Emine – Bölüm 22

Firuze ve Yeşim’in karşılaştıkları an, kapıda duran gardiyanlardan birinin de gözlerinin dolduğunu gördü Adem. Çok şahit geliyorlardı böyle şeylere onlar ama çok şahit geliniyor diye de duygusu eksilmiyordu kavuşmaların. Yeşim kızının saçlarını, yüzünü kokladı uzun uzun, Firuze annesinin solmuş yüzüne bakıp bakıp ağladı.

“Hiç üzülme!” dedi küçük elleriyle annesinin yüzünü avuçlarına alarak, “Babam öldü diye hiç üzülmedim ben, artık seni dövemez diye sevindim hatta!”

Yeşim’in dudakları titredi, ağzını açtı bir şey diyemedi, “Bunları sana yaşattığımız için çok özür dilerim!” diyebildi sonra. Avukat Adem’e iyi haberi vermişti, Firuze’nin amcası Yeşim’den şikayetçi olmayacak, kardeşinin karısına ve kızına yaptıkları konusunda da şahitlik yapacaktı.

“Büyük ihtimal, mahkemeden hemen sonra alıp gidersiniz kardeşini!” bile demişti. Adem yine de bir terslik olmasına karşılık söylemiyordu şimdi kimseye. Hepsi hakimden duysundu güzel haberi. Yeşim umutlanır da umdukları gibi olmazsa sonucu daha zor atlatırdı çünkü. Zaten çok az kalmıştı mahkeme gününe.

Yeşim’in evi kapalı duruyordu, ne Adem gitmişti olaydan sonra o eve, ne de başkası girmişti polisin ardından. Yeşim çıktıktan sonra nasıl istiyorsa öyle yaparlardı. Emine de ağlamıştı çok Yeşim ablası ile Firuze’nin buluşmasına, Gülsüme’yi evde tek bıraktıkları için Emine’nin kullandığı telefonu onda bırakmışlardı bir ihtiyacı olursa diye. Adem’in telefonundan arayıp, onu da Yeşim ile konuşturdular. Adem hariç herkes ağlıyordu görüşmede, aslında o da ağlayacaktı da zor tutuyordu kendini. Firuze’yi annesinden almak zor oldu epeyce, “Ben annemle kalayım burada!” diye tutturdu. Gözleri dolan gardiyan kadının içi elvermemiş olsa gerek, konuştu Firuze ile, bir yabancı söyleyince, çekinip ikna oldu çocuk mecburen. Otele dönene kadar takside dayısına sokulup, içli içli ağladı. O ağladıkça Emine’nin de yaşlar gözlerinden inmeye başlayınca, Adem bir yandan kucağındaki yeğenini bir kolu ile sıkı sıkı sararken, diğer elini Emine’nin yanına düşmüş elinin üzerine koydu. Onun kocaman elinin içinde Emine’nin minicik eli kayboldu gitti. Çekmedi de elini, çekemedi, istemedi çekmek, inene kadar öylece gittiler.

Görünüşe göre vesayetten önce çözülecekti Yeşim’in durumu, yine de vesayet başvurusunu geri çekmek istemediler. Yurt dışına gittiklerinde çocuktan sorumlu kişinin Adem olması daha iyi olur diye düşünmüşlerdi. Yeşim’in de Gülsüme gibi toparlanmak için zamana ihtiyacı olacaktı.

Gülsüme telefonu kapattıktan sonra kendi başına ağladı durdu evde. Duyguları bir çok yükseliyor sevinçten delirecek gibi oluyordu kurtulduğuna, sonra bir süre ödü patlıyordu Ömer peşine düşüp onu bulacak diye. Hatta bazen gece rüyalarında Ömer’in sokak ortasında onu öldürdüğünü bile görüyordu. Bazen de şimdi olduğu gibi saatlerce ağlamak, başına gelenlere yanmak istiyordu. O kadar hızlı ve yüksek yaşanıyordu ki bu duygu geçişleri, kendi bile yorulmaya başlamıştı artık. Emine ve Firuze mahkeme gününe kadar kalmayacaklardı. Adem ertesi gün psikolog arkadaşı ile ayarladığı buluşmaya götürdü onları. Normal bir sohbet gibi kızcağız hem Emine’yi, hem Firuze’yi konuşturdu epeyce. Adı Gülay olan psikolog arkadaşının kardeşi olduğu için, kızlar rahat etsin diye o arkadaşı ile takılıp yalnız bıraktı onları. Gülay ile buluşmaları bittiğinde Firuze pek farklı görünmüyordu ama sonradan Emine’nin söylediğine göre ikna olmuştu duyduklarına aslında. Ertesi sabah için dönüş biletlerini almıştı Adem onlar otururken, kızları bırakıp, kendisi hemen geri gelecekti. En azından izni bitmeden mahkemenin yapılacak olmasına çok seviniyordu. Eğer avukatın dediği gibi olur Yeşim’i hemen serbest bırakırlarsa, onun da pasaport başvurusunu yaparlar döner giderlerdi. Evle ilgili ne olacaksa sonradan gelip halledebilirlerdi. Yeşim’in o eve yeniden girmek isteyip, istemeyeceğinden de hiç emin değildi zaten. Tabi eve girmek için eski mahalleye gitmek gerektiğinden Gülsüme ve Emine’nin de yanlarında olmamaları gerekiyordu.

Akşam için onları güzel bir yerde yemeğe götürdü Adem, yanlarında Firuze de olunca garsonlar onların aile olduklarını sandı. Hiç bozuntuya vermedi Adem başını salladı sadece. Gittikleri lokantanın bir oyun alanı olduğu için Firuze başka çocuklarla oynama fırsatı buldu biraz. Uzun zamandır büyüklerin içinde dramatik ve sarsıntılı olaylar yaşamaktan çocuk gibi davranmayı unutacaktı neredeyse. O oyun alanında oyuncaklara ve yeni arkadaşlara dalınca, psikoloğun sordukları ve söylediklerini anlattı Emine, Adem’e dili döndüğünce. Dile getirilmese de artık birbirlerine daha yakın hissettikleri için Emine’nin utangaçlığı da azalmıştı. Sırbistan’da Adem’in yaşadığı yer hakkında bir kaç soru sorunca, Adem oraya nasıl gittiğini, nasıl yaşadığını uzun uzun anlattı. Adem başken Belgrad’da yaşıyordu. Orada gezebilecekleri çok güzel büyük bir park vardı. Sade, sakin bir şehirdi Belgrad. Tabi dilinin ve özellikle alfabesinin başka olması onları zorlayacaktı. Adem de ilk başta farklı bir alfabeyle yazılmış tabelaları okumak zor olduğundan bocalamış, çokca kaybolmuştu. Dil kursuna yazılmış olsa bile, her şeyi okuyup anlamak öyle bir kaç günde olacak bir şey değildi. Firuze küçük olduğundan en çabuk o uyum sağlayacak diye düşünüyordu. Her konuda Adem zaten onlara yardımcı olacaktı. Adem’in çok büyük bir dairesi yoktu ama oturduğu binada iki boş daire olduğundan dönünce birini daha tutmayı planlıyordu. Böylece hepsi ayrılmadan bir arada yaşayabilirlerdi.

“Orada da kardeşimle ablanı sen idare edeceksin gibi duruyor!” dedi Adem gülerek

“Merak etme!” dedi Emine, “Elimden geleni yaparım, dil de öğrenirim!”

“Yaparsın biliyorum!” dedi Adem tatlı tatlı gülümseyerek, Emine kızardı hemen. Firuze yanlarına gelip kurtardı onu daha fazla kızarmaktan. Seyahat ve duygu iniş çıkışlarından iyice yorulan çocuk otele varmadan uyudu yine dayısının kollarında, o yüzden otelde oyalanmadan odalarına geçtiler. Emine ve Firuze bir odada, Adem yanlarında ayrı bir odada kalıyordu. Balıkesir’e geri döndüklerinde Gülsüme hiç belli etmedi onlar yokken ne kadar gerilip, korktuğunu. Emine onun bunları yaşadığını duyarsa, ablasını bırakıp hiç bir yere gitmezdi. Kardeşinin önünde engel olmaya hiç niyeti yoktu onun, eğer umduğu gibi Adem ile aralarında bir şey başlarsa, gözü arkada kalsın istemiyordu.

Firuze uzun uzun anlattı Gülsüme ablasına yaşadıkları her şeyi, Emine de başını sallayıp onaylamakla yetindi. Adem bir gece kaldıktan sonra yine ayrıldı onlardan. Bu defa ayrılmak Firuze kadar Emine’ye de zor geldi.

Yeşim’in kayınbiraderi söylediği gibi şikayetçi olmadığını söyleyince, mahkeme heyeti, Yeşim hakkında ‘kasten öldürme’ suçundan kamu davası açıldığını hatırlattı.

Heyet, Yeşim’in eylemlerine karşı meşru savunma hakkını kullanılması sırasında sınırın mazur görülebilir bir heyecan, korku ve telaştan ileri gelmiş olduğunun değerlendirildiğini belirterek, beraatine karar verdi.

Yıllarca hapis yatıp kızından ayrı kalacağını zanneden Yeşim mahkemenin kararını duyar duymaz olduğu yere yığılınca, Adem oturduğu sıradan fırladığı gibi kardeşinin yanına gitti.

Emine’yi arayıp sonucu söylediğinde, kızın attığı çığlıktan ürken Gülsüme ve Firuze ne olduğunu anlayana kadar neye uğradıklarını şaşırdılar ama sonra üçü birden telefonu unutup, sarılıp zıplamaya başladı. Adem, telefondaki neşeli sesleri Yeşim’e dinletince, Yeşim yeni bir ağlama krizine daha girdi. Hâlâ beraat ettiğine inanamıyordu. Adem bu defa Balıkesir’e tek başına dönmeyecekti ve izninin bitmesine de dört beş gün kalmıştı.

O gece iki kardeş otelde sabaha kadar konuşup, ağlaştılar. Yeşim eve girmek istemediği ve evdeki hiç bir şeyi de almak istemediği için evle ilgili işlemlerin halledilmesi için ertesi sabah avukata bir vekalet verdiler. Sırbistan’a, Adem’in yanına gideceklerinden zaten eve de, içindekilere de ihtiyaçları olmayacaktı. Evin üzerinde kocasının borçlarından dolayı konulan ipotekler vardı, satışı ile birlikte de borçlar ancak ödenebilecek gibi duruyordu. Kalan kısmı olursa kayınbiraderi halledeceğini ve onu da yeğenini de daha fazla üzmeyeceklerini söyledi.

(devam edecek)

Yorum bırakın