Gülsüme daha kolay adapte oluyor görünmesine rağmen, bir yıllık dil kursunu en yüksek puanla Emine tamamladı. Adem bir yıldır onun kendi ayakları üzerinde durabileceğini hissetmesi için bekliyordu. İkisi arasındaki elektriğin farkında da olsalar, Gülsüme ve Yeşim kendi aralarında kaynatıp ikisine de tek kelime etmemeye karar vermişlerdi. Artık Belgrad’da yaşamaya iyice alışmışlardı. Firuze’nin daha şimdiden iki yakın arkadaşı vardı. Adem’in görüştüğü bir kaç Türk aile ile de gidip gelmeye başladıklarından hayatları umduklarından da sosyal ve güzel ilerliyordu. Dil kursunun üçü de başarıyla tamamladıktan sonra yakınlarda çalışabilecekleri işler aramaya başladılar. Adem, Yeşim’in şimdi çalışmasını istemiyordu çünkü Firuze eve erken geliyordu. Gülsüm ve Emine’nin kendilerine ait bir hayat kurabildiklerine inanmak için maddi açıdan çok, psikolojik açıdan buna ihtiyaçları vardı. Gülsüme yakındaki bir markette yarım günlük bir kasiyerlik işine girdi. Emine de, yakındaki bir lokantada garsonluğa başlayınca ikisinin de yüzünde güller açmaya başladı. Aldıkları ilk maaşlarla Adem, Yeşim ve Firuze’ye küçük hediyeler aldılar. Hayatlarında ilk defa kendileri kazandıkları ve kimseye hesap vermek zorunda olmadıkları paraları vardı artık. Üstelik ikisinin toplam maaşı ile kirayı da ödemeye güçleri yetecekti. Adem bir yıldır onların kirasını ödemeye devam etmişti. Oturma ve çalışma izinleri de hallolduğu için hiç bir sıkıntıları kalmamıştı. İkisi de işe girince Yeşim yavaş yavaş ağabeyini sıkıştırmaya başladı.
“Artık kendi maaşı da var, özgüveni de yükseldi, neyi bekliyorsun. Kaçıracaksın kızı elinden! Yüzük nerede?”
“Yüzük duruyor!” dedi Adem gülerek.
“Beklemeye devam edersen çocukların sana dede diyecekler!”
Adem yüksek sesle güldü ablasının yorumuna, henüz evlenmeyi konuşmadığı biricik aşkı Emine ile çocuk için de ortak karar vermeleri gerekiyordu ona göre. Eğer Emine çocuk istemezse, Adem için hiç sorun değildi. O mutlu, huzurlu ve dengeli bir hayatları olsun istiyordu. Daha şimdiden müstakbel karısını mutlu edebilmek için bir sürü planı ve programı da vardı kafasında.
Aslında Gülsüme, Adem’in bu kadar bekleyeceğini tahmin etmediği için biraz bozulmuştu içten içe.
“Bu adam kardeşimi oyalıyor mu acaba?” diye şüpheleri oluşmaya başlamıştı ama Adem, Yeşim ablasının ağabeyi olduğundan onunla yaptığı dedikodu kısmında bunlardan bahsedemiyordu. Yeşim de anlamıştı Gülsüme’nin huzursuz olmaya başladığını. Aslında ikisinin de sorunu insanlara karşı yıkılan güvenleriydi. O ikisi dert ederken Emine gayet huzurlu ve kendinden emin görünüyordu. Onun yanında Adem ile evlenmesinden bahsetmedikleri için de kafası rahattı. Aslında konuşmamış olsalar da o da tam olarak Adem gibi düşünüyordu. Gördüğü örneklerden sonra kendi başına sürdüremeyeceği bir hayatı varken evlenmeye karşıydı. İster evli, ister bekar olsun her türlü ayakları üzerinde durabilmek istiyordu. Bir yıldır kendine koyduğu hedefe de çok şükür hızlı adımlarla ulaşmıştı.
Adem’de onun ilk maaşını almasını bekliyordu aslında. Her şeyin tadına vararak yaşasın istiyordu. Ablalarına göre onun duygusal durumu hep daha iyi olmuştu, bu bir yıl içinde özgüveni gerçekten yükselmiş, bir şeyleri kendi başına başarabilip, kendi kararlarını alma özgürlüğünü tatmıştı. Şimdi evlilik için karar vermek için çok daha olgundu.
Her hafta sonu ya Yeşim’ler de ya da Gülsüme ve Emine’de toplaşıp yemek yiyorlardı. Hafta içi herkes yorgun olduğundan kimse kimseye pek bulaşmıyordu. Sadece Gülsüme ve Yeşim arada bir kaçamak yapıp mutfakta fısır fısır kaynatıp dağılıyorlardı. Yeşim zaten çoğunlukla evdeydi. Gülsüme’de saat dörtte işten geliyordu. O yüzden Emine ve Adem işten dönmeden kaynatacak zamanları hep oluyordu. Hatta bazen vakit kazanmak için yemekleri de birinin mutfağında birlikte pişiriyorlardı.
Adem bir hafta sonu yemeğinde Emine’ye mutfakta yardım ederken, içeridekiler duymasın diye yaklaşıp kulağına eğildi.
“Yarın benimle yemeğe çıkar mısın?”
“İkimiz mi?” dedi Emine elinde kuruladığı tabağı düşürüyordu az daha.
Başını salladı Adem gülümseyerek, “Çok güzel bir yer biliyorum!”
Emine ne kadar tecrübesiz de olsa bir kadın olarak bu yemeğin anlamını çoktan çözmüştü. Heyecanla başını salladı, sonra kendi kendine gülümseyerek tabağı kurulamaya devam etti. Adem’de güya bakmıyormuş gibi işine devam ederken, onun gülümsediği o anları zihnine kazıdı.
“Ay nihayet!” dedi Gülsüme iki kardeş pijamalarını giymiş yatmaya hazırlanırlarken. Aynı anda üst katta da Yeşim aynı tepkiyi veriyordu. Emine ve Gülsüm anneleri, Adem ve Yeşim hem anneleri, hem de babaları bunu göremediği için duygusal anlar yaşadıktan sonra heyecanla uyumaya gittiler.
Adem her zaman çok romantik bulduğu çok özel bir mekanı ayarlamıştı onunla konuşmak için. Ertesi gün pazar olduğundan ve artık konu açığa çıktığından Yeşim hemen aşağı indi bir bahaneyle. Gülsüme kardeşinin ne giyeceğine takılmıştı. Emine ise bu konuda da çok rahattı.
“Her gün beraberiz zaten!” diyordu gülerek. Sevdiği adamın onu her haliyle beğendiği güveni çoktan yerleşmişti içine. Sadece dile getirecekti bu akşam ve bu yaşanırken ikisinin de nerede oldukları ya da ne giydikleri önemli değildi. An önemliydi onun için. O andan sonra birlikte geçecek her an.
Yeşim’in kafası da Gülsüme gibi çalıştığı için Adem’e çaktırmadan bir elbise indirmişti aşağıya. Okuldan kızını almaya giderken önünden geçtiği mağazadan arada bir elbiseler alıyordu kendine. Emine, Yeşim’e göre daha ufak tefekti ama getirdiği elbisenin boyu ona kısa olduğundan Emine’nin dizlerine geleceğini hesap ediyordu.
“Tahta gibi bu kız zaten!” dedi Gülsüme gülerek ama kafasındaki giysi sorunu çözüldüğüne çok sevinmişti. Sonra iki abla Emine’yi duşa gönderip, saçını ve makyajını nasıl yapmaları gerektiğine karar verdiler. Elbisenin altına giyecek ayakkabısı da yoktu ama neyse ki işe giderken giydiği babet ayakkabıların rengi elbiseye uyuyordu.
Adem Firuze’nin ödevlerine yardım ederken bir yandan da akşamı düşünüp heyecanlanıyordu. Yeşim yukarı çıksa o da duşa girecek ve ne giyeceğine karar verecekti. Yarım saat sonra annesi gelmeyince, Firuze’de ödevden sıkılıp aşağı indi. Dayısı ile Emine ablasının akşam dışarı çıkacaklarını duyunca o da gitmek istedi ve neden izin verilmediğini bir türlü anlayamadı. Ona ne olup bittiğini söyleseler çenesini tutamayıp, tüm sihri bozardı. Aslında Firuze hariç herkes her şeyi biliyordu ama yine de sürpriz bir akşammış gibi davranıp heyecan yapıyorlardı. Uzun zamandır hiç biri böyle tatlı heyecanlar yaşamamışlardı. Duştan çıkınca Emine’yi aralarına alıp, bir güzel saçlarını kurutup, fönlediler. Makyaj konusunda tecrübeli olan Yeşim olduğu için kızı karşısına alıp, hafif, tatlı bir makyaj yaptı.
“Zaten güzelsin kızım sen ya!” dedi bir kaç adım geri çekilip yaptığı makyaja bakarak, “Tazeliğin yeter zaten!”
“O zaman neden makyaj yapıyorum?” dedi Emine, alışık olmadığından çok da istememişti ama aynada hafif makyajı görünce kendine yakıştırıp, gülümsedi.
Firuze akşam gitmesine izin verilmediği için bu defa makyaj istiyorum diye tutturunca annesinden fırçayı yedi ve hemen Emine’ye kaçtı.
“Büyüdüğün zaman söz veriyorum ben sana ilk makyajını yapacağım!” dedi Emine sanki biliyormuş yapmasını gibi ama Firuze ikna oldu. Yeşim çantayı unuttuklarını söylerken, Emine’nin eline yakışacak bir çanta getirmek için yukarı çıktı.
“Yeşim mavi gömleğim kirlide mi?” diye seslendi Adem onun yukarı geldiğini duyunca.
“Yok ütülenecek!” dedikten sonra çantayı kaptığı gibi yine aşağı indi Yeşim. Adem odadan çıktığında çoktan kaçmıştı bile. O da gidip çamaşır askısından gömleğini buldu ve ütülemeye başladı keyifle. Yıllarca tek başına yaşadığı için alışıktı her işi yapmaya. Yeşim geldikten sonra ev işleri üzerinden gittiği için rahatlamıştı biraz ama yine de evde olduğu her zaman onunla giriyordu tüm işlere.
(devam edecek)