“O halde bu iş tamamdır. Şirin Selami beyin kız kardeşini tanır, iki kadın konuşsunlar, sizi yan yana getirsinler! Sonra Allah’ın izniyle halledelim bu nikah işini, bizim de sorumluluğumuz yerine gelsin!” dedi Emrullah bey aynı otoriter sesiyle sonra, “Kahvemi getirin biriniz!” dedi öyle ortalığa. Eskiden Şirin hanıma gelen bu komut, onlar geldiğinden beri Sümbül’e geliyordu aslında. Kaşla göz arasında annesini evlenmeye ikna ettiklerine inanmaz gözlerle, şaşkın şaşkın kalktı Sümbül masadan. Hayatı freni patlamış kamyon gibi gidiyordu baş aşağı.
Gümüş hanımın avazı çıktığı kadar bağırmasına ramak kalmıştı ama kapı dışarı edilseler gidecek bir yerleri olmadığını düşünüp sustu yine. Emrullah bey kahvesini içerken onlar da masanın etrafında çaylarını içmeye başladılar.
“Hani şu Hayriye vardı ya kurstan! Onun kızı evlenmişti. Sene olacak, hamileymiş!” dedi Şirin hanım ablasını evlendirmeye ikna etmenin gönül rahatlığıyla. Sümbül stresten iğne oyasını almış, başı önde oturuyordu yanlarında.
“Ya hayırlı olsun!” dedi Gümüş hanım dişlerinin arasından. Onun da aklı bu işin içinden nasıl çıkacağındaydı.
“Hamile olduğunu da hiç anlamamış aslında ama durmadan kusmaya başlayınca, demiş Hayriye. Yoksa kızın haberi bile olmayacakmış. Ben de İsmail’de öyle olmuştum, İbrahim yavrum hiç üzmedi beni ama İsmail’de var ya! Ay kus kus içim dışıma çıkardı vallahi, altı ay kustum hiç durmadan! “
Sümbül’ün durmadan işleyen eli durdu birden. Yüreğinin ortasındaki sürü yetmezmiş gibi, kocaman bir fil daha geldi oturdu. Teyzesi anlattıkça anlatıyordu durmadan. Annesi gözünü televizyona kaydırmış, izlemese de kardeşinin yüz ifadelerini yakalamasından çekindiği için dinler gibi yapıyordu.
“Hamile olduğunu da hiç anlamamış aslında ama durmadan kusmaya başlayınca..!” diyordu teyzesinin sesi bozuk plak gibi Sümbül’ün zihninde. O zaman fark etmişti buraya geleli beri hiç adet görmediğini.
“Ne oldu kız?” dedi teyzesi onun durduğunu fark etmişti hemen, “Nihayet yoruldun mu yoksa?” diyerek o çınlayan kahkahasını patlattı. Emrullah bey oldu olası karısının gülüşüne kızdığı için yan gözle bakıp cıkcıkladı kendi kendine. Toparlandı Şirin hanım hemen.
“Bardaklar boşalmış mı diye baktım!” dedi Sümbül telaşla, elindeki işi bırakıp, masadaki boş çay bardaklarını kaptığı gibi koştu mutfağa.
“Allahım! Lütfen olmasın!” diye inledi kendi kendine. Kusuyordu, adet görmüyordu, bir şey yemediği halde biraz kilo da almıştı sanki. Düşüp bayılmamak için tezgaha tutunup derin derin nefes almaya başladı.
“Değildir!” diyordu kendi kendine, “Değildir!”
Turgay’a ulaşıp bir an önce onunla konuşması lazımdı. Eğer hamileyse ona haber vermeliydi, ondan başkası yardım edemezdi Sümbül’e. Bunca zaman çok düşünmüştü ona ulaşmayı ama evde soluk aldırmadıkları o da yakalanmaktan korktuğu için fırsat kollamıştı ama yoktu fırsat falan.
“Ne yapacağım?” diye inledi.
“Sümbül ne oldu çaylar?” diye seslendi teyzesi, “Eniştene de doldur açık olsun!”
Sümbül elleri titreye titreye bir bardak daha hazırladı, doldurdu çayları. Kendini kasarak tepsiye koydu getirdi salona. O ana kadar durmuş olan beyni, bir anda işlemeye başlamıştı büyük bir süratle.
İsmail ve İbrahim’in bir bilgisayarları vardı. Evde olduklarında başından hiç kalkmıyorlardı ama gündüz işe gidiyorlardı. Teyzesi annesi ile onu her yere götürmüyordu. Sümbül gitmeyince “Ben de ondan öğrenirim!” diye Gümüş hanım da bırakmıştı el sanatları kursunu. Şirin hanım tek başına gidiyor, bu defa da Gümüş hanım evde oluyordu. İkizlerin sosyal medya hesapları olduğunu biliyordu Sümbül, babalarının annelerine aldığı telefondan giriyorlardı ikisi de akşamları. Eğer onlara ulaşmayı başarırsa Turgay’a da ulaşabilirdi belki. Aslında Turgay’ı da bulabilirdi belki ama korkuyordu Hasibe hanım ve Cevahir beyden. Onlar çocukların hesaplarını takip edecek insan değillerdi ama yine de korkuyordu işte. Yasemin’e güvenemiyordu ama ikizler yardım ederlerdi muhakkak.
O hafta bilgisayarı boş bulmak için fırsat aramaya başladı. Gümüş hanım adamla tanışıp, nikahlanmaya mecbur bırakıldığı için iyice depresyona girmiş, uyuyup duruyordu. Kız kardeşi evden çıkar çıkmaz, uzanıyordu hemen.
“Kafam ses götürmüyor! Gürültü etme!” diyordu kızına. Ev işlerini de Sümbül hallettiği için ona iş düşmüyordu pek.
“Çocukların odasını temizleyeyim ben de!” dedi Sümbül korkusunu belli etmemeye çalışarak.
“Ne yaparsan yap!” dedi annesi uzandı odasına. İkisi de garip bir şekilde bahsetmiyorlardı olanlardan. Sanki iki yabancı gibi kendi içlerinde kopuyordu fırtınalar. Güya ses gitmesin diye annesinin odasının kapısını kapatıp gitti İbrahim ile İsmail’in odasına Sümbül. Bilgisayar kullanmayı da bilmiyordu doğru dürüst. Ağaçların altında buluştuklarında getiriyordu diz üstü bilgisayarını Turgay öğretiyordu ona. Okulda da bir kaç kez el sürmüşlüğü vardı. Hamile olduğunu düşünmeye başladığından beri iyice beter olmuştu bulantıları. Tansiyonu düşüyor, her şey berbat kokuyordu. Midesine kramplar girip, öğürmek istiyor ama belli edemiyordu. Yemek pişirme işi de ona bırakıldığı için işler giderek kötüye gitmeye başlamıştı.
Sümbül’ün hayatında her şey olanca hızıyla baş aşağı giderken, Yasemin’in ailesi de tatilde gittikleri memleketlerinde kızlarını sözleyivermişlerdi. Sözlüsü Yasemin’den yirmi beş yaş büyüktü. İlk karısı öldüğü için dul kalmıştı ve genç bir kızla evlenmek isteyince Yasemin’i söylemişlerdi. O da Selami bey gibi varlıklı bir adamdı. Ailesi için de bu yeterli bir özellikti zaten. Hem kızları hem de kendileri rahat edeceklerdi böylelikle. Adamın kendi evi vardı. İlk karısından iki kızı vardı ama karısı öldükten sonra çocukların bakımını anneanneleri üstlenmişti. O yüzden sorun değildi, ayrıca da adamın en büyük hayali erkek evlat sahibi olmaktı. Yasemin’den boy boy oğullar istiyordu. Yasemin’in tahmin ettiği gibi de evleri köyde olacaktı ama öyle vasat bir köy evi değildi. Adamın malı mülkü çok olunca evi de kocaman ve güzeldi. Yasemin rahat etsin diye “Evdeki yardımcıları da arttırabilirim!” diyordu. Kıskanç bir adamdı biraz, ilk karısını da kapıdan baktırmadığı söyleniyordu ama rahat yaşatıyordu Allah için. Yasemin’in annesi bayılmıştı adama, kızını böyle bir adama vermeyi yıllarca dilemişti. Babası dünden razıydı zaten. İzinleri kısa olunca sadece söz yapabilmişlerdi ama köyde şenlikli bir düğün yapılacaktı yakında. Cevahir bey, Yasemin’in evleneceğini duyunca canı sıkıldı ama yüzükler de takıldığı için artık yapılacak bir şey yoktu. Hasibe hanım da “Daha genç değil mi?” dedi annesine.
“Ben onun yaşındayken evliydim!” dedi annesi, “Böyle kısmet kaçırırsa buralarda kimi bulacak?”
Karışmadı Hasibe hanım da, karı koca geri çekilmişlerdi iyice olanlardan sonra. Aslında Yasemin, Sümbül’ü ele vermekle kendi hayatını kurtaracak yegane aileyi kaybetmişti istemeden. Turgay belki duyar da karşı çıkar diye küçücük bir umut vardı içinde ama Turgay’ın aklı sadece Sümbül’de olduğu için duyunca şaşırmış ama Yasemin’in de istediğini sanmıştı kendince. Sorgulamak aklına bile gelmemişti.
İkizler, “Sümbül’ün ahı tuttu!” diyorlardı kendi aralarında. Herkesin kuyusunu kaza kaza sonunda kendi kuyusuna düşmüştü Yasemin. Öyle bahçede esip köpürdüğü gibi sözü geçmiyordu tabi ailesine. Sadece onlaraydı artisliği. Bir yandan “Oh!” çekseler de kendi başlarına ne geleceğini bilmedikleri için içten içe endişeleniyorlardı aslında. Yasemin’i konuşup içlerini soğutuyorlardı sadece.
Sümbül korka korka açtı bilgisayarı. Bilgisayarları ile oynadığını görseler kıyameti koparırlardı kuzenleri. Teyzesinin dilinden de kurtulamazdı kesin. Gergin gergin açılmasını bekleyip, nereye basıp ne yapacağını hatırlamaya çalıştı. Aslında hamilelikle ilgili de bir şeylere bakmak istiyordu ama sonra baktıklarını nasıl sileceğini bilemeyeceği için korkup bakamadı. Sosyal medya uygulamasının simgesini görünce hemen tıkladı ona. Çocuklar kendi hesaplarına baktıkları için açıktı uygulama. Arama alanına ikizlerden birinin adı ve soyadını yazdı hemen. Sık rastlanan bir soyadları olduğundan fotoğraflarına bakıp tanımaya çalıştı panikle.
(devam edecek)