Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 16

Sümbül Has Bahçe’nin içinde son dönemde yaşadığı Turgay’dan az ötede hapis hayatını bir kabus zannederken, şimdi kilometrelerce ötede, onu görme ihtimali bile olmayan bu evde yaşamakla yüzleşmeye çalışıyordu. Babasının yaptıkları ise apayrı bir konuydu. Yıllardır çalışıp biriktirdikleri ve gelecek garantileri olan parayı bir çırpıda içkiye ve kumara yatırıvermiş, zaten stresten mutlu olmayı unutan annesinin aklı iyice durmuştu. Kendine mi daha çok üzülse, annesine mi bilemiyordu artık. Turgay’a olan aşkını bir kenara bırakıp, elinde kalan tek ailesi olan annesine sarılmak ve bu zor zamanda ona destek olmak zorundaydı. Ancak annesi olayların fitili sandığı ve o korkunç dayağı yediği günü de unutamıyor, hâlâ yaklaşmaya çalıştıkça onu suçluyordu. Kendisi de bu evde rahat edemeyeceğini bile bile, intikam almak ister gibi Sümbül’e bu evde yaşamanın iyi bir ders olacağını söylüyordu öfkeyle. Annesinin bu acımasız halleri çok canını yaksa da, onun başlarına gelenler yüzünden bu hale düştüğüne inanıyor ve gönül koymuyordu Sümbül. Sevmek suç değildi belki ama galiba dikkatsiz davranıp da yakalanmış olmak suçtu gerçekten ve ailesinin hayatı bu noktaya geldiği için de çok üzgündü. Belki de annesinin söylediği gibi bencil ve sorumsuzca davrandığı için bunlar başlarına geliyordu. Yine de Turgay aklına gelince sevmenin suç olmadığını haykırıyor onu çok zorluyordu yüreği.

Şirin hanım son yıllarda iğne oyasına merak sarmış, komşularından bir kaçıyla yakında olan bir el sanatları merkezinde kendini daha da geliştirmeye çalışıyor, aynı zamanda da yeni arkadaşlar edinip güzel vakit geçiriyordu. Kendisi iş olarak yapmasa da iğne oyasının değerli bir iş olduğunu biliyordu. Bu yüzden kız kardeşine kendisi ile kursa gelmesi gerektiğini söyledi. Gümüş hanım el işlerinde her zaman becerikliydi, bu işi çözerse kızıyla birlikte oturduğu yerden para kazanabilirlerdi. İyi niyetli gibi görünen bu isteğin altında, kendi paralarını kazanıp, başkalarına yük olmaktan kurtulmaları gerektiği mesajı mı vardı bilmiyordu Gümüş hanım. Yine de kız kardeşinin evine sığınmışlardı ve bu evde huzurla bir süre daha kalabilmek için istenilenlere uymak zorunda olduklarını düşünüyorlardı. Ayrıca kendisi için olmasa bile Sümbül’ün oturup el işlerini öğrenmesinin iyi olacağını düşünüyordu kendisi de. Zaten Şirin hanım onun oturup çeyizini hazırlaması gerektiğini de vurgulamıştı. Ev almayı öncelikli tuttuklarından ve Sümbül üniversite okuyacak gibi bir hesap olduğundan Gümüş hanım çeyiz için hiç acele etmemiş bu yüzden de Şirin hanımdan epeyce bir eleştiri almıştı. Kızı öylece mi gönderecekti el evine? Ne derlerdi sonra, bir kusuru var ki böylece veriverdiler demezler miydi? Kız dediğin kendi çeyizini yapacaktı. Bu evde birlikte yaşayacaklarsa giyim kuşamlarına da biraz çeki düzen gerekiyordu. İkisini de aynı hafta alışverişe götürüp, kendi düzen ve zevkine uygun bir kaç yeni kıyafet aldırdı.

Yeni kıyafetlerini giyip aile yemeğine katıldıklarında, evin erkeklerinin yüzünde nihayet onaylayan o bakışı gördüler anne, kız. Şirin hanım da daha ilk günlerden onları yola getirmeyi başardığının gururu ile bütün gece süzüldü. Kendini çok akıllı ve her şeyi bilen biri olarak görüyordu. Tam bir hanımefendiydi ve edepsizliğe zerre kadar tahammülü yoktu. O kendi çocuklarını da bu edeple büyütmüştü, Sümbül’e baktığında ise aynı edebi görmek pek mümkün değildi. Minnet duyacağı yerde geldiğinden beri hiç yüzü gülmüyordu. Kedi yavrusu gibi annesinin yanından ayrılmıyor, yardım ediyor gibi görünse de, ev işlerinden kaçmaya çalışıyordu. Ev işlerini zaten yapan yardımcı bir kadın geliyordu her hafta ama en azından masa kurup, kaldırmak, bulaşık yıkayıp, üç erkeğin günlük ütülerine daha canla başla destek olunmasını istiyordu Şirin hanım.

Kocası Emrullah bey zor durumda kalan baldızı ve kızının onlarda bir süre kalmasına karşı değildi. Akrabayı zor gününde yalnız bırakmak onlara ters bir durumdu. Ancak şimdi bu iki kişi onların sorumluluğuna girdiği için geleceklerini de onlar inşa etmekle yükümlüydüler. Sümbül çoktan evlilik çağına gelmişti. Gümüş de yakında boşanıp, dul kalacaktı. Henüz o da gençti ve uzun süre dul kalmasın için de bir neden yoktu. Kendisi gibi dul yaşını, başını almış olgun bir erkekle evlenirse, arkasından da Sümbül’e hayırlı bir kısmet bulurlardı. Şirin hanım da tam tamına kocası gibi düşünüyordu. İkisini el sanatları merkezine biraz da o yüzden götürüyordu.

Haftanın üç günü yarım günden fazla iğne oyası öğrenmek için kursa gitme rutini böyle başlamış oldu. Şirin hanım kendi epey ilerlediğini düşündüğünden, henüz yeni öğrenen Sümbül ve Gümüş hanımın işlerini sürekli eleştiriyor, kendine yöntemler öğretiyordu. Bir çok kadın el işlerini sosyal medya veya ikinci el platformlarında satıp aile bütçesine katkı sağlıyorlardı. Hayırlı bir kısmetleri çıkana kadar anne, kız da en azından böyle yapabilirlerdi.

Bu arada Emrullah beyin ayarladığı avukat, Gümüş hanımın, Fatih beyden boşanması için gerekli işlemleri tamamlamaya başladı. Şirin hanım kız kardeş olarak ablası ve yeğenin için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıydı. Bir an önce boşanırsa bir an önce de kısmeti çıkmaya başlardı.

Gümüş hanım Şirin hanımın ikinci kocayla ilgili sözlerine cevap vermiyor olsa da, içten içe sinirleniyordu. O yüzden bu iğne oyası işi gerçekten onun söylediği gibi para kazandıran bir işse, öğrenip, bir an önce bu evden gitmeleri gerektiğini düşünmeye başlamıştı. Fatih bey paranın büyük bir kısmını kumarda yediği için ellerinde doğru dürüst bir şeyleri de kalmamıştı.

Mahkeme Fatih beye bir yıl hapis cezası verince, hiç utanmadan Cevahir beye haber gönderip, paraya çevrilmesi için yardımını istedi. Cevahir bey daha yeni sakinleşmişken duyduğu bu arsızca istek üzerine yeniden küplere binse de, Hasibe hanım oğullarının iyi olduğunu ve buna şükretmeleri gerektiğini hatırlatarak kocasını bu öfke krizinden çıkardı.

Bu arada Turgut’ta toparlanmış ve okuluna geri dönmüştü, tabi Piraye ve ailesi de öyle. Piraye gitmeden bir kaç kez daha kızlardan haber almaya çalışmışsa da, kimsenin Sümbül’ün nereye gittiğinden haberi yoktu. Bir şey duyarlarsa Turgay’a söylemeye çekineceklerini düşündüğü için ona hemen haber vermelerini istedi. Telefon etme imkanı olmasa da belki e-posta atabilirlerdi. Sonuçta internet kafelerden bile yapılabiliyordu. Yasemin hiç oralı olmazken, Hale ve Şule bir haber alırlarsa söyleyeceklerine söz vererek Piraye’nin e-posta adresini aldılar. Aslında onların da bir şey yapmaya niyetleri yoktu ama ikisinin de “Hayır” diyemedikleri halde yapmayacakları işlere “Evet” demek gibi bir huyları vardı. Daha Piraye’nin uçağı havalanmadan e-posta adresini yazdığı kağıt çöpü boylamıştı. Sümbül ve Turgay’ı bahçede görenin kim olduğu da sır olarak kalmaya devam ediyordu. Turgay o yıl üniversite sınavına gireceği için dershaneye yazılmış babasının ve annesinin teşvikiyle odaklanmaya çalışıyordu ama Sümbül’ü aklından çıkarması ve olanları unutması mümkün değildi. Bahçedeki herkes onun için şüpheliydi. Bahçe dışından birinin gelip onları görmesi mümkün olamazdı. Annesi olmadığına göre çalışanlar veya onların ailelerinden biriydi.

“Belki de adam ya da kadın kendileri görmüşlerdir?” demişti Piraye ama öyle olsa hemen o anda müdahale edeceklerini bildiklerinden bu ihtimali de elemişlerdi.

(devam edecek)

Yorum bırakın