“Turgay!” dedi ağlasa mı, gülse mi bilemeden. Sonra yüzünün halini hatırlayıp eliyle morluklarını saklamaya çalıştı, “Buradan gitmelisin!”
Turgay perde aralanınca onun yüzünü heyecanla görmeyi beklerken, patlamış dudağı ve morarmış yanağını fark edince neye uğradığını şaşırdı. Sümbül uzun süredir açılmadığı için sıkışmış camı açmaya çalışırken ise neredeyse acıdan gözleri dolmuştu. Sümbül onun yüzündeki ifadeyi fark edince ellerini yüzüne kapatıp, gitmesini söylemişti.
“Aşkım ne yaptılar sana böyle?” dedi Turgay ağlamaklı bir sesle. Öfke, acı hepsi birbirine karışmıştı içinde.
“Bizi görmüşler!” dedi Sümbül, daha fazla tutamadığı için ağlamaya başlamıştı. Turgay’a sarılmaya o kadar ihtiyacı vardı ki o anda ama yapamayacağını bildiği için iyice içi yanıyordu, “Artık birlikte olamayız!”
“Asla!” dedi Turgay, “Buna asla izin veremem! Mutlaka bir yolunu bulacağım! Babamla konuşacağım!”
“Olmaz!” dedi Sümbül korkuyla, “Yapma, babam beni bu defa öldürür!”
“Seninle evleneceğimi söyleyecek babam, babana niye öldürsün, sevinmesi gerekmez mi?” Sonra toparlanıp, başta sorması gereken soruya takıldı aklı, “Kim görmüş bizi? Okuldan biri demişler Fatih amcaya!”
“Hayır!” dedi Sümbül yine hıçkırarak, “Annemler öyle söylüyordur, seninle beni görmüşler, ağaçların arasında!”
“Bahçeden biri mi?”
“Evet! Ama kim olduğunu bilmiyorum!”
“Benim yüzümden, başından gizleyerek senin bu hale gelmene ben neden oldum. Annemlerle konuşmalıyım, bu böyle devam edemez! Sana bu yapılanı içime sindiremiyorum. Ayrıca bizi kimin görüp senin bu hale gelmene izin verdiğini de mutlaka öğreneceğim merak etme!”
“Turgay! Biz artık olamayız! Ailem bana çok öfkeli! Seninle ben aynı sınıfa ait değiliz biliyorsun!”
“Bunu mu söylediler sana, yani beni sana layık mı görmüyorlar?” dedi Turgay şaşkın şaşkın
“Hayır, hayır! Ya senin ailen de sinirlenirse ne olacak, babam ve annemi kovarlarsa bana ne olacak düşünsene!”
“Hayır bunun olmasına izin veremem! Babam öyle biri değildir sen de biliyorsun! İki gün önce dedem öldüğü için biraz beklemek zorundayım ama!” dedi sonra sıkıntıyla.
Bu sefer Sümbül şaşırdı ve üzüldü, iki sevgili riske girmemek için aralık camdan birbirlerinin elini tuttuktan sonra Turgay’ın “Seni kurtaracağım!” diyerek sözler vermesiyle ayrıldılar. Her şeyin daha kötü olmayacağını bilse Fatih beyin karşısına dikilip, bir daha ona dokunursa ellerini kıracağını söylemek istiyordu Turgay ama bu her şeyi daha da beter bir hale getirdi. Duyduklarından sonra Sümbül’ün halini görünce iyice öfkelenmişti. Eve geri yürürken, “Dönüp, onu evden çıkarsam ve gizlice evlensek ne olur sanki?” diye geçirdi içinden ama Turgay akılcı bir çocuktu. Sakince düşünüp halledecekti her şeyi ve ikisinin de geleceğini riske atmayacaktı. Babası yurt dışında yaşayan kuzenlerinin geldiğini söyleyince giyinip yeniden dedesinin evine gitmek zorunda kaldı.
Amcası ve ailesi uzun yıllardır yurt dışında yaşıyorlardı. Amcası ve eşi hemen gelmiş olsalar da kuzenleri farklı yerlerde olduklarından hemen bilet bulup gelememişlerdi. Piraye çocukluğundan beri Turgay’ı çok severdi ve ortaokula kadar aynı sınıfta okumuşlardı. Okul çıkışı sık sık onlara geldiği için, Sümbül’ü ve bahçedeki diğer çocukları da tanıyordu. Ancak iki yıldır ülkeye gelmedikleri için Turgay ve Sümbül’ün sevgili olduklarından haberi yoktu. Aslında çocukluklarından beri kuzeninin ona aşık olduğunu zaten biliyor ve açılması için onu hep yüreklendiriyor olsa da, Turgay hep beklemeyi tercih etmişti. Turgay’ın yüzünden düşen bin parçaydı ama herkes dedesine üzüldüğünü sanıyorken, Piraye onu iyi tanıdığından başka şeyler olduğunu hemen anlamıştı.
“Kuzen ne oluyor?” dedi onu bir kenara çekerek, Turgay’ın da konuşmaya çok ihtiyacı olduğu için güvendiği kuzenine olanı biteni bir güzel anlattı.
Piraye neredeyse ağzı açık dinliyordu olanları.
“Birlikte olmanıza sevineceğim yerde, öfke ve acı duyuyorum şu anda !” dedi şaşkın şaşkın
“Bir şeyler yapmam gerek Piraye!” diye inledi Turgay, “Babamla konuşmak istiyorum!”
“Şimdi mi?” dedi Piraye amcası ve babasının üzgün yüzlerine bakarak.
“Hayır, biliyorum şimdi sırası değil ama anne ve babasının Sümbül’e çektirdiklerini bilsen sen de benim gibi paniğe kapılırdın. Bu gün neredeyse onu kaçırmayı planlıyordum!”
“Saçmalama!” dedi Piraye, “Dur bakalım bir şeyler bulalım beraber!” diyerek kuzenine sarıldı sonra.
Turgay derdini anlatacak birini bulduğu için sevinmişti. Başından beri onun Sümbül’e aşkını bilen tek kişi yanında olduğu için bir plan yapabileceklerine emindi, çünkü aklı gerçekten karmakarışık olmuştu. İki kuzen bir süre yan yana sessizce oturdular.
“Baksana ben bir Sümbül ile konuşayım yarın gelip!” dedi Piraye.
Turgay onun yüzüne baktı anlamadığı için, ikisinin tanıştığını biliyordu tabi ama ne konuşacaktı onunla.
“Onu da görmek istediğimi söyler size gelirim, yani diğer herkesle. Sence Gümüş teyze bana Sümbül seninle görüşemez der mi?”
“Bilmiyorum!”
“Eğer demezse, onu dışarı da çıkarabilirim demek olur bu! Yani en azından ben buradayken görüşebilirsiniz belki. Bir çare bulmaya çalışırız o arada!”
Turgay’ın yüzü aydınlandı birden, “Çok iyi olur!” dedi sevinçle. En azından onu yeniden kollarına alır, acıyan o güzel yanağı ve dudağını şefkatle öper, şifa olmaya çalışırdı. Onu gerçekten o kadar özlemişti ki görebileceği her kısa dakikaya razıydı.
Piraye ertesi gün söz verdiği gibi erkenden onların evine geldi. Hasibe hanım öğlen taziye evine gideceği için Piraye ile birlikte kahvaltı ettiler. Evdeki kadınlar da onu çocukluğundan beri tanıdıklarından gelip “Hoş geldin!” dediler ve Piraye bu fırsatı hemen değerlendirdi.
“Gümüş teyze ya Sümbül’ü ne kadar özledim bilemezsin. Oralarda bana öğrettiği şeylerin çok faydasını gördüm!”
Gümüş hanım, kızı Piraye’ye ne öğretmiş olabilir anlamadığı için şaşkın şaşkın yüzüne baktı.
“Vallahi o zamanlar Sümbül’ün matematiği hepimizinkinden iyiydi değil mi Turgay?”
“Evet gerçekten Sümbül çok akıllı bir kız!” dedi Turgay hemen oyuna katılıp.
“Benim yapamadığım soruları babam kızmasın diye onlara soramaz Sümbül’e getirirdim. Pratik zekasını da kullanıp şıp diye çözerdi!”
“Allah Allah hiç bahsetmedi bana!” dedi Gümüş hanım. Hasibe hanım da şaşırmıştı duyduklarına.
“Bahsetmez, çok güzel bir evlat yetiştirmişsiniz, mütevazı, akıllı, terbiyeli. Doğrusu ona teşekkür etmek istiyorum yeniden, bir de ufak hediye getirdim. Evde mi?”
“Evde!” deyiverdi Gümüş hanım boş boş.
“Ay hadi Turgay ya beni götürsene Sümbül’e çok özledim onu!” der demez Turgay ayağa kalktı hemen ama Gümüş hanım panikle “Olmaz!” deyince ikisi de dönüp ona baktılar. Kızının görüştüğü çocuğun Turgay olduğunu diyemediği için o da ne diyeceğini bilemiyordu ama Turgay’ın Sümbül’ün yanına gitmesine izin verdiğini kocası duyarsa onu Sümbül’den beter ederdi.
Hasibe hanım da anlamadığı için dönüp merakla onun yüzüne baktı ama sonra yediği dayaktan sonra kızının görünmesini istemiyor olabileceğini düşünüp, “Sümbül hastaydı biraz!” dedi Piraye’ye Gümüş hanıma fırsat vermek için.
“Ya! Bulaşıcı mı?” dedi Piraye hemen vazgeçmeye hiç niyeti yoktu. Bu arada çoktan ayağa kalkmış olan Turgay, Gümüş hanımın onun yüzünden tedirgin olduğunu anlayınca sakince yerine oturdu, “Ben gelip de rahatsız etmeyeyim o zaman, sen kapıdan gör gel!” diye destekledi kuzenini.
Turgay’ın gitmeyeceğini duyan Gümüş hanım derin bir “Oh!” çekti saklamaya gerek duymadan ve “Kapıdan görünür herhalde!” dedi yine de çok istekli olmadığını belli ederek. Piraye olanlardan haberi olduğunu kimse bilmediği için bozuntuya vermeden neşeyle ayağa kalktı ve çocukluğundan beri kullanmayı bildiğin kapıdan çıkıp Sümbül’lerin evine doğru yürüdü.
Gümüş hanım, Turgay o gittikten sonra arkasından çıkar mı diye endişelendiği için bir müddet ayrılamadı yanlarından ama sonra onun annesi ile sohbete daldığını görünce rahatlayıp işine döndü.
(devam edecek)