Hale’yi görür görmez tanıdı hemen fotoğrafından. Korkudan elleri titriyordu biri gelip görecek diye. Kuzenin hesabından da olsa ulaşması lazımdı Hale’ye ki o da Turgay’a söylesin. Bundan başka fırsat bulamayabileceği için bir kerede yazmalıydı her şeyi. Tıkladı fotoğrafa, Hale’nin profil sayfası geldi hemen. Okul arkadaşları ile çekilmiş bir kaç fotoğrafı düştü hemen. Baktı tarihine çok eski değildi. O günden beri ya kullanmamış ya da bir şey paylaşmamıştı belli ki. Aslında Sümbül’ün başına gelenlerden sonra annesi vermemişti fazla telefonu ikizlerin ellerine. Olur kendi kızları da birilerini bulur diye korkuyorlardı artık. Lise biter bitmez ikisi için yapılan planlar Yasemin’in başına gelenlerden çok farklı değildi henüz bilmeseler de. Korkuyla ekranda mesaj atılacak bir yer aradı ve sonunda mavi düğmeyi bulup heyecanla mesaj penceresini açtı.
“Hale merhaba, Sümbül ben, Has bahçeden. Biz annemle teyzemin yanına geldik. Adapazarı’ndayız. Sana mesajın sonunda adresi yazacağım. Telefonum yok. İnşallah iyisinizdir hepiniz. Çok acele ayrıldık ya biliyorsun. Turgay’la haberleşemedik. Ona vereceğim adresi söyler misin. Eniştemin adını da yazacağım. Bu hesaba cevap yazmayın. Bir daha giremeyebilirim” yazarken, hazır bilgisayarın başına geçmişken kendine bir eposta adresi açabileceği gelince durdu ve hemen arama motoruna “Eposta adresi açma” yazarak yapılacakları hızla okudu. Paniği giderek arttığı için defalarca hata yaparak bir eposta adresi almayı başardı ve ev adresinin altına onu da ekleyerek “Buraya yazabilirsiniz! Bir yolunu bulur bakmaya çalışırım! Ama uzun sürebilir!” yazdı. “Ama kuzenimin hesabına sakın cevap yazmayın!” diyerek sonlandırdı mesajını. Hale ile Şule akıllı kızlardı, ne demek istediğini anlarlardı ona göre. Mesajı gönderdikten sonra kalbi çarparak silme tuşunu aramaya başladı. Eğer kuzeni kendi hesabından atılan mesajı fark ederse başı belaya girerdi. Dışarıdan gelen sesleri korkudan evin içinden geliyor sandığı için durmadan başını kapıya çeviriyor, korkudan titremeye devam ediyordu. Sonunda parmakları titreyerek sildi yazdığı mesajı nereden yapıldığını bulup. Geri dönüp, tekrar girerek kontrol etti görünüp görünmediğini ve kapattı bilgisayarı.
Az önce kendi başına bir eposta adresi açmıştı ve Turgay ile haberleşme olasılığı bile onca acı ve korkudan sonra biraz rahatlık vermişti. Bir daha bakıp bakamayacağını bilse bile, adreste yazmıştı. Turgay ona nasıl ulaşacağını bilecekti böylelikle, tabi nerede olduğunu da. Gümüş hanımın da bir telefonu yoktu maalesef. Fatih bey telefon faturaları ile baş edemeyeceklerini söyleyerek hiç birine telefon almamıştı. Onlar da zaten aynı bahçenin içinde olduklarından telefona ihtiyaçları yoktu ona göre.
Temizlik yapacağım deyip, yapmadı demesinler diye, koşup içeriden süpürgeyi getirdi. Tozu aldıktan sonra güzelce süpürüp, sildi odayı ve kapısını kapattı. Gümüş hanım yatağın içinde gözlerini tavana dikmiş düşünüp duruyordu kendi kendine. Adamla tanışsa, belki iyi çıkar sonra Sümbül’ü de yanlarına alırlar diye bile düşünmüştü. Sümbül makine gibi iğne oyası üretse bile, kız kardeşi onların fotoğraflarını çekip de internete yüklememişti söylediği gibi. Yapsa belki bir ikisinin satışı olur ellerine bir şeyler geçerdi ama Şirin hanım, bugün, yarın diye oyalıyordu onlardı. Hatta gittiği sanat merkezinin kermesinde de satabileceklerini söylemiş ama çok iyi yapanlar varken, Sümbül’ün yaptıklarını almazlar diye oraya bile götürmemişti hiç birini. Tabi aslında yeğeninin kendisinden iyi olduğunu diğerleri görsün istememiş ama ablasına bunu itiraf edememişti.
Hale’nin, Sümbül’ün yazdığı mesajı görmesi evin şartlarından dolayı bir haftayı buldu. Mesaj bir erkekten geldiği için önce ona asılan biri olduğunu zannetti ama yine de ne yazdığını merak ettiği için açıp baktı hemen.
“Sümbül’den mesaj gelmiş!” deyince hemen Şule’de dikildi tepesine ve ikisi birden yazılanları dikkatle okudular.
“Ta Adapazarı’na mı gitmişler!” dedi Şule hayretle, “Ben İstanbul’dalar sanıyordum!”
“Turgay’a söyleyin diyor! Turgay beyaz atına binip adresten alacak sanıyor onu herhalde!”
“Hayır bizi de kendisi gibi belaya bulaştırmak istiyor herhalde! Gidip Turgay’a bu mesajı gösterirsek ve bizimkiler duyarsa ne olur düşünsene!”
“Evet, siliyorum ben bunu!” dedi Hale, sonra Piraye’nin sürekli sorup durduğu geldi aklına, baktı kardeşine.
“Ya sil sen! Haber yok deriz saçmalama! Ne bilecek?”
Hale’de hemen dönüp sildi Sümbül’ün mesajını. Olur annesi de onların hesabına giriverirse bir gün yanlışlıkla unuturlarsa diye çok dikkatli kullanıyorlardı. Daha çok başkalarının paylaşımlarına bakıyor, kendileri mümkün olduğunca az şey paylaşıyorlardı. Zaten buralara girdiklerini bile duysalar kıyamet kopardı. Ödevlerimize lazım diye alıyorlardı telefonu annelerinin elinden. Mesajı silip kendilerini garantiye aldıktan sonra merak ettikleri için Sümbül’ün kuzeninin profilini incelediler biraz ama ilgilerini çekecek bir şey bulamayınca kapatıp, dedikoduya başladılar hemen.
“Hiç korkmuyor görüyor musun?” dedi Hale, “Hâlâ Turgay diyor!”
“Yasemin’i mi yazsaydık biz de ona, içine su serpilirdi biraz!”
“Saçmalama bilmiyor ki kimin söylediğini, Yasemin’i ele vermek demek kendimizi ele vermek demek geri zekalı!” dedi Hale kardeşinin kafasına bir tane vurup.
Sümbül mesajının başına gelenlerden habersiz, bir işaret bekliyordu Turgay’dan. Kızların mesajı hemen görmeyeceğini o da tahmin ediyordu ama Turgay’ın haber alır almaz harekete geçeceğinden de hiç şüphesi yoktu. Cesaret edip, kimse yokken bir kez daha girip bakmıştı bilgisayara. Tabi bu sefer açtığı eposta hesabını kontrol etmişti ama maalesef ne kızlardan, ne de Turgay’dan bir cevap gelmemişti. Mesaj kutusu tamamen boştu.
İkinci kez korka korka girdiği odadan çıkıp geri dönünce aklına geldi belki arasa bulurdu Turgay’ın eposta adresini ama o sırada teyzesi eve döndüğü için geri dönemedi. Güzel haberleri vardı güya Gümüş hanıma, adam akşam Emrullah bey evdeyken çaya gelecekti oturmaya. Böylece aile ortamında tanışmış olacaklardı Gümüş hanımla. Gümüş hanım günlerdir depresyona girip ne yapacağını bilememişken, haberi duyunca iyice gerildi. Şirin hanım ablasına ne giyip, nasıl davranması gerektiği hakkında tavsiyelere başlamıştı bile çoktan.
Bu eve geleli neredeyse üç ay olmuştu ve hayatları beklenmedik şekilde yalpalamaya devam ediyordu hâlâ. Bir yolunu bulup odasına geri kaçan annesinin peşinden gitti Sümbül bu defa. Arkasından odaya girince, Gümüş hanım döndü ağladığı görülmesin diye ama Sümbül zaten anlamıştı çoktan ağladığını ve gidip sarıldı annesine. O zaman ikisinin arasında aylardır çözülmeyen buzlar eriyiverdi birden. Gümüş hanım da kızını sıkıca kucaklayıp daha çok ağlamaya başladı. Aslında ikisinin de birbirine çok ihtiyacı vardı ama Sümbül hamile olduğunu annesine söyleyemezdi. Hele bu evde hamile olduğunu anlaşılırsa ikisini de yaka paça dışarı atarlardı.
“Belki iyi bir adamdır!” diye çıktı ağzından, annesinin çaresiz olduğunu biliyordu zaten, “Kaçıp gitsek belki ikimiz başarabiliriz!” demek istiyordu daha çok ama Gümüş hanımın buna cesaret edemeyeceğinden emindi.
“Allah yardımcımız olsun!” dedi Gümüş hanım. Anne kız bir süre sarılıp ağlaştılar. Uzun zaman sonra bu sıcaklık iyi gelmişti ikisine de. Aslında Sümbül’ün umudu vardı annesi için, her erkek illa babası gibi olacak değildi. Turgay’ı tanımıştı mesela o kısacık ömrünce. Belki bu Selami bey de iyi biriydi. Belki annesini çok mutlu ederdi. Varlıklı olduğundan da artık çalışması yorulması, hizmetçilik etmesi de gerekmez. Teyzesi gibi süslenip, püslenip gezerdi o da.
Güldü Gümüş hanım kızının iyi niyetli hayaline. Sümbül’de güldü annesi gülünce, ilk kez gülüyorlardı aylar sonra neredeyse. Ana kızın odada ne yaptıklarını merak eden Şirin hanım açıp kapıyı hemen geldi yanlarına. Kendi evi olduğu için ikisinin de yanına öylece giriyordu kapı falan çalmadan. Ablasıydı nihayet o da el değildi ona göre. Eskiden birbirlerinin yanına girerken nasıl kapı çalmıyorlarsa şimdi de çalmıyordu öyle.
(devam edecek)