“Ne ağlaşıyorsunuz be?” dedi şaşkın şaşkın, “Adam kıpkırmızı bir yüz mü görecek akşam gelince. Haydi banyoya Gümüş hanım, güzel bir keselen de süsleyelim seni! Sümbül sen de sağı solu kontrol et, toz olmasın hiç bir yerde!” diyerek Sümbül’ü ayırdı annesinin kollarından. Gümüş hanım kız kardeşinin çenesinden kurtulamayacağını öğrendiği için ne dediyse yaptı akşama kadar.
Eğer Turgay bir şekilde ortalığa çıkmazsa, annesinin karşısına çıkan bu güzel fırsatı mahvetmek istemiyordu Sümbül. Zaman geçtikte büyüyecekti karnı muhtemelen. Nasıl o zamana kadar böyle olabileceğini akıl etmediğine de şaşırıyordu bir taraftan. Aklı o geceyi o kadar güzel bir anı olarak yazmıştı ki hafızasına, aşkın hayalinden sonuçlarını yok saymıştı güzelce. Hayatındaki en güzel ana gölge düşürmek istememişti belli ki ama bu sonuç hayatına hiç olmadığı kadar büyük bir gölge düşürmüştü çoktan.
Selami bey, tam söylediği saatte bastı zile, yanında ablasını da getirmişti. Ablasının kocası genç yaşta vefat edince, iki oğlunu büyütmüş bir daha da evlenmemişti. İki kardeşin de eşleri erken vefat edince birbirlerine destek olarak bu günlere gelmişlerdi söylediklerine göre. Selami bey uzun boylu, gösterişli bir adamdı. Gümüş hanım ne kadar istemiyorum dese de etkilenmişti görünüşünden. Saçlarının yanlarına düşen aklar ayrı bir hava katıyordu yüzüne. Oldukça temiz ve şık giyinmişti. Şirin hanım hemen ablasını tanıştırdı, kendilerinin daha önce tanıştığı bu aileye. Sümbül çay, pasta servisi yapmak için mutfaktaydı ama geçerlerken görmüştü adamı.
Gümüş hanım bu yaşta görücüye çıkmayı kendine yediremediği için huzursuzdu. Elini ayağını nereye koyacağını bilemiyor, misafirlerle göz teması kurmuyordu. Sümbül servisi yaparken kimseye tanıştırılmadı ama ablanın annesini incelediğini görebilecek kadar kaldı yanlarında. Annesi için düzenlenen böyle bir ortamın içinde bulunmak ona da çok tuhaf gelmişti.
Selami bey pek konuşkan değildi, Emrullah beyle hâl hatır sorduktan sonra konuşulanları dinlemeye geçmişti. Belli ki bu gün kararı verecek olan ablaydı ve o da birinci çaylardan sonra Gümüş hanımı konuşturmak için sorular sormaya başladı. Gümüş hanım da çok konuşkan olmadığından çoğu yerde Şirin hanım araya girip cevaplar veriyordu. Abla, kardeş, çok geçe kalmadan müsaade isteyip ayrıldılar.
Şirin hanım Selami beyin, ablasını beğendiğini hissetmişti. Belli etmese de Gümüş hanım da Selami beyi beğenmişti. Annesinin adamı gördükten sonra daha rahatladığını ve misafirler gidince stresli halinden eser kalmadığını Sümbül’de fark etmişti. Belki de annesinin tüm sıkıntısı her kadında olduğu gibi biraz ilgi ve beğeni görünce dağılıvermişti. Turgay’ın onun üzerine titremesinden ne kadar mutlu olduğunu hatırladı Sümbül. Hangi yaşta olursa olsun kadınlar için ilgiyi hissetmenin etkisi değişmiyordu demek ki.
Emrullah bey televizyona dalınca, Gümüş hanım da odasına çekilmişti ama Şirin hanımın ablasının peşini bırakmak gibi bir niyeti olmadığından hemen peşinden odaya girdi. Onun, Selami bey gelmeden önceki sert tavrında bir yumuşama olduğunu o da fark etmiş, memnun olmuştu. Abla, kardeş odada fısır fısır konuşurlarken, Sümbül kendini fazlalık gibi hissetti nedense. Eğer başına gelenler ortaya çıkarsa annesinin bu işi de bozulacağı gibi, teyzesinin onları bu evde barındırmayacağı da aşikardı. Turgay’dan bir süre daha ses çıkmazsa kendi başının çaresine bakması gerekecek gibi duruyordu ama bunu nasıl yapacağına dair hiç bir fikri yoktu.
Annesi beklenmedik şekilde etkilendiği Selami beyi düşünerek uykuya dalarken, Sümbül başının çaresine nasıl bakacağını bulmaya çalıştığı için uyuyamıyordu. Teyzesi aylardır örüp torbalar doldurduğu iğne oyalarının para ettiğinden bahsetmişti ama onları gösterecek bir ortamla buluşturmadığı için doğru olup olmadığından emin değildi. Eğer dediği gibi para ediyorlarsa Sümbül’de belki el işleri yaparak başının çaresine bakabilirdi. Selami beyin durumu çok iyiydi. Annesinin paraya ihtiyacı olmayacaktı, bunu düşündüğü için utanıyordu ama babasının kumarda kaybetmeyi göze alamadığı parayı da yanına alıp kaçarsa, bir süre idare edebilir, karnındaki çocukla ne yapacağına karar verebilirdi. Çalışabilirdi de tabi bu arada. Turgay ona dönüş de yapabilirdi. Her şey daha da kötüye gidecek diye bir şey yoktu. Annesinin ruh hali biraz ilgiyle nasıl düzeldiyse, belki onun kaderi de öyle düzelecekti yakında.
Bir kaç gün daha enine boyuna düşündükten sonra Sümbül annesinin hayatını daha da mahvetmemek için kaçmaya kesin karar verdi. Selami beyle gelişin ardından, ablası Gümüş hanım ve Şirin hanımı kahveye evlerine davet etmişti. Annesinin heyecanla hazırlanışını görünce onun adına hem sevindi, hem de ondan ayrılmak zorunda kalacağı için gözleri doldu Sümbül’ün. İki kız kardeş heyecana kapılmış genç kız gibi Selami beyi konuşuyorlardı sürekli. Gümüş hanım daha güzel bir hayat ve yakışıklı bir adamla mutlu yuva hayallerine dalmıştı her şeyi unutup. Bu kadar kısa sürede, bu kadar yoğun bir stresi bırakabilmiş olması mucize gibiydi. Tabi Şirin hanım başarısı ile gurur duyuyordu, o ısrar etmese ablası kesinlikle bu noktaya gelmeyecekti.
İki kardeş süslenip, püslenip, Selami beyin ablasının evine gidince, Sümbül’de bir umutla yeniden bilgisayarın başına geçti. Hale’ye mesaj atalı iki hafta olmasına rağmen ne Hale’den ne de Turgay’dan dönüş olmamıştı. Eğer Turgay dönüş yapmazsa durumunun ne olacağını bilemiyordu. Hamilelik hakkında hiç bir fikri yoktu. Aslında hamile olduğuna da kendi kendine karar vermişti. Belki de önce bir doktora gitmek gerekti. Hamilelik ile ilgili bilgilere bakmaya yine cesaret edemedi ama iğne oyalarının satışları ile ilgili bir şeylere bakmaya cesaret etti. Kimse bunlara baktığı için bir şey diyecek değildi. Annesinin kendisini evlilik hayaline kaptırmasından sonra mutlu olsa da aslında kendini baya fazlalık gibi hissetmeye başlamıştı. Turgay’dan da ses çıkmadıkça istenmeme duygusu güçleniyor, gözleri doluyordu. Kendisi aksi olabileceğini düşünse de hamilelik de ruh halini etkilemeye çoktan başlamıştı. Dördüncü ayına giren bebek artık yavaş yavaş kendini belli ediyordu.
Selami beyin ablasından çok mutlu dönen iki kardeş, adamın da Gümüş hanımı beğendiği ve bu işin olacağına dair müjdeleri almışlardı. Bir hafta sonra resmi olarak istemek için yeniden gelecekler ve nişan yüzükleri takılacaktı. İkisi de dul olduklarından düğün yapılmayacak sade bir nikah töreni ile evleneceklerdi. Gümüş hanım da gelinlik yerine beyaz bir elbise giymeyi tercih etmişti ki, müstakbel görümcesi de bu fikre katılıyordu.
Annesinin adamla evlenme kararı verirken bir şey söylememiş olması da Sümbül’ün kalbini kırmıştı. O akşam birbirlerine sarılıp ağladıklarında yeniden anne kız olabileceklerini düşünmüş olsa da, annesi ona giderek yabancılaşıyor gibiydi. Eskiden de aralarından su sızmayan anne-kız değillerdi ama Sümbül bu kadar yok sayıldığını hiç hissetmemişti.
Turgay’ın mesajını aldığı halde ona dönmüyor olma olasılığı da giderek içini acıtıyordu. Bunca zaman peşine düşmüş olduğunu ve ondan bir haber gelir gelmez de yanıt vereceğini sanıyordu ama görünüşe göre umduğu gibi değildi. Yine de ona biraz zaman vermek istiyordu. Hale mesajı okumamış olabilir, Turgay’ı görüp iletememiş de olabilirdi. Annesi ile teyzesi alışverişe çıkınca, kalan paranın yerini kontrol edip, saydıktan sonra artık kendisi için hazırlanmanın zamanı geldiğine iyice ikna etti zihnini. Annesinin nikah günü kaçmak için en iyisi olacaktı, o gün kimse Sümbül ile ilgilenmeyecekti muhtemelen. Gelirlerken otogarın yerini öğrenmişti, eve çok uzak değildi. Bir taksiye binip, önce buralardan gitmeliydi.
(devam edecek)