Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 12

Turgut dedesi için beş altı gün ailesi ile geçirdikten sonra bir kaç arkadaşını da görüp öyle gitmek istiyordu. Cevahir bey babasının yasını tutuyordu elbette ama bunun için de etraflarındakinin hayatlarını yasa çevirmek gibi bir tavra girmemişti. Biliyordu ki, eşi de oğulları da onun yasını paylaşıyor ve saygı duyuyorlardı. Piraye ve Turgut sınırlı zamanda geldiklerinden arkadaşları ile planlar yapmışlardı. Piraye aslında sırf Sümbül ve Turgay’ı bir araya getirmek için yapmıştı bu planı. Arkadaşlarını görmek istemediğinden değildi ama çok uzun süredir yurt dışında yaşadığı için buradaki bağları devam etse de eskisi kadar güçlü gelmiyordu ona. Turgut’un bütün çocukluğu burada geçmişti ve geri gelip hayatını da burada devam ettirmeyi planlıyordu. Ne kadar mutlulukla gitmiş olsa da, ailesini ev arkadaşlarını gerçekten özlüyordu. Dedesinin ölümünü ve onun gelişini duyanlar zaten hemen ulaşmış, taziyeye gelmiş olsalar da dışarıda görüşmek için de ondan söz almışlardı. Cevahir bey iki oğluna da her zaman içkili iken asla araba kullanmamalarını öğütlerlerdi, ya şoförleri ile ya da taksiyle gidebilecekken, kendilerinin ve başkalarının canlarını tehlikeye atmaya hiç gerek yoktu. Fatih bir şekilde alkol kokusunun önüne geçerek, Cevahir alkollü araba kullandığını anlamasa, saniye geçmeden işinden olurdu.

Turgay’ın tek düşüncesi Sümbül’ü yeniden görebilmek ve ikisinin yeniden rahatça birlikte olmalarını sağlayacak bir plan yapmaktı. Sümbül zor durumuna rağmen mantıklı düşünüyordu. Babaları ne kadar hoş görülü olursa olsun henüz lise sonda okuyan oğlunun evlenmesine asla ikna olmazdı. Ancak aralarında bir yüzük takıp, okulları bittikten sonra evleneceklerine ikna ederse bu her şeyi çözerdi. Fatih bey, Cevahir beyin onayladığı bu evliliğe karşı çıkmazdı. Onlar ülkenin bilinen zengin ailelerinden biriydiler, koskoca Has Holding’in mirasçılarından biriydi Turgay. Ayrıca ikisi de çocukluklarından beri birlikte ve ailelerin gözü önündeydiler. Turgay’ın kötü bir niyeti olmadığı da aşikârdı. Yüzük takılırsa, kimse Sümbül’ün üniversite hayallerine de set çekemez, birlikte hayal ettikleri şekilde okuyabilirlerdi. Önemli olan babasını ikna etmesiydi ve bunu yapabileceğinden de pek şüphesi yoktu. Sonunda biraz kafasını toparlayıp, en azından elle tutulur bir planı olduğu için biraz rahatlamıştı, ertesi gün de Sümbül’ü göreceği için içi içine sığmıyordu.

Sümbül de babasının Pirayelere gitmesine asla izin vermeyeceğini sanıyordu ama Fatih bey arada patronları olduğu için ses çıkaramamış, öfkesini evdekilerden aldıktan sonra patronlarına güler yüzle onaylamıştı. Hasibe hanımın olanlara şahitlik etmesinden sonra kocasına anlatmaması onu kurtarmış olsa da, bir kez daha kızdırırsa anlatacağından hiç şüphesi olmadığından o da Gümüş hanım gibi göz yummak zorunda kalmıştı. Piraye anne ve babasına da aynı yalanı attığı için mecburen bir iki arkadaşını da o akşam eve çağırmıştı. Anne ve babasının da gelmişken görmek istedikleri ahbapları olduğundan onlar da dışarı çıkacaklardı. Piraye kızları salona alıp, Sümbül ve Turgay’ı onlara hiç göstermeden kendi odasına saklamayı planlamıştı. Kızlar gece kalmayacakları için anne ve babası fark etmeden misafir odasında uyuyacak, aşıkları hiç rahatsız etmeyecekti.

Fatih bey kızı ile evden çıkıp arabaya binince, bütün öfkesini bir kez daha sözlü olarak kustu. Bu gece görüp, görebileceği son sosyal eğlencesiydi. Bundan sonra anne ve babası ne derse onu yapacak, yakında da buradan defolup gidecekti. Kendi hallerine bakmadan patronun oğluyla oynaşmasının bedelini annesi ve onun ödemeye hiç niyeti yoktu. Piraye’lerin evine varana kadar o kadar ağır şeyler söyledi ki, Sümbül dayak yemişten beter bir halde indi arabadan. Ertesi gün Piraye ile döneceklerinden onu almaya gelmeyecekti. Turgay onun da evden çıktığını görüp şüphelenmesinler diye, bahçedeki evler sessizliğe bürünene kadar bekledi taksi çağırmak için. Fatih bey geri gelip, evine geçmiş, diğer kadınlar da işlerini bitirip gitmişlerdi. Şimdi evin içinde sadece anne ve babası vardı. Turgay’ı bir arkadaşı alıp götürmüştü. Anne ve babasının da durumdan haberdar olmasını istemediği için o da bir arkadaşından kalacağını söylemişti. Sabaha kadar konsol oyunu oynayacaklar o da biraz kafasını dağıtacaktı.

Piraye kız arkadaşlarını salonda bırakıp, Piraye’ye kapıyı açmaya gitti. Cevahir bey bir çalışanı yollamayı teklif etse de anne ve babası kısa kalıp gidecekleri için kabul etmemişti. Otelde kalmayı da sevmediklerinden evlerine gelmiş, zaten çoğu vakti babalarının evinde geçirdiklerinden yatmadan yatmaya eve gelmişlerdi. Sümbül’ün gözlerinden yaşlar iniyordu içeri girdiğinde, nedeninin babası olduğunu anlamak için müneccim olmaya gerek yoktu. Ona sarılıp, odasına çıkardıktan sonra kısa bir süre yanında kaldı ama arkadaşları beklediğinden yeniden aşağı indi.

Turgay ile birlikteliklerinin sürme ihtimali Sümbül’e göre kesinlikle yoktu ve bu gece belki de son kez birbirlerine yakın olabileceklerdi. Eğer onu uzaklara yollarlar ve Turgay ile bir daha görüşme fırsatı kalmayacağı kesinleşirse nasıl yaşayıp, nefes alacağını bile bilmiyordu. Babasının ve annesinin söylediği ağır sözler ve dayaktan çok bu canını yakıyordu aslında.

Yaklaşık bir buçuk saat sonra kapı yavaşça araladın ve Turgay içeri girdi. Piraye’nin yatağına uzanmış göz yaşlarını tutmaya çalışan Sümbül onun odaya dolan parfüm kokusunu duyar duymaz doğruldu ve iki sevgili hasretle sarıldılar birbirlerine. Sümbül’ün hâlâ acıyan kemikleri zorlayınca minik bir “Ah!” sesi çıktı ağzından ve Turgay onun acıyla kıvrıldığı yere koydu elini.

“Sana ne yaptılar?” dedi iç çekerek, “Neden seni bırakıp gittim ki sanki?”

“Nereden bileceksin? Gitmen gerekiyordu.” dedi Sümbül elini onun elinin üzerine koyarak ve iki sevgili birbirlerinin nefesini hissederek bakıştılar yaşlı gözlerle. Sonra sarılıp uzandılar yatağa. Turgay’ın babası ile konuşma ve yüzük takma fikri heyecan verici gelse de, Sümbül ailesinin buna fırsat vereceğini hiç düşünmüyordu. Hem kendi ailesinin, hem de onun ailesinin. Sonuçta o yüzük takılsa bile en az dört yıl ki planladıkları yüksek lisans buna dahil değildi beklemeleri gerekiyordu. Peki ya o sırada Sümbül’ün ailesi işten ayrılırsa veya ikisinin aşkları biterse ne olacaktı?”

“Biz nişanlı olacağız ailen ile akraba olacak bizimkiler neden kopsun ki bağları?” dedi Turgay, “Ayrıca evlenir, yüksek lisansımızı birlikte yurt dışında yaparız! İyi şeyler düşünelim tamam mı? Ben inanıyorum başaracağımıza!”

“Ben de inanmak istiyorum!” dedi Sümbül derin bir iç geçirerek.

Turgay onu güvende hissettirmek için biraz daha sıkı sarılınca yine canı yandı Sümbül’ün ve Turgay onun bir doktora görünmesi gerektiğini düşünmeye başladı iyice.

“Hayır iyiyim yok bir şey, sadece biraz morluk kaldı geçiyor!”

“Göster!” dedi bu kez Turgay inatlaşarak, bu kadar canı yanması için kaslarının baya ezilmiş olması gerekirdi. Hangi baba bu kadar acımasız olabilirdi evladına?

Sümbül direnince, Turgay onu yakalayıp, açtı sırtını ve yan tarafındaki o geniş morluğu görünce dehşetle irkildi. Sümbül’ün göz yaşları yine inmeye başladı sessizce. Turgay’ın eli refleks olarak moraran yerin üzerinde dolaşmaya başladı hafif hafif, birbirlerine çok yakın duruyorlardı ve şimdi sıcaklıkları ikisinin de başını döndürüyordu. Şefkat ile başlayan dokunuşların daha ileri gitmesine engel olamadılar.

Sümbül o gecenin ikisi için de bir son olduğunu düşündüğü için kaybedecek bir şeyi olmadığına inanıyordu artık. Turgay ise zaten evleneceklerine inanıyordu ve ikisi de olanlardan pişmanlık duymuyorlardı o an için. Birbirlerine sarılıp, sabaha kadar uzandılar yatakta ve sonunda sızdılar.

(devam edecek)

Yorum bırakın