Gülsüme boş gözlerle mutfağa yürüdükten sonra, ağabeyi ayakkabılarını çıkarıp, geçti babasının yanına. Yeşim hakkında ileri geri konuşmaya başladılar. Emine onunla değildi belli ki, yoksa polis içeri girince bulurdu kızı.
Gülsüme son şansının elinden kayıp gitmesine izin vermek istemiyordu. Ömer’in yanına geri dönemezdi artık, kurtuluşun ateşi düşmüştü bir kere içine. Kardeşini de kaybetsindi annesinden sonra. Yeşim ablası, Firuze, Emine olmadan nasıl geçecekti hayatı. Bu eve de gelemezdi bir kez gidince, Yeşim olmayınca diğerlerine ne olduğunu da asla öğrenemezdi.
Ağabeyi cebindeki iddia kuponuna bakmak için telefonuna daldı bir kaç dakikalığına, babası da gözü televizyonda ama aklı Emine’de ve onu yakalarsa yapacaklarındaydı. Gülsüme “Kaybedecek neyim var!” dedi mutfakta kendi kendine, terliklerini çıkarıp kapıya yöneldi sessizce, başlarını çevirseler, avına odaklanmış kedi gibi sessizce ve kapıya doğru ilerleyen Gülsüme’yi görebilirlerdi ama görmediler. Babası böğürerek öksürünce sıçradı yerinden ama sesi çıkmadı neyse ki. Emine’nin sokak terliklerini eğilip aldı yerden, babasının öksürüğü bir başladı mı kesilmezdi bir daha, ikinci öksürük geldiğinde çevirdi kapının kilidini, terlikleri yere koydu, kapıyı tam çekmeden iyice kapadı ve merdivenleri aynı sessizlikte inip sokağa fırladı. Kalbi yerinden çıkacaktı sanki, Yeşim’in apartmanına doğru koşmaya başladı hızlıca. Polis otoları, ambulans kalabalık hepsi duruyordu daha. Yeşim bekleyen polis arabasına bindirilmişti. Kalabalığın arasından Gülsüme’yi gözü seçince açık camdan bağırmaya başladı.
“Gülsüme!”
Gülsüme’de son anda fark etti onu, arabanın şoför koltuğunda oturan polis öndeki kontrolden kapattı camı hemen, susmasını söyledi Yeşim’e.
“Kardeşim geldi, ne olur açın son bir şey söyleyeyim, kaçacak değilim, sizi ben aradım zaten!” dedi yalvarır bir sesle. Gülsüme o sırada gelmiş, korku dolu gözlerle camın arkasından Yeşim’e bakıyordu. Polis sıkıntıyla içini çekti indirdi camı biraz.
“Çabuk ama!” dedi sonra.
“Gülsüme otogara git çabuk, otobüs bir saate kalkacak, parasını verdim.” dedi nefes nefese, firmanın adını söyledi sonra. Gülsüme’nin yanında ne para, ne de başka bir şey vardı, “Sakın dönme eve!” demeye kalmadan polis kaldırdı camı.
Gülsüme ağzını açıp bir şey diyememişti bile. Polis arabadan uzaklaşmasını söyledi hemen ona. Yeşim başıyla işaret etti yeniden,
“Git!” dedi dudaklarını okusun diye.
Gülsüme korkuyla geri çekildi, nasıl gidecekti otogara? Kalabalığın arasından çıktı, başını çevirince Ömer’i gördü eve yürürken. Birden aklındaki tüm ziller çalmaya başladı. Koşarak bakkala girdi hemen.
“Ersin ağabey, babam çıkıp para çekemedi annemi biliyorsun!” dedi nefes nefese, “Varsa bir beş yüz lira yollasın öderim dedi!” deyiverdi. Korkuyla aklına nereden gelmişti tüm bunlar bilmiyordu ama adam ikiletmeden, kasanın çekmecesini açıp, iki tane iki yüzlük ile bir yüzlüğü çıkarıp uzattı Gülsüme’ye.
“Selam söyle!” dedi sonra.
“Tamam!” dedi Gülsüme, aldı parayı çıkarken Ömer’i kontrol etti, baktı yoktu sokakta. Koşarak kalabalığın arasına girip, diğer taraftan çıktı, caddeye kadar terlikler ayağından fırlaya fırlaya zorla gitti. Yoldan geçen ilk taksiye el etti hemen, sakin görünmeye çalışarak bindi. Yanında ne çanta ne de başka bir şey olmadığından parayı avucunda sımsıkı tutuyordu. Çıkmadan soğan doğradığı için ellerinden soğan kokusu geliyordu burnuna.
“Otogar!” dedi adama, gidiyordu işte.
Yeşim bileti aldıktan sonra ağabeyine mesaj çekmişti kaçta hangi firmayla geleceklerini. Firuze annesinin geleceği saati duyunca yerinde duramamıştı bir türlü. Beş dakikada bir saati soruyordu Emine’de rahatlamıştı ablası ile Yeşim ablasının geleceğini duyunca. Adem Yeşim’i arayıp duruyordu ama telefonu açan yoktu. İçine bir sıkıntı girdi ama demedi bir şey diğer ikisine.
Ömer kapının aralık olduğunu görünce, itti eliyle, seslendi içeri, “Gülsüme?”
“Kapıyı kapatmadın mı?” dedi babası döndü oğluna ters ters. Oğlan yaptığını sandığı salaklık yüzünden kalktı kapıya, “Gel enişte!” dedi babasına duyura duyura, “Kapıyı kapatmamışız!”
Ömer ayakkabısını çıkarıp, girdi içeri, babasının elini öpüp oturdu yanına. Hemen Yeşim’i anlattılar ona.
Ömer “Ben size hep diyordum” der gibi başını sallaya sallaya dinledi. İçi rahatlamıştı, sonunda kurtulmuşlardı o akıl hocasından. Ayıp olur diye Gülsüme nerede diyemedi. Diğer ikisi Gülsüme mutfakta yemek yapıyor sandıklarından oturdular bir saate yakın öylece. Ta ki babası susayıp, “Gülsüme su getir!” diye bağırana kadar. Bir, iki, Gülsüme’den ses çıkmayınca, Ömer kalktı yerinden, gitti mutfağa ama karısı yoktu içeride, iki soğan doğranmak için bekliyordu tahtanın üzerinde, bir tanesi doğranmış, kenara ayrılmıştı. Tuvalete gitmiş olabilir diye çıktı mutfaktan bütün evi dolandı ama Gülsüme’den iz yoktu. Geldiğinde kapının açık olduğunu hatırlayınca, uyandı birden bire hızlıca salona dönüp “Yok Gülsüme gitmiş!” dedi tuhaf bir ifadeyle, ağabey ile baba birbirine baktı, ne oluyordu bu kızlara böyle.
“Ne gitmesi?”
“Yeşim’in peşine mi gitti?” dedi ağabey de uyandı birden. Gülsüme’nin elinden düşen bez duruyordu daha yerde. Ağabey fırladı hemen sokağa, Ömer’de peşinden. Polis ve ambulans gitmiş, kalabalık da dağılmıştı.
“Kadını polis götürdü demedin mi?” dedi Ömer, “Nasıl gidecek onunla?”
İkisi birden sanki bilmiş gibi bakkala yöneldiler. Bakkal Gülsüme’nin gelip, babasının para istediğini söyledi.
“Allah kahretsin!” dedi ağabey. Ömer öfkeden nefes alamıyordu. Sokakta başkalarına da sordular ama herkes polis arabaları ve olaya öyle odaklanmıştı ki, Gülsüme’nin polis otosuna yaklaşıp, Yeşim ile konuştuğunu bile görmemişti gözleri.
“Kesin bu Yeşim karısı planlamış, Gülsüme ile Emine peş peşe kaybolduklarına göre!” dedi Ömer dişlerinin arasından.
“Ara şu polis arkadaşını?” dedi ağabey. Yeşim’in nerede olduğu belliydi nasılsa, kızların nereye gittiğini söyletene kadar gebertsinlerdi pisliği. Dönüp eve söylediler babasına. İkinci kez gözlerinin önünde kaçıp gitmişti bir kız daha. Bir yandan kendilerine yediremiyorlar, bir yandan öfkelerine hakim olamıyorlardı. Ne diyeceklerdi mahalleye, Ömer ne diyecekti? Evden kaçan kadından hayır mı gelirdi daha? Bu Yeşim hepsine bir koca mı ayarlamıştı yoksa. Kendi kocasını da öldürdüğüne göre, belki sıra Ömer’deydi.
“Saçmalama lan!” dedi ağabey ilk defa. O kadar da değildi artık. Karısına sahip çıkamadılar diye gözü dönmüştü Ömer’in ama akıllıydı o, hemen öfkesine yenilemezdi. Cevap vermedi. Polis arkadaşını aramamıştı daha, karım kaçtı demeye dili varmamıştı. Düşünüyordu sessizce. Aslında onun da vardı bir oynaşı, Gülsüme ile de mutlu değildi ama karısı kaçtı dedirtmemek lazımdı. Daha hapları bile konuşmamışlardı.
“Polise diğer kardeşimiz de mi kaçtı diyeceğiz şimdi?” dedi ağabey aptal aptal.
Baba sessizce kemiriyordu dudaklarını.
Gülsüme otobüs hareket edince akıl etmişti bazı şeyleri, o kadar korkmuş, o kadar şaşkındı ki. Olmuştu ama başarmıştı işte. Yeşim ablasına ne olacağına da korkmuştu çok. Kocasını neden, nasıl öldürmüştü. Otobüsten inince nasıl bulacaktı kardeşi ile Firuze’yi, ne yapacaktı hiç bir fikri yoktu. Bir ağlıyor, bir gülüyordu kendi kendine. Elleri soğan kokuyor, ayağında Emine’nin sokak terlikleri, üzerinde ev elbisesi, uzaklaşıyordu herkesten ve her şeyden öylece. Kalan parası avucundaydı hâlâ, cebi bile yoktu ki koysun.
Otobüsün gelme saatine yakın, Adem, Emine ve Firuze’yi alıp otobüsü karşılamaya götürdü. Gezdirecekti onları ama Yeşim’in mesajı gelince akan sular durmuştu tabi. Firuze’nin neşesi öyle yerindeydi ki, hoplayıp, zıplıyor, durmadan konuşup yere göğe sığmıyordu sanki. Annesi geliyordu nihayet! Emine de çok heyecanlıydı, sağ salim kavuşacaklardı ablasıyla.
“Adem, haydi gidip karşılayalım şunları!” deyince neredeyse çocuk gibi zıplayacaktı o da. Adem de neşelenmişti iki kızın yüzü aydınlanıp, gülmeye başlayınca. Firuze iki tane papatya koparmıştı bahçeden, biri annesine, biri Gülsüme ablasınaydı.
(devam edecek)