hazırlığa kendini teslim edip, her şeyi unutmayı tercih ediyordu. Nikah yapıldıktan sonra ortama bakıp, kızını yanına almak her gece yaptığı planlardan biriydi. Kız kardeşi gibi onun bir an önce evlenip, yuvasını bulmasını istiyordu. Turgay’da olduğu gibi birilerine kapılıp da hayatını mahvetmesine göz yumamazdı. Önce kendini bu evden kurtaracak, sonra da kızının kontrolünü yeniden eline alacaktı. Gerçekten geldiklerinden beri Şirin hanımın baskıcı ve tepeden bakan halleri de ruhunu çok zedelemişti. Toparlanmak yerine daha da diplere vurmuş, bu isteme faslıyla birlikte de bir hayal dünyasına dalmıştı zihni. Sadece başını yastığa koyduğunda buluşabiliyordu kendisiyle.

Anne kız her geçen gün dağılan psikolojileri ile birbirlerinden tamamen ayrı yollara doğru ilerliyordu. hayatları gibi ruhları da paramparça olmuştu artık. Normal şartlarda bile olsalar Gümüş hanım kızının bir de hamile olduğunu duyup da hoş görülü davranacak veya arkasında duracak bir kadın değildi elbette. Sümbül’de bunu bildiği için kaçıyordu zaten. Bu noktadan sonra annesi ile aralarındaki o ince bağ da tamamen kopacaktı.

Nikahtan bir gün önce yanına alacakları toparlayıp, iki ayrı çantaya doldurdu. Sadece yaptığı oyalar bile bir çanta ediyordu zaten. Geçim kaynağı olarak onları değerlendireceği için arkasında bırakamazdı. Neyse ki evlenme telaşından getirdikleri paraları kontrol etmek annesinin aklına gelmiyordu. Eğer damat evine giderken onları da yanına almayı akıl etse, Sümbül’ün bütün planları mahvolurdu. Elinde ondan başka nakit para yoktu.

Sabah tüm ev halkı erkenden ayaklandı. Selami bey gelip, gelinini kuaföre götürecekti, beyaz elbisesine uygun bir baş ve fotoğraf için de makyaj yapılacaktı. Öyle eni konu fotoğrafçıya gidilip albüm yapılacak değildi ama yine de bir fotoğrafçı ile anlaşılmıştı. En azından ele güne karşı yapılması gereken her şeyi tamamlamaya çalışıyordu Selami beyin ablası. Arkalarından laf gelmemesi en özen gösterdiği konuydu. Bu arada Selami beyin kızlarının babalarının yeniden evlenmesinden hiç hoşlanmadıklarını Gümüş hanıma kimse söylememişti. Kızlar ve anneanneleri nikaha davet edildikleri halde gelmeyeceklerdi. Konu Şirin hanıma çıtlatılmış olsa bile, ablasının vazgeçmesinden korktuğu için hiç bahsetmemişti. Gümüş hanımın da aklı tam başında olmadığından kızları sormak veya düşünmek aklına bile gelmemişti zaten. Kendi kızını bile düşünemiyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın