“Sen tanıyor musun bu adamı?” dedi Gümüş hanım şaşkın şaşkın
“Hayır ama Allah korkusu olan adam diyorum, çöpsüz üzüm! Bu güne kadar görmediğin parayı göreceksin, delirdin mi sen?”
“Niye dul bir kadın istiyor bu adam o zaman?”
“Sümbül’ü mü vereyim?” dedi Şirin hanım arsız bir kibirle, Gümüş hanım neredeyse tokat atacaktı kız kardeşinin yüzüne ama son anda tuttu kendini. Şirin hanım ablasına meydan okur gibi bakarken onun pasifliği tercih ettiğini anlayınca çekinmeden devam etti, “Sonsuza kadar kocam sana bakamaz abla!” dedi hırsla, “Hatır da bir yere kadar! Evlen rahat et!”
“Peki ya Sümbül?” dedi Gümüş hanım.
“Sümbül de koca bulasıya kalır burada bana yardım eder, elin adamına genç kız götürecek değilsin herhalde!”
“Hani güvenilirdi bu adam?” dedi Gümüş hanım gözlerini açarak.
“Ablacığım genç kız, adamın nefsini zorlar yani! Dursun burada, Emrullah ona da bulacak hayırlı bir damat Allah’ın izniyle!”
“Düşüneyim ben!” dedi Gümüş hanım kardeşiyle baş edemeyeceğini anlayınca ama sinirleri bozuldu iyice. Cevahir beylerin evlerine ilk geldiğinde ne kadar mutlu ve rahat olduklarını düşünüyordu Gümüş hanım sürekli. Fatih beyin yaptıklarının gazına gelip oradan ayrılmak belki de iyi fikir değildi ama Sümbül rahat durmuş olsa, gidip konuşur kalırlardı belki biraz daha. Kocası ayrı, kızı ayrı kazıyordu kuyusunu. Şimdi de kız kardeşi ile kocasının eline kalmışlardı böyle.
Teyzesi annesi ile konuşurken, elindeki iğne oyasından başını hiç kaldırmasa da dinliyordu Sümbül. Babasının iyi bir adam olmadığını biliyordu o da, annesi genç ve güzeldi hâlâ ama anlıyordu bir daha evlenmemek istememesini. Ayrıca bu fikir korkutmuştu Sümbül’ü, eğer annesi ikna olur evlenirse teyzesi ve ailesi ile tek başına kalırdı bu evde, annesi ile giderse de elin adamı istemezdi onu gerçekten. Ne güzel Turgay ile evlenip mutlu olacaklarken, babası bitmiş, teyzesi başlamıştı şimdi eziyete Üstelik sadece Sümbül’e değil, annesine de yapılıyordu aynı şeyler. Başında erkek olmayan kadın olmazdı teyzesine göre. Kadın başına olacak iş vardı, olmayacak iş vardı. Erkek çalışacak, karısına çocuklarına bakacak, herkes kendi görevlerini yapacaktı. Ablası bu aksi huylarla kocasını hoş tutmamıştı belki yeterince de adamın gözü dışarı kaymıştı. Ayakta hanımefendi, yatakta adamın gönlünü hoş eden kadınlardan hoşlanırdı erkekler. Yeni kocaya varmadan önce bunları da düşünüp, tartması lazımdı. Tabi ki kız kardeşi hep arkasındaydı ama ikinci kere de adamı elinden kaçırırsa Emrullah’a da daha bir şey açıklayamazdı.
“Hay ben senin Emrullah’na!” diyordu Gümüş hanım içinden. Bir kadınlığı kalmıştı sorgulanmadık. Hoş kendisi de kadın olmayı unutalı çok olmuştu sahiden. O da kızı gibi sessiz dursa da, aklından bin bir türlü düşünce geçiyor, geçmişe, geleceğe her şeye öfkeleniyordu. Yeğenleri de surat asıyorlardı ana kızı görünce. Evde sığıntı oldukları her fırsatta hissettiriliyordu. Şirin hanım kendince onları huzursuz edip, kurtuluşu evlenmekte bulsunlar istiyordu.
Sümbül yaptıkça yapıyordu iğne oyalarından, ip yetiştiremiyorlardı hızına. Parmakları delik deşik olmuş, gözleri kan çanağına dönmüştü ama durmuyordu, duramıyordu işin aslı. Ancak öyle rahatlıyor, dünyayla bağını koparabiliyordu. Artık iyice çözdü işi diye kursa da götürmüyordu teyzesi onu. Dört duvarın içinde ev işleri, tenkit ve aşağılamalar, iğne oyasından ibaretti bütün hayatı. İçinde kopan fırtına dinmiyordu bir türlü. İğne oyası yapmasa çenesine vururdu büyük ihtimalle, annesini de düşünmesi gerektiği için susuyordu.
Stresten midesi ağrıyıp, bulanmaya başlamıştı iyice. Kendini o kadar çok kasıyordu ki oturduğu yerde her yanı ağrıyordu aslında, en çok da kalbi ağrıyordu. Ağlamamak için, cevap vermemek için, düşünmemek için, duymamak için, neredeyse yaşamamak için kasıyordu sürekli. Gümüş hanım da fark etmişti onun kusmalarını ama sinirsel olduğunu düşünüyordu o da. Kendisi de kusardı gençken sinirlenince.
“Boğazıma bir kapak dönüyor sanki!” derdi durmadan. İkisi de iştahlı değillerdi neyse ki, öyle olsalar yediklerine de göz dikerdi Şirin hanım biliyordu. Kızına öfkesi de dinmediği için nane kaynat iç diyordu sadece ama içten içe endişelenmeye de başlamıştı haline.
“Çocuk!” diyordu içindeki ses bir yandan, “Hata da yapacak!”
Sonra “Onun yaptığını biz yapsak gençliğimizde babamız bizi çeker vururdu!” diyordu aynı ses gürleşerek. Evlerinden, barklarından olmuşlardı kızı ve kocası yüzünden. Kız kardeşinin sesini zihninden atamıyordu bir türlü, yüzüne susuyor içinden verdikçe veriyordu cevapları. Anne kız farklı depresyon türlerini yaşıyorlardı farkında olmadan, ağaç gibi kuruyorlardı karşılıklı.
Şirin hanımın keyfi yerindeydi sürekli, konuşuyor, övünüyor, hiç susmuyordu. Onlar gelmeden önce bunca lafı kime ediyordu merak ediyordu Sümbül. Arkadaşları da çoktu belli ki ama hiç birini gerçekten sevmiyordu. Hepsinin neyi varsa anlatıyordu ablasına, hepsi de ne hikmetse Şirin hanımı kıskanıyordu. Kocasının bir mertebesi vardı. Ailesi de soylu, köklü bir aileydi. O yüzden herkesin davranışlarına dikkat etmesi gerekiyordu.
“Biz de ağaç kovuğundan çıkmadık!” diyesi vardı Gümüş hanımın ama diyemiyordu.
Turgay, Piraye’ye sızlandıkça, Piraye kızlara eposta gönderiyordu sürekli.
“Yok bir haber!” diyordu kızlar kısaca, “Ne arıyor, ne soruyor bizi! Annemlere sorduk onlar da bilmiyor nereye gittiklerini. Babamız Fatih amcayı görmeye gittiğinde, ona sormuş, o da küfür etmiş sadece. Boşamış Gümüş teyze kocasını.”
Sümbül’ün ne telefonu vardı, ne sosyal medya hesabı. Okula da gönderilmediği için kaydı falan da yoktu hiç bir yerde. Turgay her ihtimali düşünüyordu onu bulmak için ama çocuk başına ne yapacağını çok da bilemiyordu. Bir kaç kez anne ve babasını Fatih beyden öfke ile bahsederlerken duymuştu yine. O endişe verici olaydan sonra onlara da bir şey diyemiyordu. Ağabeyinin canını tehlikeye atan bir adamın ailesi hakkında soru sormanın ya da kızını bulmaya çalışmak için yardım istemenin hiç umudu kalmamıştı. O da derslerine kendini vermeye çalışıyordu sürekli, başka avuntusu ya da oyalanacak konusu kalmamıştı. Sümbül’ün hiç dönüş yapmamış olmasının şartlardan olduğuna emindi. Öylece bırakıp gitmezdi sevdiğini, Turgay onu ne kadar çok seviyorsa, o da Turgay’ı o kadar seviyordu.
Gümüş hanım koca olayını düşüneceğim diye ortada bırakınca, Şirin hanım ancak bir hafta bekleyebildi. Bir akşam yemekten sonra masayı toplarlarken bu kez kocası açtı konuyu pat diye. Gümüş hanım eniştesinden hiç beklemediği için şaşırdı iyice.
“Düşündünüz mü Gümüş hanım, adam da cevap bekliyor bizden!”
“Onun da mı haberi var?” dedi şaşkın şaşkın kız kardeşine bakarak.
“Abla tek taraflı olur mu böyle işler?” dedi Şirin hanım başını iki yana salladı sıkıntıyla.
“Enişte ben aslında!” demeye kalmadan Emrullah bey girdi konuya, “Gümüş hanım sizi severim biliyorsunuz. Karımın ailesi, benim ailem. Selami bey ahbabımızdır, namazında niyazında, varlıklı bir adam. Size de sahip çıkar. Rahat edersiniz. Eşiniz olacak o adamdan ayrıldığınıza göre, beklemek için de çok neden yok. Yüzükleri takarız, sonra imam nikahı ile evlenirsiniz. Yasal süreyi de beklemeye gerek kalmaz!”
“Adamın kapatması mı olacağım ne imam nikahı?” dedi Gümüş hanımın iç sesi ama sakin olmaya çalışarak, “Resmi nikah olur herhalde?” diye sordu.
“Bana itimat etmiyor musunuz?” dedi Emrullah bey davudi sesiyle, Şirin hanım gözlerini kocaman açarak işaret etti ablasına. Ayıptı böyle şeyler söylenmezdi.
“Estağfurullah enişte!” dedi Gümüş hanım.
(devam edecek)