Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 6

Sümbül ağaçların sık olduğu yerde gözden kaybolunca “Nereye gitti bu kız?” diye mırıldandı Hale kendi kendine. Bahçenin o kısmında ağaçlar daha sık olduğundan, ne oynamak, ne de oturmak için kimse oraya geçmezdi. Sadece Cevahir beyin bahçede beslettirdiği iki köpek oraya girip uyurlardı çocukluklarında ama onlar da yaşlanıp öldükten sonra çocuklar üzülüyor diye bir daha köpek de alınmamıştı Has bahçeye.

Ne olduğunu anlamak için biraz bekledikten sonra, merakına yenik düşen Hale tam bakmak için kapıya yönelecekti ki, bu defa evden gizlice çıktığı pencereleri kontrol etmesinden belli olan Turgay’ı gördü. Turgay ağaçlığa dalmadan etrafı iyice kolaçan ettikten sonra Sümbül’ün yaptığı gibi ağaçların arasında kayboldu. Aslında o gün ikisinin de görüşme günleri değildi, Sümbül, Turgay’ın gizli yere bıraktığı notu almak ve kendi okulda hazırladığı notu bırakmak için oraya gelmişti. Ertesi gün takım olarak turnuvaya gidecek olduklarından okuldan erken gelen Turgay, onun ağaçlığa girdiğini penceresinden görünce, hemen arkasından inmişti. Sümbül sevgilisinin yazdığı notu okurken arkasından duyduğu hışırtılı ayak sesleri ile irkildi. Aniden döndüğü için az kalsın yuvarlanacaktı ki Turgay hemen yetişip onu kollarına aldı.

“Burada ne işin var?” dedi Sümbül hem şaşkın hem de mutluydu.

“Gitmeden seni bir kez daha görmek istedim!” dedi Turgay ve hemen dudaklarına uzandı.

Pencereden Turgay’ı da gördükten sonra iyice meraklanan Hale, çoktan evden çıkmış ses çıkarmamak için onları görebileceği kadar uzak bir mesafede durmuştu. Turgay’ı, Sümbül’ü kollarına almış öperken görünce az kalsın kocaman bir çığlık atacaktı. Birbirlerinin yanında dünyayı unutan sevgililer, sarılıp yere oturdular ve her zaman yaptıkları gibi kısa zamanda bir sürü şeyi konuşabilmek için heyecanla fısıldaşırlarken, bahçe kapısının açıldığını duyunca hemen eve doğru yöneldi. Hale, Yasemin okulda oyalandıkları için ancak geliyorlardı. Mete çoktan top oynamaya koştuğundan yanlarında değildi. Hale kızları görür görmez, az önce gördüklerini onlara yumurtlamak istese de, son anda önce kardeşiyle paylaşmaya karar verdi ve Yasemin ne olduğunu anlamadan Şule’yi çekiştirerek içeri soktu. Sesleri duyan Turgay ve Sümbül de huzursuz oldukları için ayrılmışlar, ikizler ve Yasemin evlerine girdikten sonra Sümbül’de sessizce eve geçmişti. Artık büyüdükleri için öğle yemeklerinde büyük eve gitmiyorlardı.

Şule ablasının söylediklerini hayretler için dinledikten sonra bir kez de kendi gözleri ile görmek için hızla fırlayıp, ağaçlığa gitti ama aşıklar çoktan ayrıldığı için kimseyi göremedi. İki kız kardeş bütün öğleden sonra bu inanılmaz haberi konuşup durdular.

“Görüyor musun Sümbül’ü hepimizden sakladı!” diyordu Şule sürekli.

“Yasemin’e söyleyelim mi?” diye sordu Hale gözlerini açarak.

“Niye söylemeyelim?” diye cevap verdi kız kardeşi ve ikisi birden evden çıkıp, annesinin yarım bıraktığı işleri tamamlamakla uğraşan Yasemin’in yanına gittiler. Yasemin ikisinin suratındaki tuhaf ifadeyi görünce, kızların bir iş çevirdiklerini sandı.

“Sana çok büyük bir sır vereceğiz ama kimseye söylemeyeceksin!” diyerek ballandıra ballandıra Hale’nin gördüklerini anlattılar.

Yasemin yıllardır içinde baskıladığı bütün öfkenin boğazına doğru hızla tırmandığını hissederken bir yandan da kendini kontrol etmeye çalışıyordu ama nefes alışları hızlandıkça, ikizler aşka gelip anlatmaya devam ettiler. Nihayet göz pınarları ıslanmaya başlayınca, “İyi ne yapayım?” diye bağırdı kızlara ve çok işinin olduğunu söyleyip, ikisini birden kollarından tutup kapının dışına çıkardı.

İkizler istediklerini çoktan almışlardı.

“Bir taşla iki kuş!” dedi Hale.

Hem Sümbül’ü yakalamışlar, hem de yıllardır duvarların arkasında duygularını gizleyip unutmuş gibi davranan Yasemin’i açığa çıkarmışlardı. Gülüşerek eve geçip, yaptıklarının tadını çıkarmak için bir Yasemin’i, bir Sümbül ile Turgay’ı konuştular.

Kızları kapı dışarı ettikten sonra öfkesinden ne yapacağını bilemeyen Yasemin kanepedeki tüm yastıkları hırsla yere attıktan sonra bir süre üstlerinde tepindi. Bağırmak istiyordu ama bağırırsa bahçenin içindeki herkesin duyacağını bildiği için kollarını ısırıyordu. Yaklaşık bir buçuk saat evin içinde tepindikten sonra iyice perçinlenen Sümbül nefretini boşaltmak için bir plan yapması gerektiğine karar verdi. Sınıf farkı var diyerek Turgay’ın ikisine de bakmayacağına dair telkini yerle bir olmuştu. Sinsi Sümbül hepsinin yüzlerine gülerek Turgay’ı resmen ellerinden almıştı. Zaten bahçeye geldiği ilk andan itibaren amacının bu olduğu belliydi. Yasemin geri çekilmek yerine o zaman bu aptal kızı yola getirmiş olsa, o ağaçların altında Turgay’ın kollarında o olurdu.

“Ama sen görürsün küçük aptal!” diye mırıldandı hırslı hırslı ve hemen plan yapmaya koyuldu. Turgay ona bakmayabilirdi ama Sümbül’e de yedirmeyecekti.

Turgay ve Sümbül tüm olanlardan habersiz, Turgay turnuvaya gitmeden bir kez daha görüşebilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. Çok uzun bir ayrılık olmasa da aynı bahçenin içinde olmamak onları mutsuz etmeye yetiyordu. Turnuva için üç şehir gezeceklerinden, Turgay ancak dört gün sonra geri dönecekti. O dört gün boyunca Sümbül’ü özledikçe koklamak için saçındaki lastik tokayı alıp bileğine takmış, “Maça da uğur getirsin diye bununla çıkacağım!” demişti.

Onun ufacık şeyleri böyle anlamlı bir romantizme dönüştürüyor olması her seferinde Sümbül’ün aklını başından alıyordu. Okulların kapanmasına az bir zaman kalmıştı ve Turgay artık lise son sınıfa geçeceği için dershaneye yazdan başlayacaktı. İkisinin de ortak ve büyük hayalleri olduğundan görüşemeyecek bile olsalar, bunu cesaretle karşılamaya çalışıyorlardı.

“Bir ömür birlikte olacağız!” diyordu Turgay alnından öperek.

Ertesi gün okuldan geldiğinde Turgay’ın bahçenin içinde bir yerlere olmayacağını bildiğinden buruk hissediyordu Sümbül. O gün de Yasemin kendin kötü hissettiği için okula gelmemişti. Zaten bahçedeki çocukların biri hasta oldu mu, mikrop sırayla hepsine bulaşır diye düşünen aileleri Yasemin’in de hasta olmasını normal karşıladılar.

Cevahir bey de şehir dışında olduğundan evde sadece Hasibe hanım vardı o gün ve o da kocası olmadığı zaman çok fazla dışarı çıkmazdı. O yüzden Fatih beyin o bir kaç gün yapılacak fazla bir işi olmadığından Ergin bey ve Kamil beye yardım etmeyi planlıyordu. Aslında Gümüş hanıma öyle söyleyip, dışarıdaki kısa kaçamaklarına yine başlamıştı ama şimdilik büyük kumar kayıpları olmadığından kimse farkında değildi. Eski kumar borçları çoktan ödenmiş, emekliliklerinde başlarını sokup bir ev alacakları kadar paralarının olmasına da ramak kalmıştı. O evi de aldıktan sonra Gümüş hanım kendini daha güvende hissedecekti.

İkizler bir gün önce gördüklerinin fısıldaşmalarına devam ettiklerinden hızlı hızlı önden yürüyorlardı. Turgay’ın gittiğini onlar da bildiklerinden, Sümbül, durgun hali onlara yeni malzeme çıkarmıştı. Eve yaklaştıklarından Fatih beyin bahçenin arka giriş kapısında onları beklediğini ilk onlar fark etti. Sümbül’ün gözü yerde sevgilisini ne kadar özlediğini düşünüyordu. Fatih bey ikizleri hiç görmüyormuş gibi yanlarından geçip gitmelerine izin verdi. İki kız adamın ateş saçan gözlerinden Sümbül’ün başına iyi şeyler gelmeyeceğini anlamış ve korkmuşlardı. Ne olacağını merak ettikleri için de birbirlerine sokulup, kendi kapılarının önünde beklemeye başladılar.

Sümbül başını kaldırıp babasını görünce, toparlanıp adımlarını hızlandırdı. Daha babasının yanına gelir gelmez, Fatih bey onu topladığı saçlarından tuttuğu gibi yere çarptı. Neye uğradığını anlamayan zavallı kız başını kaldırıp babasına ne olduğunu soracaktı ki, bu defa yüzüne okkalı bir tokat indi.

“Bir daha!” diye gürledi Fatih bey, “Okula falan da gitmeyeceksin, ben söylemediğim sürece, evin içinden dışarı adım attığını görmeyeceğim!”

(devam edecek)

Yorum bırakın