Sümbül iyice sersemlemiş hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışırken Fatih beyin kontrol edilemeyen öfkesi artmaya devam ediyordu. Gümüş hanım korkuyla kapıyı yumruklayıp açmaları için yalvarırken, Hasibe hanım toparlanıp onun yanına geldi ve Fatih beye seslenmeye başladı. Patronun sesini duyunca biraz toparlanan Fatih,
“Çabuk gir banyoya çıkma oradan!” diye gürledikten sonra gidip kapıyı açtı. Öfkeden yüzü kıpkırmızı olmuş, alnında sicim gibi terler akıyordu. Gümüş hanım kocasından gelen alkol kokusunu da alınca bayılacak gibi oldu. Kapı birden bire açılınca öfke dolu adamla burun buruna kalan Hasibe hanım, bir adım geri attı önce.
“Fatih bey siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Sorunlar böyle mi çözülüyor artık bu bahçede?”
Fatih bey bir şeyler diyecek gibi oldu ama patronuna bakıyor olduğu düşüncesi onu durdurunca dudaklarını ısırdı önce ve sonra “Kendimi kaybettim özür dilerim!” dedi hırıl hırıl.
“Sümbül iyi mi onu görmek istiyorum!” dedi Hasibe hanım biraz daha dik konuşarak.
“Banyoda!” dedi Fatih.
Banyoda klozetin yanına büzüşmüş korkudan ve acıda tir tir titreyen Sümbül, banyoya girer girmez kapıyı arkasından kilitlemişti. Hasibe hanım cesaretini toplayıp, Fatih beyin yanından içeri girdi. Normalde çalışanlarının evine girmek ya da bu tür durumlarda müdahale etmek hiç adeti değildi ama bu defa yaşananlar gerçekten izleyici kalınacak gibi olmadığından dayanamamıştı.
“Sümbül kızım çık dışarı!” dedi yumuşak bir sesle ama Sümbül cevap vermedi. Hasibe hanım bir kaç kez seslendikten sonra “Duş alıyorum!” dedi cılız bir sesle ama banyodan su sesi bile gelmiyordu.
Hasibe hanım öfke ile dönüp Fatih beye baktı, “Bir daha benim bahçemde kimseye elinizi kaldırmayacaksınız!” dedi ve dönüp çıktı evden. Gümüş hanım korku dolu gözlerle kocasına bakıyordu. Hasibe hanım çıkar çıkmaz Fatih kapıyı kapattı ve karısının koluna yapışıp, bu kız ben izin vermeden bir daha bu evden çıkmayacak, okul falan da yok bitti.
Gümüş hanım bir yandan acıyan kolunu kocasından kurtarmaya çalışırken bir yandan da ne olduğunu anlamak istiyordu.
“Senin bu kızın var ya!” dedi Fatih bey kadının kolunu daha da sıkarak, “Patronun oğluyla kırıştırıyormuş ağaçların altında!”
“Ne?” dedi Gümüş hanım gözleri daha da kocaman açılarak.
Konuşulanları banyodan duyan Sümbül Turgay’ı hatırlayınca bir kez daha yıkıldı ve ağlamaya başladı yeniden. Nasıl buraya gelmişti işler birden bire. Sonra birden bire ayağa fırladı kapıyı açtı ve kolunun tersi ile yüzünü silerek, “Biz evleneceğiz, yanlış bir şey yapmadım ben!” diye inledi.
“Sümbül!” dedi bu defa öfkeyle annesi, “Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın!”
“Ben kötü bir şey yapmadım!” diye inledi Sümbül tekrar.
Gümüş hanımın yeniden büyük eve dönmesi gerekiyordu ve Hasibe hanım muhtemelen ona sorular soracaktı. Bu olanlardan onun da haberi olmadığına adı kadar emindi ve kızlarının oğullarını ayarttığını duyunca kim bilir neler olacaktı. Fatih bey ikisine de parmak sallayarak
“Bu konu burada kapanacak, bir daha kimseden duymayacağım anlaşıldı mı?” dedi sert sert ve kapıyı vurup çıktı dışarı.
Sümbül annesinden biraz olsun destek beklerken Gümüş hanım öfkeyle kızına doğru yürüyüp bir tokatta o patlattı yüzüne.
“Aldın değil mi kokuyu?” dedi hırsla, “Babanın ağzı içki kokuyor? Ben sana o çocuklardan uzak duracaksın dedikçe kendini kucağına mı atıyorsun sen ha? Bu adamı bu hale getirdiğine memnun musun şimdi?”
“Ama ben..!” demeye kalmadan bir tokat daha indi yüzüne ve Gümüş hanım da hırsla kapıyı vurup çıktı evden. Kocasının yeniden içkiye başlaması demek, kumarın da yanında olması demekti ve yıllardır bitti sandığı kabusa yeniden sürüklenmek istemiyordu. Bu olanlar yüzünden buradaki işlerinden olurlarsa da bellerini bir daha doğrultamazlar, böyle bir aile de bulamazlardı.
Hale ve Şule Fatih beyin öfkesinin bir gün önce olanlarla ilgili olduğunu tahmin etmekte gecikmediler ve tabi adamın bunu nasıl öğrendiği konusunda da fikirleri vardı. Onlar dedikodu yapmanın zevkini çıkarırken olayların bu raddeye gelebileceğini hiç düşünmemişlerdi ve Sümbül’ün başına gelenlerden sonra gerçekten korktukları için Hasibe hanım eve girdikten sonra onlar da içeri kaçtılar.
Gümüş hanım eve döndüğünde Hasibe hanımdan çok diğer çocukların anneleri gözlerinin içine bakmaya başladı anlatsın diye. Patronun oğlu diyemediği için “Okuldan bir çocukla konuşurken görüp, babasına söylemişler deyiverdi hemen”
Kendi kocaları da Fatih beyden farklı olmayan kadınlar hemen anladılar hâlden, Gümüş hanımı teselliye çalıştılar. Zamane gençleri akılları bir karış havadaydı falan filan. Hasibe hanım o kadar öfkelenmiş ve içerlemişti ki olanlara, Gümüş hanıma hiç bir şey sormadı bile. Kendi bahçesinin içinde böyle öfkeden gözü dönen bir adamla olmak fikrinden hiç hoşlanmamıştı. Fatih bey bir süre dışarıda dolaştıktan sonra işinden olabileceğini düşününce iyice gerilmiş, sonra kendini toparlayıp, Hasibe hanımdan özür dilemek için eve gelmişti. Gümüş hanım kocasının Hasibe hanımın yanına gittiğini duyunca iyice panikleyip, salona koşmuştu ama Fatih beyi süklüm püklüm özür dilerken görünce, saklanıp dinlemişti. Hasibe hanım bu defalık olanlardan kocasına bahsetmeyeceğini söyledi sadece, “Sizin aile işleriniz beni ilgilendirmez ancak benim bahçemde, benim himayemde yaşayan insanlara kim olursa olsun, bir daha böyle zarar verdiğinizi görürsem polis çağırırım!” dedi. Fatih bey defalarca özür diledikten sonra çıkıp kendi evlerine geçti.
Sümbül odasına kapanmış hüngür hüngür ağlıyordu. Yedi dayaklardan yüzünde ve vücudunda morluklar vardı ve bazılarından kan sızıyordu. İçi o kadar acıyordu ki bedenindeki yaraları hissedecek halde bile değildi.
Hale ve Şule sadece Fatih beyden değil, olayların bu noktaya gelmesine neden olduğu için Yasemin’de de korkmuşlardı. İki kardeş onunla aralarına mesafe koyup, bir daha hiç bir şey söylememek konusunda anlaşmaya vardılar. İstedikleri Sümbül’ün başına gelenler asla değildi, onlar sadece kendi aralarında eğleneceklerin sanmışlardı ama işler çığırından çıkmıştı. Sümbül odasında hapisti, akşam da ne annesi ne de babası onu görmek istemediler. Sabah işlerine giderken de evden asla çıkmamasını ve içeri de kimseyi almamasını sıkı sıkı tembih ettiler Her yanı ve özellikle de kalbi çok acıyan Sümbül derin bir sessizliğe gömülmüştü, hiç bir şey yemeden içmeden sadece ağlıyordu.
Turgay evde olanlardan habersiz kolundaki saç tokasına bakıp, sevgilisini düşlüyor ve gülümsüyordu. Döndüklerinde ona sımsıkı sarılacak ve kokusunu içine çekecekti. Yasemin ertesi gün hiç bir şey olmamış gibi okul formasını giyip ikizleri beklemeye başladı. İkizler dışarı çıkıp onu görünce biraz irkildiler ama yine de ellerinden geldiğince ne yaptığını anlamamış gibi davranmaya çalıştılar ve konuya hiç girmeden sessizce okula yürüdüler. Kimse Sümbül’ün neden gelmediğini sorgulamıyordu. Mete artık onlarla takılmadığı için evden onlardan beş on dakika sonra ancak çıkabilmişti ve Sümbül’e olanları akşam evde konuşurlarken duyduğu halde sabaha kadar unutmuştu bile. Olayların boyutunu anlayacak kadar kulak bile vermemişti. Tabi Yasemin ve ikizler dışında kimse Fatih beyi bu kadar delirten delikanlının kim olduğunu bilmiyordu ve ikizler korkularından, Yasemin de kendini ele vermemek için ailelerine söylememişlerdi.
Hasibe hanım bir kaç işi için Fatih beyle dışarı çıkmak zorunda kalsa bile mümkün olduğu kadar kısa cümleler kurdu ve konuşmamayı tercih etti. Adamın sadece kızı hırpalamakla kalmayıp, alkol koktuğunu o da fark etmişti ama bu konuda bir yorumda bulunmamıştı. Fatih bey de korkusundan olaydan beri ağzına içki sürmüyordu. Kızına yaptıklarına pişman değildi ama alkol yüzünden kontrolsüz davrandığının farkındaydı.
(devam edecek)