Turgay turnuvadan döndüğünde odasına çıkar çıkmaz gözlerini arka bahçede dolandırmaya başladı, henüz hava kararmadığından belki Sümbül ve diğerleri oralarda olabilirdi. Kimseyi göremeyince bir ara kaçıp kendi bakmaya karar verdi. Annesi mutfakta akşam yemeği için yapılacakları kontrol ediyordu. Cevahir bey henüz gelmemişti. Turgay sessizce kapıdan çıkıp arkaya dolandı. Arkadan çıkması için mutfağa çok yakın bir yerden geçmesi gerektiğinden, ön kapıdan çıkmayı tercih etmişti. Sümbül’ü bulamasa bile, bu gün döneceğini bildiği için gizli yerlerine mutlaka bir mesaj bırakmıştır diye düşünüyordu. Arkadaki evlerin olduğu yere uzaktan göz attıktan sonra kimsenin dışarıda olmadığını anlayınca, ağaçlığa girdi. Birbirlerine mesaj bıraktıkları kavanoz için bir çukur kazıp, kapağına da bir taş yerleştirmişlerdi. Sümbül’ün ona yazdıklarını bulmak için heyecanla kavanozun kapağına yapışık olan taşı kaldırdı. Toprakta durmaktan kirlenen kavanozun içi boştu. Kirden mi göremiyorum diye bir kaç kez salladı, yine bir şey göremeyince kapağını açıp içine baktı ama bu hareketi de boş kavanozu umduğu şekilde doldurmaya yetmedi. Acaba geleceği günü mü karıştırmıştı Sümbül. Belki Sümbül onu görüp çıkar umuduyla biraz evlerin oralarda dolandı, hatta pencerelere doğru baktı ama hiç bir hareket olmadı. Hayal kırıklığına uğramış bir şekilde eve dönerken, bahçenin arka kapısından kan ter içinde oyundan gelen Mete’yi fark etti ve hemen geri döndü.
“Ne haber?” dedi elleri cebinde sanki öylesine dolanıyormuş gibi.
“İyi ağabey” dedi Mete, “Geldin mi? Nasıldı turnuva?”
“Kazandık!” dedi Turgay.
“Tebrikler! Kızlara mı bakıyordun?”
“Aslında hepinizi özledim varsa birileri bakayım dedim ama herkesin işi var anlaşılan!”
“Sümbül’ün olayından beri çıkmıyor kimse!”
“Ne olayı?” dedi Turgay şaşkın şaşkın.
Olaylar olduğu sırada Turgay’ın orada olup olmadığını bile hatırlamayan Mete, onun bilmediğini anlayınca özetle babasının okulda bir çocukla görüşmüş diye kızı nasıl sokak ortasında dövüp eve kapattığını söyledi. O günden sonra hiç biri Sümbül’ü görmemişti ama dayağı en yakından gören ikizlerin dediğine göre sakat bile kalmış olabilirdi. Korkularından ne Gümüş hanıma, ne de Fatih beye bir şey soramıyorlardı. Anneleri de “Sizi ilgilendirmez!” deyip susturuyordu hepsini. Onlara göre hakketmese bunlar başına gelmezdi.
Turgay ne diyeceğini bilemeden dinliyordu Mete’yi. Ne Fatih beyi kızını döverken düşünebiliyordu, ne de sevdiği kızı sokaklarda sürünerek babasından dayak yerken. Mete en son Turgay’ın annesinin nasıl gelip olaya müdahale ettiğini de anlatınca, Turgay hiç bir şey söylemeden dönüp eve koşmaya başladı. Mete şahit bile olmadığı olayı duyduğu yarım yamalak haliyle anlatırken, Turgay’ın birden dönüp gitmesine de anlam veremese de, “Boş ver!” diye elini sallayıp eve doğru yürüdü.
Turgay nefes nefese mutfağa daldığından, Hasibe hanım ve diğer kadınlar şaşkın şaşkın ona bakıyorlardı. Bir an için Gümüş hanımla göz göze gelince onun bakışlarından o çocuğun okuldan olmadığını bildiğini hemen anladı. Gümüş hanım onu çocukluğundan beri tanıyıp sevse de, bakışları evdeki kızları sıkıştıran zengin züppe olduğunu söylüyordu artık Turgay’a ve bu bakışlarda sevgi ve hoş görüden eser yoktu. Bunca olaya rağmen annesi ona bir şey söylemediğine göre de kimse olayın asıl kahramanının Turgay olduğunu bilmiyordu. Bu Sümbül’ün başına gelenleri daha mı iyi yapıyordu yoksa daha mı kötü emin olamadı. Koşa koşa gelip yüzünde tuhaf bir ifade ile kapıda öylece bakakalan Turgay’ın durumu Hasibe hanımı meraklandırınca, kadınlara devam etmelerini söyleyip, oğlunu mutfaktan çıkardı.
“Hayırdır oğlum?” dedi endişeyle yüzüne bakıp.
“Mete’yi gördüm!” dedi Turgay üzgün bir sesle, “Sümbül’e olanlardan bahsetti!”
Hasibe hanım eliyle oğluna “Sus!” işareti yaptıktan sonra onu alıp yukarı odasına çıkardı ve yatağın üzerine oturtup, olanları alçak sesle anlattı. Tabi kendi gördüğü kadarını.
“Sümbül’ün okulda bir erkek arkadaşı falan yok!” dedi çaresizce, “Bunu da kim uydurmuş?”
“Birisi Fatih beye söylemiş işte bilmiyorum! Az kalsın öldürüyordu kızı! Bu devirde bu zihniyeti anlamak mümkün değil! Babana bahsetmedim Gümüş hanımın hatırına, ev parası biriktiriyorlar biliyorsun. Sen de bir şey söyleme! Baban durdurmaz onu burada!”
Sümbül’ün gidebileceği fikriyle iyice panik olan Turgay, “Yok söylemem!” dedi. O sırada annesine o erkek arkadaşın kendisi olduğunu ve onunla evlenmek istediğini söylese mi yoksa bu her şeyi daha mı kötü yapar bilemediği için sessiz kaldı. Gümüş hanımın ona nasıl baktığını hatırlayınca, o kişinin Turgay olmasının da bir şeyi değiştirmeyeceği ortadaydı. Anlamadığı kim gidip Fatih beye böyle bir yalan uydurmuştu. Bu yalanı biri uydurduysa, Gümüş hanım niye ona öyle bakıyordu. Kafası karışınca olayın aslını anlayana kadar sessiz kalmanın en iyisi olacağına karar verdi.
“Sümbül hiç dışarı çıkmıyor mu?”
“Maalesef! O günden sonra babası dışarı çıkmasını yasaklamış!” dedi annesi ellerini iki yana açarak.
“Peki ya okul?”
“Okula da gidemiyor! Bu şu an aile arasında hassas bir konu, sen sakın konuya dahil olayım deme, olay büyümesin!”
“Ama ona yardım etmemiz gerek!”
“O zaman babanın kulağına gider ve yardım edelim derken daha beter olabilir. Biraz sıcağı geçsin bekle bakalım!”
Turgay’ın beklemeye hiç niyeti yoktu bir an önce Sümbül’ü görmesi gerekiyordu. Üzgün gözlerle annesine baktı ama bir şey söylemedi. Hasibe hanım mutfaktakini işini bitirmediği için oğlunun saçlarını sevgiyle dağıttıktan sonra, kalkıp yeniden aşağı indi. Onun da bu olaya çok üzüldüğünü anlamıştı Turgay ama evlerinde çalışanların hayatlarını yönetemeyecekleri onlara çok küçük yaşta öğretildiği için annesinin en azından şimdilik durması gereken yerde durduğunu anladı. Zaten olay çığırından çıkınca tavrını koymuş, Sümbül daha fazla şiddete maruz kalmadan yetişmişti.
Olayı duymanın şokunu atlatmaya başladıkça içinde daha önce hiç hissetmediği bir öfke yükselmeye başladı. Tüm bunlar olurken burada olsa, Sümbül’ü o adamın elinden çeker alır, evleneceğini söyler bir daha da o eve göndermezdi. O zaman babası da onun arkasında dururdu. Annesi hariç herkes belli ki zavallı kızın canı yanarken öylece seyretmişti. Anlattığına göre olay olduğu sırada Mete’de evde değildi.
“Ah!” diyerek yatağın üzerindeki yastıkları alıp yere fırlattı ve pencereden Sümbül’lerin evine baktı.
“Yanında olamadığım için beni affet!” diye mırıldandı, “Ama bu olayı mutlaka çözeceğim!”
Bütün gece Sümbül’le nasıl konuşabileceğini düşündü durdu. Hatta bir ara babasının karşısına dikilip konuşmayı bile planladı ama annesinin dediği gibi olayları sevdiği kıza daha da zarar verecek bir boyuta sürüklenmeden bir şeyler yapmalıydı. Gümüş hanım, Sümbül’ün iyi olduğunu yaralarının da önemsenecek şeyler olmadığını söylemişti. Doktora gitmesine gerek yoktu. Kızının yemeden içmeden kesildiğini ve aslında onun düşüncesine göre Hasibe hanımın oğluyla oynaştığını söyleyememişti tabi. Aile kızlarının yaptığını öğrenirse onları kesin kovar diye düşünüyordu.
Fatih bey, kızı hırpaladığı günden beri Sümbül’ü evden uzakta bir yere yollamanın planlarını yapmaya başlamıştı. Aslında doğrudan evlendirmeyi düşünse de, en azından Gümüş hanım buna karşı çıkınca, bir akrabalarının yanına, mümkün olan en uzağa göndererek bu tehlikeli ilişkinin önünü tamamen kesmeleri gerektiğine karar vermişti. Gümüş hanımın kız kardeşlerinden birinin kayınvalidesi yeni dul kalmıştı. Kadıncağızın yıllardır sağlık sorunları olduğundan, kocası da ölünce iyice çaresiz kalmıştı. Gümüş hanımın kız kardeşi de dahil olmak üzere gelinlerden hiç biri onu yanına almak istemediğinden, yanına koyacak güvenilir birini arıyorlardı. Gümüş hanım daha bundan kocasına bahsetmemişti ama düşündükçe Sümbül’ü sonsuza kadar odada hapis tutamayacaklarına o da ikna olmuştu. En iyisi kızı uzaklara göndermekti. Karşılığında üç beş kuruş da oradan gelir geleceği için evin parasını toparlamaları da daha kolaylaşmış olurdu.
(devam edecek)