“Öküz gibi çalıştım ben onlara bakmak için!” diye çatlaklarına yağ pis dolmuş ellerini gösteriyordu baba oynaşına. Kadın da içmeden çekemiyordu aslında onu, o yüzden kuruyordu o sofraları, o ısırılıp duran bıyık uçları, çürük dişlerin yaydığı ağır ağız kokusu ve o zımpara gibi eller ancak içince çekiliyordu. O Ömer’in oynaşı gibi aptal değildi. Ne nikah istiyordu ne başka bir halka. İyiydi böyle.
Gülsüme nihayet otobüs otogara girerken kaldırdı başını. Ne güzel ağaçlar görmüştü yol boyunca, ne güzel bir yere gelmişti böyle. Ya da uzun zamandır gözleri ilk defa görmeyi hatırlıyordu belki de. Kaygı perdesinin pusladığı hayatı geride kalınca, sanki güneş doğmuştu yeniden. Herkes bagajına koşarken sallana sallana indi otobüsün merdivenlerinden.
“Abla!” diyen çığlık sesini duyunca, yorgunluktan hayal duyduğunu sandı ama Emine başından uçup giden yemenisine aldırmadan koşup atladı boynuna. Firuze bir elinde sımsıkı papatyalarını tutuyor, diğer eliyle dayısının parmaklarını sıkıyordu. Gülsüme’nin arkasından gözüküverecek annesi için heyecanla atıyordu kalbi. Adem’in uzun boyu otobüste kardeşinin olmadığını görebileceği kadar uzundu ne yazık ki ve ne düşünse bilemiyordu tam da o an. Emine ablasının boynuna atlayınca o da yeğenini korumak ister gibi bilinçsizce eğilip kucağına aldı küçük kızı.
“Dayı dur göremiyorum!” diye huzursuzlandı Firuze ama Gülsüme’nin arkasından otobüsün boş kaldığını o da gördü dayısının kucağına yükselince ve elinde sıktığı papatyalarla kaldı bir süre öylece.
Emine ablasına kavuşmanın heyecanı ile onu sımsıkı sardıktan sonra, “Hani, Yeşim abla nerede?” dedi etrafına bakınıp. Gülsüme o sırada gördü Firuze’yi uzun boylu adamın kucağında, anladı Adem’in o olduğunu.
Elindeki bisküviyi şuursuzca uzattı Emine’ye, dudakları titredi konuşacak gibi oldu, bir şey diyemedi. Emine de o zaman fark etti onun üstü başıyla dışarı fırlamış olduğunu, ne çanta, ne ayakkabı, ne de normalde giydikleriydi bunlar.
Firuze göz yaşlarına boğulmuş ağlıyordu dayısının kucağında, Adem soru dolu gözlerle Gülsüme’ye bakarken, onlara doğru yürüdü. Tam anlatacaktı “Dur!” dedi Adem, belli ki iyi şeyler değildi söyleyecekleri ve Firuze duysun istemiyordu. Emine ablasının peşinden yürüyüp geldiği için anladı Adem’in endişesini. Gidip aldı dayısının kucağından Firuze’yi.
“Annem neden gelmedi?” dedi Firuze Gülsüme’nin eteğine yapışıp.
“Bir aksilik oldu ama gelecek!” deyiverdi Gülsüme. Emine de çok merak ediyordu ama o ablasına kavuştuğu için şimdi diğerlerini idare etmeliydi.
“Gel tuvalete gidip yüzünü yıkayalım!” dedi Firuze’ye, aldı götürdü çocuğu.
Gülsüme göz yaşları içinde anlattı Adem’e olanları. Koca adam öyle bir sarsıldı ki olduğu yerde oracığa yıkılıp kalsa, Gülsüme asla onu kaldıramazdı. Hızla döndü arkasına yürüdü, saçlarını karıştırdı.
“Benim gitmem lazım!” dedi en son.
Emine Firuze’nin yüzünü gözünü yıkamış geri getiriyordu. Adem’in delirmiş gibi dönüp durduğunu görünce gitseler mi, dursalar mı bilemedi. Gülsüme sanki suç onunmuş gibi süklüm püklüm duruyordu Adem’in karşısında. Adem Emine’yi görünce hızlı hızlı onlara doğru yürüdü. Emine’ye bir şey diyecek oldu önce ama sonra, eğildi korkuyla bakan yeğeninin karşısına diz çöktü.
“Ben gidip anneni alacağım tamam mı? Sen burada Emine ve Gülsüme ablanlarla kal!”
“Ben de geleyim dayı seninle?” dedi Firuze.
“Olmaz, annenin bir işi varmış, onu tek başına halledemez. Biz o işi beraber halledelim iki kardeş, sen de burada ablalarınla kal! Geleceğim ben merak etme sakın!”
Firuze yine başladı ağlamaya normal olmayan bir şeyler olduğunu anlıyordu ama aklı o kadar uzun hikayeler yazacak kadar büyümemişti daha.
Adem doğruldu, son bir iki günü birlikte geçirdikleri Emine’ye baktı derin derin. Emine’nin örgülü saçları da dağılmış rüzgarda uçup duruyordu. Öyle hüzün yüklüydü ki gözleri, Adem aynaya baktığını düşündü. İçindeki hüzün mü yansımıştı bu kızın gözlerine, yoksa onun hüznünden bir tane de karşısında mı vardı. Toparlandı sonra evin anahtarını uzattı ona, “Aldım ben yanıma!” dedi Emine.
“Ablan sana anlatır, benim gitmem gerekiyor. Sana güveniyorum! Beni bekleyin.” dedi Adem sadece.
Emine o an sanki bu dev adamın gidip dünyayı sonra da gelip onu kurtaracağını geçirdi içinden. Kutsal bir görev verilmiş gibi salladı başını. Adem tereddüt etti bir şey daha söyleyecek gibi oldu ama “Bilet alayım!” dedi döndü, sonra yeniden Emine’ye döndü, elini cebine sokup, bir tomar para çıkardı, Emine’ye verdi çantasına koyması için.
“Telefonunu sakın kapatma!” dedi sonra ve geri dönüp bilet almak için yürüdü. Emine Firuze’nin elinden tutup gitti ablasının yanına.
“Firuze özledim seni!” dedi Gülsüme gülmeye çalışarak eğildi kızın boyuna.
“Babam annemi dövmedi değil mi?” dedi Firuze korku dolu gözlerle.
“Yok!” dedi Gülsüme alaycı çıktı gülüşü, “Baban artık kimseye zarar veremez korkma!”
Birlikte eve döndüler sonra, Emine yol boyu öğrenemedi olanları. Firuze sürekli ağlıyordu sessiz sessiz, elindeki papatyaların sapını sıkmaktan çürütmüştü avucunda. Emine yumuşak bir hareketle açtı avucunu aldı çiçekleri.
“Annenle toplayacağız yenilerini merak etme!” dedi kızın yanaklarını severek, “Haydi Gülsüme ablana odalarımızı gösterelim mi?”
Gülsüme özgürlüğün kokusunu içine çeker gibi dolandı evde onlarla.
“Emine burası çok güzel bir yermiş, deniz de çok güzel, gittiniz mi hiç?” dedi boş boş, sanki Emine onunla aynı kaderi yaşamamış da öncesinden gelmiş gibi saçmaydı sorusu ama Emine gülümsedi sadece, “Daha fırsat olmadı, Adem!” dedi sustu sonra, “Firuze’nin dayısı gezdirecekti bizi ama sonra sizin!” dedi durdu sonra yine “Senin geleceğini duyunca erteledik!”
“Annem gelince gezeriz artık!” dedi Firuze araya gidip.
“Tabi!” dedi Gülsüme. Nihayet Firuze biraz sakinleyip, televizyona dalınca Gülsüme hararetle anlattı olanı biteni. Emine gözleri fal taşı gibi açılmış dinliyordu ablasını. Gülsüme’nin iyice sinirleri boşaldığı için gülüyordu ha bire.
“Düşünsene beni öylece çıktım evden terliklerle, iyi ki soğanları alıp çıkmamışım ha ha!”
Emine ablasının az sonra bir ağlama krizine gireceğini anlamış, rahatlasın diye bakıyordu öylece yüzüne ve sonunda Gülsüme’nin fırtınası patlayınca sımsıkı sarıldı ablasına. Allah’tan Firuze dalmıştı televizyona. Konuştuklarını duymasınlar diye de açmışlardı sesini iyice. O sırada telefonun sesi duyulunca Emine hemen fırlayıp buldu çantasından, Adem’di arayan, otobüse binmişti, Firuze’yi merak etmişti.
“İyi, televizyon seyrediyor!” dedi Emine çekinerek.
“Sen nasılsın?”
“İyiyim!”
“Ablan?”
“O da iyi!”
“Ben gidip Yeşim’in durumunu öğreneyim, haber vereceğim sana tamam mı? Firuze’ye sakın bahsetmeyin olanlardan. Ablanın anlattığına göre nefsi müdafaa, şimdi çok konuşamıyorum otobüsten, avukat bir arkadaşım var, ona gideceğim. İçin rahat olsun merak etme!”
“Tamam!” dedi Emine yine, Adem’in ona böyle her şeyi detaylıca anlatmasına mutlu oluyordu garip bir şekilde. Hiç alışık değildi böyle hissetmeye. Gülümsedi elinde olmadan.
“Görüşürüz!” dedi Adem kapattılar.
Adem’de tuhaf hissetmişti onlar tuvaletten çıkıp geldiklerinde ama bunun yaşadığı şokun yarattığı olmadık bir sonuç olduğunu düşünüyordu. Şimdi hiç sırası değildi zaten, Yeşim’in bir an önce kurtarmalıydı. İzni sadece bir aydı ve gitmeden her şeyi halletmesi gerekiyordu. Yol boyunca ihtimaller üzerinde düşündü durdu.
Gülsüme sıcak bir banyo yaptı uzun uzun. Sıcak suyun böyle tatlı aktığını hiç fark etmemişti sanki daha önce, günlerdir acıtılmayan etlerini sevdi kendi elleriyle. Su da onunla birlikte sevdi sanki bedenini. Gözlerini kapattı durdu öylece. Her pislik üzerinden akıp gitti sanki. Sonra çöktü ağladı biraz. Banyoda uzun kalınca endişelendi Emine, alışık değillerdi öyle banyoda oyalanmaya, evdeki erkekler uyuduktan sonra girip hemen çıkarlardı. Islak saçlarını örüp yattıklarından başları ağırdı sürekli sabahları Yastık kılıfları da rutubet gibi kokardı bazen.
(devam edecek)