Adem’in bu defaki işleri bir kaç günden uzun sürdüğü için mesajlarla haberleşmişlerdi yine. Yeşim’i bir kaç kere daha görmüş, ihtiyacı olan şeyleri alıp, götürmüştü kardeşine. Firuze’yi sorup durduğundan, geldiğinde çektiği videoları göstermişti ona. Yeşim’i de çekip kızına göstermek istiyordu ama öyle yorgun ve ürkek görünüyordu ki eskisine göre bunun iyi bir fikir olmadığına karar verdi. Çıkması için umut vardı, hem de çok. Yine de bir kaç yıl da olsa yatma ihtimali de duruyordu cepte. Avukat Adem yokken de uğramıştı yanına, konuşup, plan yapmışlardı. Kızını çok özlemişti Yeşim. Rüyalarında kocasını görüyordu bazen ama ağabeyine anlatmamıştı bunları, elleri kan kokuyor gibi geliyordu bir de. O makasın ete girişi falan hep sonradan gelmişti zihnine. Sıcağıyla kolayca kovdum hallettim sanmıştı ama şimdi anlıyordu ki bir ömür yaşayacaktı bunlarla zihninde. Vesayet başvurusu için gerekli evraklar tamamlanıp, hazırlandı sonra. Adem’in kızı yurt dışına çıkarmak istediği de eklendi belgelere. Başka yaşayan yakın akrabası olmadığı için “Hâl olur!” diyordu avukat. Arkadaş oldukların dürüstçe sohbet edip, dertleşiyorlardı da aralarında. Adem’in izni bitmeden en azından vesayeti halletmek istiyorlardı ama umduklarından uzun sürecek gibiydi işler.
“Sen gidersin, biz arkandan geliriz sonra!” yazdı Emine o üzülünce.
“Aklım sizde nasıl döneyim!”
“İşin var ne yapacaksın ya? Gidersin, ben ikisine de bakarım merak etme! Belki bizi götürmeye gelirsin sonra bir kaç gün daha izin alıp!”
“Gelirim tabi, bırakmam sizi öyle!”
Az kalsın “Bırakma hiç!” yazacaktı Emine toparlandı. Hep görürdü başkalarını ellerinden telefon düşmez hızlı hızlı parmakları dans ederdi üzerinde. Şimdi o hızlı yazamasa da telefonu bırakamıyordu elinden. Adem bir şey yazar, arar da görmem diye korkuyordu. Adem’de zırt pırt aramaya çekindiği için yazıyordu aslında, daha kolaydı böylesi.
Geri gelmesi on beş günü buldu bu defa, Firuze deli olmuştu artık. Bir dayım diyordu, bir annem. Zor avutuyorlardı. Firuze’nin amcası aramıştı Adem’i bir kez. Kardeşini öldürmesine rağmen, “Bir şeye ihtiyacı var mı Yeşim’in!” diye sormuştu, “Firuze’ye bakarız bir müddet lazımsa!” da demişti adamcağız. Duygulanmıştı Adem, “Şahitlik edip, kardeşimi kurtarın yeter!” demişti onlara, “Gerisini hallediyorum ben!”
Avukat konuşmuştu hepsiyle zaten, Yeşim’in kocası hakkında iyi konuşan çıkmamıştı neredeyse. Böyle değildi baştan ama sonradan bozulmuştu iyice. Çok kişiden de borç almış, ödememişti.
Adem artık Firuze’ye bir şeyler söylemeleri gerektiğine karar vermişti. Avukat arkadaşının kız kardeşi psikologdu. Ona gitmişti konuşmak için, olanları anlatmış, anlatırken Emine ile Gülsüme’den her şeyden bahsedivermişti. Dışarıda buluştukları için zaman da bol bol yetmişti konuşmaya. İyi gelmişti Adem’e de anlatmak. Saklayacak yeri yoktu, çocuk eninde sonunda duyacaktı olanları. Nasıl en uygun şekilde söylenebileceği hakkında epeyce konuştular, Adem aldığı akıllarla geldi Balıkesir’e.
Gülsüme’nin kimliği gelmiş, pasaport başvurularını yapmışlardı. Öyle Gülsüme’nin umduğu gibi Adem gider gitmez olamamıştı tabi başvuru.
“Kimlik gelmeden nasıl başvuracağız!” demişti Emine o gün ablasına.
Adem evdekiler de gerilmesin diye Firuze ile ne konuşacağını söylemeden “Yeğenimle vakit geçireyim baş başa rahatlasın biraz!” demişti kızlara, Firuze çok kaldıramayacak gibi olursa yanında götürüp konuşturacaktı arkadaşının kardeşiyle zaten. Olur Yeşim hemen çıkamazsa çocuğu hazırlamaları gerekiyordu bir şeylere.
Olayı tüm şiddeti ile anlatmamıştı tabi Adem, hatta olayı anlatmamış sadece bir kaza olduğunu söylemiş, hakime annesinin suçu olmadığını ispatlamaları gerektiğini vurgulamıştı.
“Babam öldü mü yani?” dedi Firuze dehşetle.
“Bir kazaydı tatlım!” dedi Adem.
Firuze’nin yaşadığı onca şeyden sonra bunu atlatması hiç kolay olmayacaktı ama eninde sonunda duyacağı için de bundan kaçışları yoktu.
“Emine ablamın babası, annesini bilerek öldürmüş biliyor musun?” dedi fısıldayarak Firuze dayısına, o olayı duyduğu andaki dehşet duygusunu henüz içinden silinmemişti, “Babamın öldüğüne hiç üzülmedim sanırım!” dedi sonra doğrulup, sesini düzelterek.
Adem yeğeninin yaşadığı duygu karmaşasını izlerken ağlamamak için kendini zor tuttu. Emine içinde titredi yüreği. O da hiç bahsetmiyordu olanlardan. Dönene kadar ne kadar dikkatini dağıtmaya uğraşsa da Firuze çıkamadı konudan, Adem’de içine atmasın diye istediği kadar konuşmasına izin verdi. Eve döndüklerinde ikisinin de allak bulak görünüşünden, Yeşim hakkında kötü bir haber aldıklarını sandılar kızlar ama Adem işaret edince ikisi de bir şey sormadılar. Firuze dayısının yanından hiç ayrılmadı o akşam. Salonda onun göğsünde sızdı en son. Adem onu sessizce yatırıp geldikten sonra kızlara olan biteni özetledi çabucak. Emine ağlamaya başladı hemen, Gülsüme’de kendini çimdikliyordu yine.
“Onu götürsem mi diye düşündüm bu defa!” dedi sonra Adem, Emine epeydir bunu düşünüyordu zaten, başını salladı.
“Siz de gelebilirsiniz benimle!” dedi sonra ama daha der demez, Gülsüme’nin gözleri kocaman açıldı ve “Asla!” dedi gergin bir sesle.
Emine ve Adem şaşırdılar ilkin ama anladıkları için toparlandılar hemen, “Siz gidin!” dedi Gülsüme’de toparlanmaya çalışarak, “Pasaportlar gelecek ya! Ondan dedim ben!”
Adem, Emine’ye baktı dönüp, onu da zorlamak istemiyordu.
“Gelirim ben!” dedi Emine cesurca.
“Anne kız görüşsünler içleri rahat etsin! Çabucak döneriz. Ben sizi getirdikten sonra işlerim için dönerim. Zamanım azalıyor, mahkeme tarihi gelecek hafta belli olur dedi avukat!” dedikten sonra kızlardan izin isteyip, gitti Firuze’nin yanına. Çok üzülmüştü o minik kalbiyle her şeyi göğüslemeye çalışan yeğenine.
“Ya seni yakalarlarsa!” dedi Gülsüme, Adem odaya girer girmez.
“Abla pasaporta bile gittik. Avukat söylemiş ya aramıyor polis artık bizi. Kim yakalayacak?”
“Ağabeylerimiz, Ömer, babam?”
“Kocaman şehirde beni nerede bulacaklar. Aramıyorlar bile!”
“Ya rastlarsan ne olacak?”
“Adem var yanımda!”
“Ne yapacak kız Adem?”
“Korur bizi!” dedi Emine tuhaf bir güvenle ama daha çok kendini ikna eder gibi.
Adem ertesi gün biletleri aldı, avukat arkadaşının psikolog kardeşini de aradı ki onunla da dışarıda kısa da olsa görüşsünler. Hem Emine, hem Firuze için istiyordu bunu. Aslında Gülsüme’nin de çok ihtiyacı vardı belli ki ama ona da sıra gelecekti elbette.
Gülsüme kardeşi gitmek isteyince çok üstelememişti ama aslında onlar gidince evde tek kalıp, yakalanmaktan da korkuyordu. Gelip onu bulurlarsa kimse yokken ne yapardı? Bütün gece sabaha kadar uyuyamadı stresten ama yine de kardeşine bir şeyden bahsetmedi.
Firuze sabah kalkıp da annesine gideceğini duyunca evin içinde o kanepeden, o koltuğa sıçramaya başladı. Adem’in koca kolları olmasa kızlar sincap gibi zıplayıp duran kızı asla yakalayamazlardı. O gün çantalar hazırlandı. Adem gidip hepsine bilet aldı. Ertesi sabah hep birlikte ayrıldılar evden, Gülsüme onlar gider gitmez kapıyı güzelce kilitledi. Bir gün önce bakıp, evdeki her şey onlar gelene kadar yeter mi diye kontrol etmişti. Zaten iki gün sonra gelecekleri için, iki gün boyunca ne dışarı çıkacak, ne de kapı çalarsa açacaktı.
Emine de gergindi biraz, hem ablasından bir kez daha ayrıldığından, hem de her şeyin yaşandığı o yere geri dönmekten ama Adem’e güveniyordu gerçekten. Adem’e herkes güveniyordu tanıyan. Kasıtlı yaratmadığı bir etkisi vardı insanların üzerinde. Tanımayanlar korkuyor, tanıyanlar güveniyordu. Öyle tuhaf bir ağırlığı ve ciddiyeti vardı.
Firuze yol boyunca konuştu durdu dayısı ve Emine’yle. İkisi de streslenecek kadar düşünemediler o yüzden. Yoldan gelince gidip otele yerleştiler hemen, Firuze’ye neden o gün değil de yarın annesini görebileceklerini defalarca açıklamak zorunda kaldılar.
(devam edecek)