Turgay öfkeli olduğu için artık arka bahçeye bile geçmiyordu. Böylece arka bahçenin de bütün tadı kaçmıştı. Hale ve Şule ikisi takılıyor, Yasemin’den olabildiğince uzak duruyorlardı. Yasemin de o yıl sınava girmeyi umuyordu ama dershaneye gönderileceğini sanmıyordu. Cevahir bey de olanlardan sonra çalışan çocukları için bir şeyler yapma düşüncesinden geri adım atmışa benziyordu. Böylece Yasemin’in Sümbül yerine Turgay ile birlikte dershaneye gitme umudu suya düşmüştü. Okullar tatile girdiği için Mete her gün arkadaşları ile çıkıyordu. Babası on beş gün sonra top peşinde koşmasının önüne geçmek için ona bir arkadaşının tamircisinin yanında bir iş buldu. Zaten çocukları Cevahir beyden çekindikleri için okula gönderen aileler, hiç değilse yaz tatillerinin boş geçmesini istemiyorlardı. Erkek kardeşi işe sokulunca liseyi bitirmiş olan Yasemin de babasının onun hakkındaki düşüncelerini öğrenmekte gecikmedi. Cevahir bey ile Hasibe hanım da peşini bıraktıklarına göre üniversite okumayı unutması söylenmişti ona. Kendi köylülerinden isteyen bir kaç kişi vardı ve dünürcü gelmek istiyorlardı. Onları bu evde yatırmaları ve ağırlamaları mümkün olmadığından yıllık izin zamanlarında köyde aile büyüklerinin evinde kabul edeceklerdi. Kendini çok akıllı ve geleceği parlak olarak gören Yasemin babasının ve annesinin planlarını duyunca neye uğradığını şaşırdı. Köyden biriyle evlenmek hayatta isteyeceği en son şeydi. Eğer oradan biriyle evlenirse değil Has Bahçe, şehri bile bir daha zor görürdü. Sümbül’ün yediği meydan dayağına benzer bir duruma kendisini düşürmemek için kara kara ne yapabileceğini düşünmeye başladı. Hale ve Şule henüz liseyi bitirmedikleri için bir baş ağrıları yoktu ama eninde sonunda onlarında başına benzer şeyler gelecekti. Yasemin onların diline düşmemek için karşılaştıklarında bu sene dinlenip, sınava sonra girmeye karar verdiğini söylüyordu. Böylece çalışıp başarılı olmak için daha fazla zamanı olacaktı. Mete o bunları söylerken yanlarında olsa ya da eskisi gibi bir arada vakit geçiriyor olsalar gerçeği hemen yumurtlardı ama maalesef bahçenin eski halinden ve arkadaş ortamından eser kalmamıştı Herkes Turgay’ın bahçeden ayağını kesmesi ile arka bahçenin çocuklarının kaderlerine terk edildiğinin farkındaydı artık.
Evdeki herkes Fatih beyin yaptıklarından sonra işlerinde bir kusur etmemek için azami gayret sarf etmeye başlamışlardı. Turgay’ın da uzak durduğunu fark edince, çocukları da ortalıkta gözükmemeleri konusunda sürekli uyarıyorlardı.
Hasibe hanım ve Cevahir bey bir süreliğine yazlıklarına gidince Turgay evde yalnız kaldığı halde bir kez olsun arka bahçeye geçmedi. Sessizce geliyor, hazırlanan yemeğini yiyip, odasına kapanıyor ya da arkadaşları ile çıkıyordu. Cevahir bey yeni bir şoför tutmuştu ama bu kez ailesi ile birlikte onların evinde kalması için bir girişimde bulunmamıştı. Adam sabah erkenden geliyor, mesaisi bitince başka bir işi yoksa evine dönüyordu. Aile fertleri gece dışarı çıkacakları zaman da taksiyi tercih ediyorlardı artık. Bir kez daha güvendikleri ve evlerini açtıkları biri tarafından hayatları tehlikeye girsin istemiyordu Cevahir bey. Olacak olan elbette olurdu yine ama denediği ve başarısız olduğu bir yöntemi yeniden denemek de akıllıca gelmiyordu artık. Turgut’un hayatının tehlikeye girmesi hepsini çok derinden etkilemişti.
Turgay’ın sessizliği ve gerginliği Hasibe hanımın gözünden kaçmıyordu ama sınav senesi olduğu ve tabi ergenlik çağında olduğu için normal olduğunu düşünüyor ve bir şey sormuyordu. Oğlunun ne kadar temiz kalpli ve iyi bir çocuk olduğunu biliyordu. Bir yardıma ihtiyacı olduğunda ilk geleceği yerin ailesi olduğunu da gayet iyi biliyordu.
Her gün Piraye ile mesajlaşmaya devam eden Turgay ise artık iyice umudunu kaybetmeye başlamıştı. Eğer onları ispiyonlayan arkadaşlarından biriyse, Sümbül onlara ulaşmaya çalışsa dahi, yardımcı olurlar mıydı?
“Neden olmasınlar?” diyordu Piraye, “Sonuçta yaptıklarını telafi etmek de isteyebilirler çünkü bu sefer evde dengeler gerçekten sarsıldı ve onların hayatı da olumsuz etkilendi bundan!”
İki kuzen konuşup morallerini yüksek tutmaya çalışırlarken, Sümbül çoktan umutsuzluğa kapılmıştı. Piraye’nin dediği gibi en azından bir mektup yazarak Turgay’a ulaşabileceğini o da düşünmüştü ama annesi tek başına oda değiştirmesine bile karıştığı, teyzesi de sürekli onları gözetlediği için yazdıklarını postaya vermesi mümkün bile değildi. İki kuzeninin de Piraye gibi olmaması başka bir hayal kırıklığıydı. Onu koruyup, destek olacakları yerde, annelerini gaza getirecek ne açık bulsalar hemen yetiştiriyorlar, yapılan hiç bir şeyi beğenmiyorlardı. Günler geçip, ailenin içinde kaldıkça, aslında Şirin hanımın yansıtmaya çalıştığı gibi mutlu bir aile tablosu yaşamadıkları da ortaya çıkıyordu. Emrullah bey son derece kaba bir adamdı, maalesef oğulları da babalarının birer kopyası haline gelmişlerdi. Kendilerinden başkasını düşünmeyen bencil ve saygısız insanlardı üçü de. Maddi durumları çok iyi olduğu için Şirin hanım kendini kurslar, alışveriş, yardım etkinlikleri gibi şeylerle oyalıyordu. Aslında ablasının gerçekleri görmeye başlamasından da iyice rahatsız olduğundan bir an önce boşanma davasının sonuçlanmasını bekliyordu.
Bu arada iğne oyası yapmanın onu sakinleştirdiğini fark eden Sümbül kendini kaybetmişçesine oya yapmaya başlamıştı. Gece gündüz, boş kaldığı her an derin bir sessizliğe gömülüp, oya yapıyordu. Elbette kızı yola getirdiği, kılığı kıyafeti, davranışlarını törpülediği için kendini çok başarılı sanan teyzesi bu halinden çok çok memnundu. Oya yaparken teyzesinin ona ilişmiyor olması da Sümbül için diğer bir artıydı elbette. Duygularını ve düşüncelerini başını tamamen işine eğerek saklamayı başarabiliyordu. Annesi gibi el becerisi olduğundan da gerçekten iyi işler çıkarmaya başlamıştı. Gittikleri kurstaki bir çok kadının hatta teyzesinin bile önüne geçmişti kısa zamanda.
Nihayet boşanma davası sonuçlandığından Şirin hanım rahat bir nefes aldı, ablasını kalabalıklara sokmaya başladığı için soranlar oluyordu etraftan. Gümüş hanım da güzel bir kadındı, kocaman kızı da olsa, erken evlendiği için yaşı ileri değildi. Tabi annesinin yanında Sümbül’ü de soranlar olmuştu, Gümüş hanımdan daha çok soruyorlardı onu genç kız olduğu ve hamarat gördükleri için ama Şirin hanım önce ablasından kurtulmak istediği için ona öncelik veriyordu.
Sonunda kocası ile görüştükleri bir ahbaplarının zengin ve yeni dul kalmış bir akrabalarına karar kıldıklarında vakit kaybetmeden ablasına konuyu açtı. Tabi kocasının da isteğinin bu olduğunu sürekli vurgulayarak. Zaten oğullarına da bir şey yaptırmak istediğinde kocasının haberi olmasa bile “Babanız böyle söyledi! Babanız böyle istedi!” demeti adet haline getirmişti. Çocuklar da babalarından çekindiklerinden gidip ona doğrulatamıyor, çoğu zaman ikna olmasalar da yapmak zorunda kalıyorlardı. Emrullah bey evdeki herkesi parasıyla terbiye eden bir adamdı. Beğenmediği bir şeyler yapıldığından hemen imkanları kısıtlamakla tehdit ediyordu karısını ve oğullarını. Onlar da sahip oldukları lüksleri ellerinden kaçırmamak için adam ne derse köle gibi yapıyorlardı. Gümüş hanım da kocaya saygısızlık yapılmaması gerektiğine inanıyordu ama onun saygı duyulacak bir kocası olmamıştı. Şimdi kız kardeşinin hayatında daha çok dahil oldukça, onun kocasının da kendi kocasının başka türlüsü olduğunu düşünüyordu ama maalesef o da parayla terbiye edilmesi gereken sınıfta olmaya mecburdu şimdilik. Sümbül’ün iğne oyasından onu geçip gitmesi içinde biraz umut yaratmaya başlamışken kız kardeşinin gelip de ona dünür geleceklerini söylemesinin şokunu yaşadı.
“Ne diyorsun sen Şirin?” dedi öfkeyle, “Bu yaştan sonra kocaya mı varacağım yeniden?”
“Ne yapacaksın ya abla?” dedi Şirin saf saf, “Adamın parası çok, karısı da bir yıl önce ölmüş, çocukları evli kocaman. Evde ikinizden başkası olmayacak! Namazında, niyazında bir adam Selami bey! Daha ne istiyorsun acaba?”
(devam edecek)