“İkisi de yetişkin!” dedi avukat, “Oradaki nüfus müdürlüğüne gitsinler kimliğimi kaybettim desin, çıkartsın yenisini!” dedi Gülsüme için. Yurt dışına çıkışlarında da bir sorun olacağını düşünmediğini söyledi, zaten çıkacaksa bile pasaport başvurusu yaptıklarında belli olurdu. Yeşim hemen çıkamayabileceği için gitmeden Firuze’nin velayetini alması gerekiyordu, o zaman yanında yurt dışına çıkarabilirdi. Velayet işlemleri için çocuğun kimliği gerekiyordu, avukatta babasının ölüm raporunu ve annesinin hapiste olduğuna dair belgeleri tamamlayacaktı. Adem oyalanmadan o akşam otobüse binip Balıkesir’e doğru yola çıktı.
“Annemin etrafına oturup, seni nasıl kurtaracağımızı konuşurduk!” diyordu Gülsüme o akşam Emine’ye. Kendilerinden çoktan vazgeçmişler Emine ile Firuze’yi kurtarma peşine düşmüşlerdi. Melike hanımın çabucak öleceğini, daha toprağı soğumadan Emine’yi ikinci tırcı damat hikayesinden korumak için Firuze ile kaçıracaklarını bilmiyorlardı bunları konuşurken. Aslında konuştukları gibi başarılı olacaklarını da düşünmüyorlardı. Umut ediyorlardı sadece.
“Bak buradayız şimdi abla!” dedi Emine.
“Buradayız ya!” dedi ablası da, “Annem de burada biliyorum, rüyamda gördüm dün!”
“Ben daha hiç görmedim!” dedi Emine dudakları titredi konuşurken.
“Dayım ne zaman gelecek?” demeye başlamıştı Firuze bu sefer, zavallı çocuğun avuçlarından kayıp gidiyordu herkes.
Adem’in mesajı gelince hemen haber verdi Emine, “Sabah burada olacak dayın!”
“Annem?”
“Annen de sonra gelecek, orada yapılacak işleri varmış, bir daha dönmeyin diye!”
“Babam gelemez değil mi buraya Emine abla!”
“Yok gelemez merak etme, annen onu halletmiş!” dedi Emine saf saf.
Gülsüme elinde olmadan püskürüp güldü bir anda ama sonra utandı yaptığından.
“Sen halletmiş deyince ben şey yapamadım pardon!” dedi sonra. Daha hiç düzelmemişti sinirleri, evlendiğinden beri bozuktu zaten. Öyle iki günde normale dönecek gibi de değildi. Biliyordu Emine bir şey demedi. Ömer zavallının ruhunu öyle örselemiş, kimliğini öyle ezip yok etmişti ki, kendine bile saygısı yoktu Gülsüme’nin. Hemen suçluyordu kendisini, etlerini sıkıyordu bazen, görmüştü Emine, bileklerinin içini morartmıştı çimdiklemekten.
“Burası iyi geliyor insana!” dedi Firuze uyuyunca, “Deniz, yeşillik falan herhalde!”
“Özgürlük!” dedi Gülsüme, “Güven!”
İki kardeş dalıp gittiler uzaklara, sonra herkes odalarına çekilip daldı düşüncelere.
Gün doğarken anahtar girdi kapıya geldi Adem. Emine Firuze’yi uyandırmadan kalkmıştı erkenden bekliyordu gelmesini. Hem olanları merak ettiğinden, hem de iki odada dolu olunca dinlenemez gelince diye Firuze’nin yanına yatsın istemişti.
Adem onu kapının ağzında görünce irkildi birden, kafası öyle doluydu ki, küçücük Emine’nin gölgesinden ürkmüştü koca adam.
“Niye ayaktasın sen?” dedi şaşkın şaşkın.
“Aç mısın?” dedi Emine de ne dese bilemediğinden.
“Kahvaltı mı hazırladın yoksa?”
“Çay da yaptım!”
“Açım!” dedi Adem beraber sessizce mutfağa geçtiler. Adem kahvaltısını yaparken anlattı olanları fısır fısır. Emine’nin yüzü aydınlandı dinlerken, umut vardı demek.
“Firuze’nin kimliği sen de mi?”
“Çantamda Yeşim abla verdiydi bana! Şey acaba onu da mı götürsen, annesini görse!”
Adem baktı bir süre Emine’nin yüzüne, onun da aklına gelmişti bu gözlerde gördüğü hüzünlü merhametin aynısı vardı yüreğinde.
“Nasıl açıklayacağım annesinin hapiste olduğunu?” dedi sonra kendine açıkladığı gibi.
“Doğru!” dedi Emine sıkıntıyla iç çekip eğdi başını önüne.
“İyi geldi kahvaltı teşekkür ederim!” dedi Adem üzülmesin diye, “Ablanı nüfus müdürlüğüne götürelim bu gün, kimliğine başvuralım. Kimlik gelince de ikiniz emniyete gidersiniz pasaport için, ben de Firuze’nin velayeti için uğraşırım o sırada, tabi Yeşim için de!”
“Bizi aramaz mı polis?”
“İkiniz de reşitsiniz. Bakacak avukat hakkınızda var mı bir arama falan diye! Burada olduğunuzu kimse bilmiyor şimdilik.”
“Şimdilik?”
“Yani yasal başvurular yapınca bulabilirler diye söyledim!”
“Sen de olmayacaksın ama?”
“Gelip sizi alırlar diye mi korkuyorsun?” dedi Adem şefkatle.
“Firuze ne olur o zaman?”
“Merak etme, ben sizi kimseye bırakmam!”
Emine gülümsedi mahcup bir şekilde, Adem’de güldü. Kahvaltıyı edince, Emine ile sohbette edince rahatlamıştı içi, uyku çökmüştü gözlerine. Emine “Kılıfı falan değiştirdim ben!” dedi gidip yatsın diye. Adem ikiletmedi teşekkür edip girdi odaya, yeğenini kokladı eğilip, kıvrılıp uyudu yanında.
Gülsüme son anda duyup kalkmıştı sesleri, Adem odaya girdikten sonra. Hemen geldi mutfağa, Emine ona da bir çay doldurup anlattı duyduklarını.
“Yurt dışına mı gideceğiz?” dedi Gülsüme sevinçle, hayatı boyunca hayalini bile kurmadığı şeyler yaşayacaklardı.
Emine güldü ablasının çocukça sevincine, insanın umuda nasıl da ihtiyacı vardı. Bir film seyretmişti küçükken, babaları çocukları lunapark diye bir yere götürüyordu. O kadar güzel vakit geçiriyorlardı ki, bir akşam ablası ile oturup hayal kurmuşlardı ablasıyla, hayallerinde öküz değildi babaları.
“Bizi bulurlarsa öldürürler!” dedi Emine birden bire.
“Sus be! Ağzından yel alsın!” dedi Gülsüme’nin söndü bütün sevinci birden bire.
Firuze gözünü açıp yanında dayısını görünce sevinçle bir çığlık attı. Gülsüme ile Emine içeri geçip birlikte uzanmışlardı yatağa. Firuze’nin çığlığını duyunca ellerinde olmadan dikildiler ikisi de, sonra kahkahası gelince anladılar dayısı ile oynadığını ses etmediler.
Emine kalkıp yeniden hazırladı kahvaltıyı, neredeyse öğlen olacaktı. Hepsi birlikte yedikten sonra çıkıp nüfus müdürlüğüne gittiler. Adem giderlerken pasaporta nasıl ve nereden başvuracaklarını uzun uzun anlattı onlara, gidip fotoğraf çekilmeleri de gerekiyordu.
Firuze dayısının yeniden gideceğine üzülmüştü ama hep birlikte dayısının yurt dışındaki evine gideceklerini duyunca mutlu olmuştu hemen.
“Babam gelip bizi bulamaz orada!” dediği için hepsinin gülümsemesi donmuştu yüzlerinde ama belli etmemeye çalışmışlardı.
Adem ertesi sabah otobüse binip döndü yeniden. Avukat poliste Emine ya da Gülsüme’nin arandığına dair bir şikayet bulamamıştı. Babaları Emine için yaptıkları şikayeti de geri almıştı, “Kız arkadaşındaymış!” dedirtmişti oğullarına. Belliydi ki beraber kaçmışlardı ve artık kapılar ikisine de kapanmıştı.
Ömer’de gururuna yediremiyordu o yüzden karım kaçtı diyememişti kimseye, kovdum, boşuyorum diyordu. Oynaşının öğrettiği gibi. Kimseyi ilgilendirmezdi. Hemen çocuk yapacaktı Ömer’e, hem de kaç tane isterse, koç gibi adamdı Ömer, koç gibi de çocukları olurdu. O sünepe doğuramamıştı. Yağlayıp, ballıyordu şimdiden, evi istiyordu üzerine ama daha diyememişti onu. Ömer’in öfkesi biraz daha geçsin diye bekliyordu.
Yengeler kendi aralarında dedikodu yapsalar da kocalarına ağızlarını açamıyorlardı olanlar hakkında. Gülsüme’nin evli olduğunu biliyordu zaten herkes, annesi ölünce gelmiyor diyeceklerdi. Emine’yi de köye gelin vermişlerdi. Taşınacaktı baba zaten o evden. Mahalleyi komple terk etmek istiyorlardı. Tamirhane de eskiydi olmuyordu böyle. Bakalım geri gelince bir kapı bulabilecekler miydi o nankörler. Avuntular devam ediyordu içlerinde, birbirlerini de ikna etmişlerdi söyledikleri yalanlara. Çok sürmezdi babaları gibi oğullarında kendilerine birer oynaş edinmeleri. Aynı kumaştan kesilmişlerdi hepsi. Biraz fazla kesilmişlerdi belli ki idrakleri ile arları eksikti.
Gülsüme’nin aklı da yaşadıklarından eksikliğin eşiğine gelmiş olsa da Adem’in kardeşine bakışlarını fark etmişti. Yeşim ablasının içinden geçenleri de bildiğinden belki hemen anlayıvermişti.
“Kurtaracağız ya sahiden seni kız!” dedi içinden ama Emine’ye bir şey belli etmedi, “Dünya ahiret ağabeyim olsun vallahi ablamın anlattığından da iyi bu Adem!” diye teşhis de koydu kendi kendine. Başlarına ne gelirse gelsin hayatın bir yerinden sarıp tutunmaya alışmışlardı onlar aslında. Yeşim ablası ile iki ağlarken durup birden dedikoduya başlarlar sonunda kahkaha krizine girip rahatlatırlardı birbirlerini. Yeşim ablası olmayınca zihniyle devam ediyordu Gülsüme bu konuşmalara. Onlar da olmasa iyice kafayı oynatırdı zaten.
(devam edecek)