Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 9

Turgay bütün gece düşünmesine rağmen bir çözüm yolu bulamamıştı. Aklına gelen tek şey, Fatih bey ve Gümüş hanım işlerinin başındayken gizlice eve girmeye çalışmak olabilirdi ki eğer yakalanırsa bu gerçekten başlarına gelebilecek en kötü şeylerden birine dönüşebilirdi.

Gümüş hanım patronların kulağına gitmesin diye Sümbül hakkındaki düşüncelerini evdeki diğer kadınlara da anlatmıyordu. Hepsi sessizce bekleseler bile Sümbül’ün başına gelenlerden sonra olacakların takibindelerdi. Çocuklar çenelerini tutamaz diye onlara hiç bahsetmeseler bile iki kadın kendi aralarında kaynatıyorlardı. Yasemin öfkesinden dolayı annesine çoğu zaman Sümbül hakkında yalan yanlış şeyler anlattığından en çok onun annesi konuşuyor kızından duyduklarını bire bin katarak arkadaşına aktarıyordu. Onca zaman aynı bahçede güzellik ve kardeşlikle ilerlediği sanılan tüm ilişkiler birden bire bozuluvermişti. Gümüş hanım diğer iki kadının kızı hakkında konuştuklarından da şüpheleniyordu. Bir kaç kez o yanlarına gelince konuşmayı kesip sahte gülümsemelerle ona bakmışlardı. Hem evdeki huzurlarını bozduğu hem de Fatih beyin zaten bozuk dengesini iyice bozup, içki içmesine neden olduğu için kızına çok kızgındı. O boşuna mı katlanıyordu bunca şeye, bilmiyor muydu Fatih beyden başkasını ayartmayı. Bu zengin evine gelen giden hiç mi adam yoktu. Kendini düşünmediği gibi anne babasını da çok zor bir duruma sürüklemişti. Üstelik geldiği günden beri evden ve evin çocuklarından uzak durmasını tembihliyordu. İçindeki öfkeyi anlatıp rahatlayacağı kime olmadığı için hırsını elinde yaptığı işlerden çıkarıyordu.

O sabah bahçede sigara içerken yanına gelip Sümbül’ü çok sevdiğini ve ablası olarak endişe duyduğunu söyleyerek olanları Fatih beye anlatan Yasemin’de ailenin gözünde ketumluğunu korumuş ve dostluğunu göstermişti. Eğer kötü bir kız olsa zaten gelip aileyi uyarmak yerine patronlara ya da kendi anne babasına söylerdi ama yapmamış, gelip nazikçe Fatih beyi uyarmıştı. Tabi öncesinde defalarca Sümbül’ü kenara çekip konuştuğunu söylemiş onun “Sen kıskanıyorsun Turgay’la beni!” diye onu ittirdiğini de anlatmıştı. Çocukluklarından beri Sümbül, Yasemin’in onu kıskandığını düşünüyor olsa da, o her zaman diğer tüm çocuklar gibi Sümbül’ü de korumuş ve kollamıştı. Turgay da, Sümbül de onun kardeşiydi ve ikisinin de kötülüğünü asla istemezdi. Cevahir bey ve Hasibe hanım Sümbül’ün oğulları ile yaptıklarına şahit gelirse ekmek paralarından olacağını bildiği ve bunun arkadaşına da ailesine de zarar vereceğini düşündüğü için anlatıyordu.

Gümüş hanım diğer kadınların onun ve kızının hakkında konuştuklarından şüphelendikçe, ikisinin de el kadar kız kadar ketum ve dürüst olamadıklarını düşünüp iyice kızıyordu. İyi ki o dayak sırasında Sümbül’de Hasibe hanım gelince çıkıp ağzından bir şey kaçırmamıştı.

Evin dışında herkes olayın farklı bir boyutunu yaşarken, olayın tam merkezinde duran Sümbül’ün gözyaşları hiç dinmiyordu. Tabi ki Turgay’ın döneceği tarihi biliyor ve bir daha onu göremeyeceğini düşündükçe delirecek gibi oluyordu. Anne ve babasının söylediklerinde haklılık payı bulmuyor değildi ama gördüğü aşağılanma ve şiddetti hak edecek bir noktada olmadıklarından emindi. Onlar birbirlerini gerçekten seviyorlardı. O kimseyi ayartmamıştı, aralarında gerçek ve masum bir aşk olduğunu anlamak bu kadar mı zordu.

Turgay’ı bir daha göremeyeceği gibi, üniversite okuma hayalleri de suya düşmüştü. Hayatı bundan sonra ne olacak, neye dönüşecek tahmin etmek zordu.

Annesi aklına estikçe odaya dalıp, “Bir özür bile dilemedin!” diyerek yeniden saydırmaya başlıyordu. Anne ve babasının bu dinmeyen öfkelerini hak edecek kadar ne yaptığını bile anlayamıyordu. Tek suçu evin oğlunu sevmekti, hepsi bu. O günden sonra Fatih bey, Gümüş hanıma da kötü davranmaya başlamıştı. Bir bahçenin içinde kızına sahip çıkamamıştı. Üstelik aynı bahçenin içinde çalışıyor ve kızının ağaçların altında patronun oğlu ile fingirdediğini bile göremiyordu. Bu dışarıda duyulursa ne olacağını bilebiliyor muydu acaba? Hasibe hanımın gazına gelip bu kızı okutmaya kalkan da da Gümüş hanımdı, yetmiyormuş gibi bir de hafta sonları gidip büyük evde kitap okumuşlardı. Ortadaydı işte ne yaptıkları. Kim bilir o kütüphanede ne fingirdemeler oluyordu. Bahçedeki diğer üç kız edebiyle otururken bu kızın oynaklığı nereden çıkmıştı. Sana çekmiş, bana çekmiş, kumarın, içkin, ailen derken konu iyice sarpa sarıyordu. Sonunda ikisinden biri dönüp yine öfkesini Sümbül’den alıyordu. Onlar evden çıkınca biraz rahat nefes alan Sümbül, annesi giderken ona onlarca iş buyurduğu için onları hallediyor, sonra yeniden odasına gidip, cenin pozisyonuna geçip ağlıyordu. Ağlamaktan yanakları pişik olmuş, göz altları çukura dönmüştü. Babasının dayağından patlayan dudağı ve yanağı hâlâ mosmordu. Saç dipleri o kadar acıyordu ki saçını toplayıp her açtığında, kafa derisi sızlıyordu. Turgay onu kaçırma noktasına gelmişken, kaçmak onun aklının ucundan bile geçmiyordu.

Turgayın gelişinin üzerinden bir hafta geçmesine rağmen henüz Sümbül’e ulaşmayı başaramamıştı. Cevahir beyin uzun zamandır hasta babasının durumunun kötüleştiği haberi geldiğinden beri her akşam karı koca onların evine gidiyordu. Sonunda adamcağızın ölüm haberi gelince, Hasibe hanım evdeki yardımcı kadınları taziyeye gelenleri ağırlasınlar ve o sırada ihtiyaç olacak diğer işleri de halletsinler diye kayınvalidesinin evine götürmeye başladı. Fatih bey dört gün boyunca kadınları oraya getirdi ve gece yarısına doğru geri getirdi. Baba tuvalete kalkıp düşüp başını çarptığından Cevahir beyin annesi sinir krizi geçirip, ambulans geldikten sonra evinde çalışan herkesi kovmuştu. O sırada yanında olması gereken hasta bakıcı da bir telefon geldiği için adamın kalktığını fark etmemiş. Koridorda temizlik yapan görevliler de kendi başına gittiğini görünce iyi olduğunu sanmış, bakıcıya haber vermemişlerdi. Hastalığı ilerlemiş olmasına rağmen ölümcül bir noktada olmayan adamcağız birden bire düşüp ölünce, karısı da acısını çalışanlardan çıkarmıştı. Cevahir bey kendi acısı da olmasına rağmen bir yandan annesi için durumu düzeltmeye çalışırken evdeki çalışanları oraya götürmek durumu biraz olsun kurtarmıştı. Dedesinin öldüğünü duyan Turgut da uçak bileti almış, cenazeye yetişemese de bir kaç gün sonra kısa süreliğine eve dönmüştü.

Turgay’da dedesini çok severdi ve onun bu beklenmedik ölümüne çok üzülmüştü. İki günü babaannesinin evinde ailesi ile geçirdikten sonra herkesin orada olduğunu fark edip, Sümbül’e ancak o zaman ulaşabileceğini akıl edebildi. Üçüncü gün sınavı olduğunu bahane ederek okuldan sonra oraya gitmedi. Turgut’ta yeni gelip, ailesi ile orada olduğundan koca evde ondan başka kimse yoktu. Fatih bey ve Gümüş hanım da taziye evinde olduklarından Turgay bahçeden dikkatle geçerek Sümbül’e ulaşabilirdi. Okuldan gelir gelmez üzerini bile değişmeden arka bahçeye gitti. Kimsenin onun görmeyeceğine kanaat getirince de Sümbül’lerin evinin arkasına geçip camlardan içeriyi görmeye çalıştı. Onca yıldır o evler orada olmasına rağmen bir kez bile içlerine girmediği için, hangi pencerenin hangi odaya ait olduğuna dair bir fikri yoktu ama Sümbül’ün evde tek başına olduğundan emin olduğu için hepsine tek tek vurmaya başladı.

O sırada ütü yapan Sümbül, sesin nereden geldiğini anlayamadığı için etrafına bakınıp tepki vermedi. Kafası o kadar meşguldu ki dışarıdan gelen sesleri bile ayırt edecek hali yoktu. Vuruşlar sertleşince arka odaların camlarına vurulduğunu anladı ve korkuyla kapıyı açıp anne ve babasının odasına girdi. Turgay tam o sırada ona duyurabilmek için daha sert vurunca iyice korkup geri sıçrasa da yavaş yavaş gidip perdeyi araladı ve Turgay’ı görünce eli ayağına dolaştı. Evde kimse onunla doğru dürüst konuşmadığı için olanlardan bile haberi yoktu.

(devam edecek)

Yorum bırakın