Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 13

Turgay gözlerini açtığında kollarında Sümbül’ün olmasından sonsuz bir mutluluk duyuyordu. Onlar çoktan karı koca olmuşlardı artık ve kimse onları ayıramazdı. Sevgiyle öptü Sümbül’ün kapalı gözlerinden ve onunda gözleri yavaş yavaş açılınca gülümsedi. Kalan hayatlarının hep böyle birlikte ve mutlu geçmesi için dilekler dilediler beraber. Evdekilerin şüphelenmemesi için yine ayrı ayrı dönmeleri gerektiğinden. Turgay kalkıp duş aldı ve giyinip eve döndü. Hem çok mutlu, hem de her şeyin kolayca yoluna gireceğinden çok emindi artık. Kendi ailesini ikna ettikten sonra Sümbül’ün ailesini ikna etmek kolaydı. Ayrıca bahçede onları ihbar edenin kim olduğunu bulmaya da kafayı takmıştı. Kim sevdiğinin bu hale gelmesine neden olduysa bilmek istiyordu.

Birbirlerine söz verdikleri için giyinip aşağı inen Sümbül’de Piraye’ye bir şey söylemedi. Başlarına gelenlerden sonra kimseye güvenmemeye karar vermişlerdi. Piraye, Sümbül’ün ve Turgay’ın yüzündeki aydınlıktan bir çare bulduklarını düşünmüştü zaten, o yüzden bir şey sormadı. Sonunda o dönüp gidecekti ve iyi olurlarsa da ikisi adına gerçekten mutlu olurdu. Evde birlikte kahvaltı edip, Has Bahçe’ye döndüler. Sümbül yaptığı bu iyilik için ona defalarca teşekkür etti ayrılmadan. Eğer Turgay ile geçirdikleri son günleri bile olsa, hayatının bu en güzel gününü ve gecesini asla unutmayacaktı.

“Bana mutlu haber verip teşekkür edebilirsiniz ancak!” dedi Piraye gülümseyerek.

Turgut kardeşinin bir işler çevirdiğini anlamış olsa da o ana kadar sesini çıkarmamıştı. Aralarına çok karışmasa da, o da Piraye gibi Turgay’ın Sümbül’e olan duygularının farkındaydı. Büyüdükçe bıkarlar diye düşünmüştü ama bu gelişinde hiç de bıkmışa benzemediklerini fark etmişti. Hasibe hanım, Cevahir beye bahsetmediği gibi büyük oğluna da olanlardan bahsetmemişti. Bu yüzden Turgut kardeşinin sadece kaçamak buluşmalar yaptığını sanıyordu ve belli ki dün gece beklenenden iyi geçmişti.

“Kaçamak yapacağın zaman benden yardım isteyebilirsin?” dedi yanından geçerken.

Turgay gecenin sarhoşluğu ve yorgunluğu üzerinde olduğu için tam anlayamasa da gülümsedi. Ağabeyi ile araları her zaman çok iyi olmuştu ama ikisi de birbirleri ile pek sır paylaşmazlardı. Bir an için babası ile konuşurken ağabeyinin bir desteği olur mu diye düşünse de, sonra bunu kendi halletmesi gerektiğini düşünüp vazgeçti.

Cevahir bey günlerdir şirkete sınırlı gidebildiği için babasının yedisi çıktıktan sonra tam zamanlı olarak işlerin başına döndü. Şirket açısından da yoğun dönemlere girildiği için hazırlıkları kontrol etmek istiyordu. Hazır gelmişken ağabeyini de dahil etmek istediği görüşmeler vardı. Tabi şimdiden tecrübe kazanması için Turgut’u da okuluna dönmeden bu görüşmelere dahil edecekti.

Turgay bir kaç gün babası ile konuşma fırsatı bulamayacağını annesinin anlattıklarından öğrendi. Acele edip her şeyi mahvetmektense sabırlı olmanın en iyisi olduğunu babasından öğrenmişti. Pirayeler ve Turgut hemen hemen aynı günlerde gideceklerdi. Bu dönemde Piraye aracılığı ile Sümbül ile en azından haberleşebilecekleri için rahatlamıştı. Piraye aracılığı ile Sümbül’e bir telefon göndermeyi düşünüyordu. Böylece aracı olmadan ikisi haberleşebileceklerdi. Babası meşgulken o da o işleri halletmeye karar verdi. Bahçedeki haini bulma işini şimdilik biraz erteleyecekti.

Turgut günleri kısıtlı olduğu için o akşam da arkadaşları ile görüşme planı yapmıştı ama bu defa onu Fatih beyin bırakmasını rica etmişti. Babası ve annesi amcası ile olacaklarından, Fatih beyin o akşam işi yoktu. Turgut’u bırakacak, gece de gelip alacaktı. Turgay evde tek başına olacağı için, o gün çıkıp aldığı telefonun ayarlarını yapmayı planlıyordu. Hattı kendi adına almış olsa da bu telefondan da kimseye bahsetmeyi düşünmüyordu. Hatta evin interneti yeteceği için hat değil evdeki internet hattı üzerinden haberleşebileceklerdi. Ertesi gün Piraye’yi arayıp, telefonu Sümbül’e vermesi için bir bahane bulmasını isteyecekti.

Ağabeyi ile birlikte yemeklerini yedikten sonra Turgut Fatih beyle çıktı, o da odasına çıkıp sakladığı yerden telefonu çıkardı ve ayarlarını yapmaya başladı. Yaklaşık kırk dakika sonra arkadaki seslere başını uzatınca, Fatih beyi arabayı o tarafa park edip eve girdiğini gördü. Sevgilisi az ötede o evin içindeydi ve onu yeniden kollarına alıp sımsıkı sarmak için içinde dayanılmaz bir istek vardı. Artık kendini tamamen Sümbül’e, onu da kendine ait hissediyor ve bu duygu onu sarhoştan beter ediyordu. Telefonu keşfederken bulması için belirli yelerine tatlı sürprizler planlamaya karar verdi ve bütün gece yüzünde kocaman bir gülümseme ile onunla uğraştı. Bu arada bir kaç fotoğrafını da telefona kaydetmeyi ihmal etmedi. Onun telefonunda Sümbül’le ağaçların altında çekilmiş bir çok fotoğrafları zaten vardı. Gece yarısına doğru Fatih beyin öksürüğü duyuldu bahçeden ve az sonra da araba çalıştı. Cevahir bey ve Hasibe hanım henüz dönmemişlerdi.

Fatih bey o gün dayanamamış ve borçlarını karısı duymaması için biriktirdikleri paranın büyük bir kısmını çalıp, borçlarına yatırmıştı. Kalanı ile kaybettiği parayı yeniden kazanmayı umuyordu ama Gümüş hanım duyarsa kıyamet kopacağını ve tabi bu kıyametin işlerine, evlerine mal olacağını bildiği için çok gergindi. Ev işlerinden yorulan Gümüş hanım erken uyuduğu için gizli gizli eve soktuğu şişenin neredeyse dibini görmüştü. Hem içkiye, hem kumara yeniden dönüşü ilkinden daha da beter bir sona sürüklüyordu onu.

Turgut arayıp gelebileceğini söylediğinde şişeden bir yudum daha çekip, dışarı çıktı. Gümüş hanım içeride sigara içmesine izin vermediğinden, kapıdan çıkar çıkmaz da bir sigara yakınca, dumanı boğazına kaçırıp, öksürmeye başladı. Sesi duyulmasın diye yalpalayarak arabaya gitti sigarayı atıp hemen çalıştırdı. Cevahir beye de yakalanmamak için cebinde sürekli karanfil ve kokulu sakızlar taşıyordu. Bir karanfili ağzına atıp çiğnedikten sonra camdan tükürdü ve bir sakız attı ağzına. Daha önce de defalarca içkili araba kullandığı için kendinden emindi. Torpido gözünden çıkardığı parfümü de bir kez sıkıp kucağına koymuştu. Turgut anlamasın diye o binmeden bir kez daha sıkacaktı. Turgut’ta arkadaşları ile içeceğinden alkol kokusunu alabileceğini sanmıyordu ama yine de tedbirli olması gerektiğini düşünecek kadar aklı çalışıyordu hâlâ.

Turgut, Fatih beye gel demesine karşılık, arkadaşları biraz daha kalması için ısrar edince, ondan biraz beklemesini rica etti. On dakika bekleyen Fatih bey sonunda dayanamayıp arabaya sakladığı küçük şişesini çıkardı ve Turgut’un gelmesine kadar geçen yaklaşık kırk beş dakika da şişenin dibini gördü ve şişeyi beklediği yerin önündeki bahçeye doğru fırlatıp attı bitince. Evde farklı bir şişeyi neredeyse bitirip, üzerine arabadakini içince kafası iyice güzel olmuştu. Turgut’un arkadaşları ile kapıya çıktığını görünce hemen başka bir sakız attı ağzına ve parfümü şuursuzca sıktı her tarafına ve onu da arabanın zeminine fırlattı. Turgut ve arkadaşları da hem içmiş hem de çok eğlenmişlerdi. Sohbet bir türlü bitmediğinden iki adım atıp gülüşerek yeniden sohbete dalıyorlardı. Ayakta duramadığı belli olmasın diye arabaya binip beklemeye başlayan Fatih bey de sanki konunun içindeymiş gibi yüzünde aptal bir gülümseme ile onlara bakıyordu. Bir on beş dakika da böyle devam ettikten sonra Turgut düz yürümeye çalışarak arabaya geldi ve Fatih beyi selamlayıp arka koltuğa geçti. Onun da kafası güzel olduğundan Fatih beyin koktuğunu veya ondan daha çok sarhoş olduğunu anlamadı bile. Fatih bey el alışkanlığı ile arabayı kolayca çalıştırıp kaldırdı ve eve doğru yola çıktılar. Turgut daha ilk beş dakikada başını arkaya yaslayıp uyumuştu bile.

(devam edecek)

Yorum bırakın