Has Bahçenin Sümbülü – Bölüm 5

Turgay, Sümbül’e nazaran duygularından daha emin hissediyordu kendini. O bahçede pembe elbisesi ile gördüğü o ilk günden beri kalbinin başka sahibi yoktu. Henüz çocuk sayılacak bir yaşta olsa geleceğinde de Sümbül’den başka kimsenin olmasını istemiyordu. Yaşları gereği kanları iyice kaynamaya başlayınca, artık sevdiği kıza açılmanın en uygun zaman olduğuna karar verdi. Sümbül hissettiği gibi çeşitli bahanelerle yaklaşıp, saçlarını kokluyor, gözlerinin içine kaçamak bakışlar atıyor olsa da, artık bu kadarıyla yetinemiyordu.

Bir yaz akşamı bahçede sohbet ederlerken, kulağına eğilip onunla özel olarak konuşmak istediğini söyleyince, Sümbül neredeyse düşüp bayılacaktı. Turgay’ın her zaman kullandığı o harika parfümün kokusu bir an için o kadar yakınına gelmiş, nefesi yanağını yalayıp geçmişti. Turgay onun heyecanını fark edince gülümsedi kendi kendine ve ertesi gün diğerlerinin ortalıkta olmayacağı bir saatte bahçede buluşmalarını söyledi. Sümbül sessizce başını salladı.

O gece Turgay ona söyleyeceklerini planlayarak, Sümbül’de baş başa ve karşı karşıya olacakları anların hayalini kurarak geçirdi. İkisi de dinledikleri her şarkıda birbirlerini hatırlar olmuşlardı artık. Gümüş hanım radyo dinlemeyi sevdiği için Sümbül’ün de en sevdiği şey, sonraki şarkıyı Turgay için tutmaktı. Yasemin bir akşam önce otururken ikisinin fısıldaştıklarını fark etmiş ama ayrıca bir buluşma planladıklarını aklına bile getirmemişti. Büyüdükçe Turgay gibi zengin ve kolejde okuyan bir çocuğun, sadece ona değil Sümbül’e de bakmayacağına kendini inandırmıştı iyice. O sevgisini içinde saklayıp, kendini kontrol etme yolunu seçmişken, Sümbül’ü aptal küçük bir kız gibi görüyordu. Aralarında sadece bir yaş olmasına rağmen, Yasemin kadar olgun ve bilge davranması mümkün değildi. Yasemin gerçekten de yıllardır kendini ustaca gizlemeyi başardığı için Hale ve Şule de artık onun Turgay’a olan ilgisinin bittiğine kanaat getirmişlerdi. İki kız kardeş dışarıda olan biten ne varsa, uyumadan önce tekrar tekrar konuşmak gibi bir eğlence geliştirdikleri için, herkesi gözleyip kaçırdıkları bir şey varsa mutlaka birbirlerine anlatıyorlardı. Yasemin gibi, onlar da iki gencin fısıldaşmalarını fark etmişler, ekstradan Sümbül’ün nasıl heyecanlandığını da gözden kaçırmamışlardı. Olan olaylar hakkında fikri olmayan tek kişi Mete’ydi. Onun aklı fikri okulun bahçesinde yaptıkları futbol maçlarındaydı. Turgay basketbolcu olduğu için onunla bu zevklerini paylaşamıyorlardı. Yaşları ilerledikçe onlar da birbirlerinden ayrı takılmaya başlamışlardı ama hâlâ iyi arkadaştılar. Bu arada Turgut üniversiteyi bitirmiş, yurt dışında yüksek lisans yapmak için gitmişti. Cevahir bey oğullarının başarıları ile gurur duyuyordu.

Ertesi gün Sümbül sözleştikleri saatte bir bahane bulup dışarı çıktığında, Turgay çoktan gelmiş, ezberlediği sözleri tekrarlıyordu. Sümbül’ü görünce heyecanla ona doğru gitti ve birden bire uzanıp ellerini tuttu.

Sümbül daha neye uğradığını anlayamadan kendine çekip dudaklarından öpmeye başladı. Hayatında ilk kez hissettiği bu duygular kısa bir anlığına Sümbül’ü uyuştursa da, biraz sonra tedirgin olup, Turgay’ın kollarından kurtuldu. Aslında Turgay’ın bütün gece tekrarlayıp durduğu planında böyle bir an yoktu. En azından en başında yoktu ama bütün gece onunla ilgili hayaller kurduktan sonra birden bire kendini kontrol edememişti.

“Çok özür dilerim!” dedi kıpkırmızı olan Sümbül’e bakıp, “Yani bunu yapmayı o kadar istiyordum ki söyleyeceklerimden önce olacağı hiç aklıma gelmemişti.”

Sümbül hâlâ o kadar heyecanlıydı ki, kızsa mı, mutluluktan ölse mi ayırt edemiyordu. Turgay yeniden ona yaklaşıp, bu defa daha yumuşak bir şekilde ellerini tuttu ve gözlerinin içine bakarak ona olan hislerini ezberlediği sözlerle tekrarladı. Onu ilk gördüğü andan itibaren seviyordu.

Sümbül ilk kez bu kadar uzun onun gözlerine bakma fırsatı bulmuş olmanın hazına kaptırmıştı kendini. O konuştukça bir rüyanın içindeymiş gibi hissediyor, kendi kendine uyanmayı istemediğini söylüyordu. Onun bu sessiz bakışları Turgay’ı meraklandırdığı için “Bir şeyleri mahvetmedim değil mi?” demek zorunda kaldı.

Sümbül o an bunun bir rüya olmadığını, az önce duyduklarının kendi zihninin yankılanmaları değil de gerçekten onun sözleri olduğunu fark etti. Gözlerini şaşkınlıkla kırpıştırmaya başlayınca, Turgay ona bir adım daha yaklaştı ve “Seni seviyorum!” diye mırıldandı, “Hep de seveceğim!”

“Ben de!” diye çıktı hırıltılı bir ses Sümbül’ün dudaklarından ama başlangıçtaki o ateşli öpücüğün tekrarlanacağını hissettiği için aslında ne yapması gerektiğini düşünüyordu sadece. Turgay yavaşça yaklaşıp yeniden öpünce bu defa direnmeyi bırakıp karşılık verdi. O gün bir saate yakın bahçenin o gizli köşesinde sarılıp oturdular. Yıllardır içlerinde yaşadıkları duygular vücut bulmuş olduğu için ikisi de mutluluk sarhoşu olmuşlardı. Şimdilik bahçedeki hiç kimsenin bilmemesi gerektiğine karar verdiler. Onlar birbirlerini sevseler de şimdilik önlerinde herhangi bir engel ya da etraflarında meraklı seyirciler istemiyorlardı. İkisine özel gizli bir yer belirleyip, oraya notlar bırakarak haberleşmeye karar verdiler. Böylece gizli buluşmalarını sürdürebilirlerdi. Sümbül’ün cep telefonu olmadığı için Turgay canı isteyince ona bir şeyler söyleme şansına sahip değildi.

Böylece ikisi arasındaki gizli aşk, Has bahçenin ağaçları dışında kimse tarafından bilinmeden bir yıldan fazla devam etti. Başkalarının yanında eskisi gibi davranmak ikisine de zor gelse de yine de idare ediyorlardı. Hafta da bir ya da iki kez gizlice ve kısa görüşebiliyorlar ama bu kısa görüşmelerde dünyanın en mutlu insanı olduklarını hissediyorlardı. Bir küçük öpücük, biraz sarılma ve el ele tutuşmalar sonraki buluşmaya kadar onları idare ediyordu.

Turgay bu buluşmalarda ona küçük hediyeler getirmeye başlamıştı. Küçücük evin içinde Gümüş hanımdan saklaması mümkün olmadığı için Sümbül ona bir şey almaması konusunda Turgay’ı sürekli uyarıyordu. O da bazen bir kağıda yazılmış imzasız bir şiir, bazen bir bir kuru çiçek, bazen minik bir toka veya benzeri sembolik ve küçük şeyler getiriyordu. Birbirlerine yazdıkları notları da sağda solda unutmamak için okuduktan sonra hemen yok ediyorlardı.

Sümbül ona üniversiteye girme hayallerini anlatmıştı, onunla aynı okula gitmeyi ne kadar istediğini. Turgay’da ilk önce kendisi sınava gireceği için ertesi yıl, onu kendisi çalıştıracağını ve birlikte aynı okula gitmeleri için elinden geleni yapacağını söylemişti ki, Turgay’ın sınav senesine altı aydan az kalmıştı.

Babasının annesine “Has bahçenin bülbülü” dediği gibi o da sevdiği kıza “Has bahçenin Sümbülü” demeye başlamıştı. Tıpkı Hasibe hanım gibi, Sümbül’ün de duymaktan en çok mutlu olduğu sözlerden biriydi bu.

Artık birbirlerinin duygularından da iyice emin olduklarından, gelecek içinde konuşmaya başlamışlardı. Sümbül’ün Turgay’ın çevresi ile ilgili çekinceleri vardı ama Turgay başta ailesinin onu ne kadar sevdiğini söyleyerek, diğer insanların da onun sevdiği kişiyi değerlendirmeye yetkileri olmadığını söylüyordu. Ayrıca ikisi de okuyacaklar ve ortak bir hayat kuracaklardı. Aileleri dışında hiç kimsenin de bu hayatın herhangi bir yerinde esamesi okunmayacaktı. Turgay anne ve babası kadar güzel ve eksilmeyen bir sevgileri olduğuna inanıyordu. Yine de ikisi de aralarındaki aşktan kimseye bahsetmek istemiyorlardı henüz. Bu çekinceden çok ikisine özel ve gizemli kalması daha çok hoşlarına gittiği içindi aslında.

Elbette gizlenen her şey gibi ilişkileri sonunda gün yüzüne çıktı. Onların gizli gizli buluştuklarını ilk fark eden Hale’ydi. O gün hasta olduğundan okula gitmemişti, aslında okula gitmemek için sürekli bir bahanesi vardı ama gerçekten üşütmüştü ve kız kardeşi de gidince evde tek başına oyalanacak bir şeyler arıyordu. Sümbül’ün okuldan geldikten sonra eve ya da büyük eve girmek yerine ağaçların arasına doğru yürüdüğünü görünce merak etti. Aklına Turgay ile buluştukları hiç gelmiyordu aslında, sadece öylesine bir merakla gözleri pencerenin arkasından onu takip ediyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın