Emine – Bölüm 14

Babasının yukarıdan inen ayak sesleri duyulduğunda ağabeyi kanepeye uzanmış gözlerini kapamış açık televizyonu dinliyordu belli ki. Gülsüme’de yemek yapmak için mutfağa girmişti. Ağabeyleri de olunca, onca adamın boğazı doymuyordu. Ömer’de eksik değildi tabi, evde yemek olmayınca o da geliyordu. Sabah gelirken kirlilerini getirmişti bir de utanmadan. Gülsüme atmıştı makinaya hepsini yıkanıyorlardı. Yemek işi bitince babasınınkilerle ütüleyecekti hepsini. Kapı açılıp baba içeri girince, ağabeyi doğruldu yattığı yerden.

“Bir şeyler olmuş herhalde, polis dolmuş mahalle!”

Üst katın camından daha iyi görünüyordu sokak boylu boyunca, kadın görmüştü camdan sofra bezini sikelerken, çağırıp ağşığına göstermişti. Emine’de kayıp olunca o da işkillenmiş, toparlanıp inmişti aşağı. Oğluna “Git bir bak!” dedi beş karış suratla.

Gülsüme’de kulak kesilmişti polis lafını duyunca, Emine’nin çok uzakta olduğunu biliyordu ama yine de içi cız etmişti. Kanepede iyice ağırlık çöken ağabey, baba lafı ikiletilmeyeceği için doğruldu. Sallana sallana ayakkabısını giyerken babasının ters ters baktığını görünce, toparlanıp fırladı hemen. Gerçekten de sokağın yukarısında bir kaç polis otosu, bir ambulansın etrafına toplanmış kalabalık vardı. Cebinden çıkardığı sigarasını yakıp, tüttüre, tüttüre yürüdü o tarafa doğru. Kalabalığa yaklaşınca dumanı arkasına doğru savurup, dokundu bir adamın omuzuna.

“Hayırdır? Ne olmuş?” dedi ilgisizmiş gibi.

“Kadın kocasını öldürmüş!”

“Demek ki bizimle ilgili değil!” diye geçirdi içinden, babası boşu boşuna kaldırmıştı onu yerinden. Kadının koynundan çıkıp indiğine göre, Emine ile ilgili sanmıştı besbelli de. Öyle olsa polis denk gelmelerini mi beklerdi arar haber verirdi hemen.

“Bir karıya mı öldürtmüş kendini gavat!” dedi artist artist. Bir kocaman duman daha çekti ciğerlerine, dönerken bakkaldan sigara almayı düşündü o an, babası evde olunca içemiyordu yanında ama eve dönerken bakkal kapanırsa, gece sigarasız kalmak istemiyordu. Dumanı savurup dönecekken, polisin ellerini arkadan bağladığı kadını görünce, duman olduğu gibi kaçtı boğazına, iki büklüm olup başladı öksürmeğe! Az önce soru sorduğu adam da evden çıkarılan kelepçeli kadına vermişti dikkatini ama hemen arkasındaki adamın boğulur gibi öksürdüğünü duyunca döndü geriye, sırtına iki şaplağı indiriverdi daha ne olduğunu anlamadan.

“Yuh be!” diyerek doğruldu ağabey ama başka bir şey diyemeden öksürük gene başladı, adam bir okkalı vuruş daha yaptı sırtına, sonra da şefkatle seviyormuş gibi eğilip, “İyi misin hemşerim! Bak ambulans şurada!” diye işaret etti kapılarını yeni kapattıkları ambulansı. Sanki o an gerçekten boğuluyor olsa “Sağ ol kardeş!” deyip ayakları ile gidebilecekti ambulansa.

“Ya bi git Allahaşkına!” diyerek bir daha şaplağı yememek için uzaklaştı adamdan, elinin tersiyle ağzını kapatıp hızlı hızlı yürüdü eve. Ömer’in dediği kadar vardı demek ki bu kadın. Kapıdan girdiğinde nefesini anca toparlayabilmişti, babası başını çevirip hemen soru dolu gözlerini dikti üzerine.

“Şu Yeşim karısı var ya!” dedi elinde bezle mutfaktan fırlayıp gelen Gülsüme’ye kaydı gözü. Gülsüme’ni yüreği ağzına gelmişti çoktan.

“Ne olmuş Yeşim ablaya?” diye atıldı ağabeyine doğru.

“Kocasını öldürmüş! Polis götürüyo şimdi?”

“Ne?” dedi Gülsüme’nin elinden düştü bezi, kapıya doğru yeltendi ama tuttu ağabeyi kolundan, “Hayırdır sen nereye?”

“Ağabey bırak da gideyim ablamın yanına?”

“Gir kız içeri!” diye böğürdü babası, “Kocasını öldürmüş diye ağabeyin sağır mısın? Polis yakalamış işte bulmuş belasını!”

O sırada Gülsüme’nin yaşadığı şok veya nedenleri hakkında hiç bir fikri yoktu ikisinin de. Yeşim ablasını, Emine’yi, Firuze’yi belki de bir daha hiç göremeyecek ve en kötüsü de elindeki tek kurtulma umudu da o bezle birlikte yere düşmüştü Gülsüme’nin. Neredeyse yığılıverecekti yere. Tam da her şeyin sonuna gelmişken, tam da evden adımını dışarı atmışken her şeyin sonu mu gelmişti şimdi. Gülsüme’nin donmuş gibi boş boş baktığını gören ağabeyi, silkeledi tutup kolundan, “Duydun mu hey, ne bakıyorsun öyle salak salak!”

“Geç içeri!” dedi babası. Gülsüme robot gibi döndü mutfağa, elinden düşen bez öylece kaldı yerde.

Boğazına yapışan kocasının elinden kurtulmak için apış arasına sıkı bir tekme indirmişti Yeşim, Adem ile büyümüştü o bilirdi bir erkeğin canını yakmasını.

“Ih!” diye inleyip, iki büklüm olunca, kaçmıştı elinden, ne akla hikmetse yatağın üzerindeki valizi de kapıvermişti. Kapıya kadar ulaşabilirse bağırır, elinden kurtulurum diye hesaplıyordu. Daha salona varır varmaz yakaladı onu kocası. Hızla dönüp, can havliyle valizi kaldırıp çarptı kafasına ama plastik valiz en çok sersemletti adamı, uzanıp yakaladı bileğinden. Büfenin önünde boğuştular biraz, son anda çekmecedeki makas geldi aklına Yeşim’in, adam yeniden boğazına yapışmış sıkarken, araladı çekmeceyi, annesinden kalan kocaman dikiş makasını ek yordamı ile yakalayıp, olanca gücüyle sapladı yanına. Adam yine “Ah!” diye o yanına bükülürken çekti sırtına sapladı bu sefer. O sırada kendi yüzünü görebilseydi dışarıdan eğer, ödü patlardı muhtemelen ama o kadar korkmuş, o kadar paniğe kapılmıştı ki, can havliyle ne yapacağını bilemiyordu bile. Ne yaptığını da bilmiyordu. Firuze, Emine ve Gülsüme vardı aklında. Hiç değilse Gülsüme’yi de çıkarmayı başarması lazımdı. Adam eski kalın makasın etine saplanmasının acısıyla kıvranırken doğrulacak diye korktuğundan tutup suratına çarptı bu sefer makasın tok tarafını, yüzü de kanlar içinde kalan adam, yıkıldı yere. Öylece donmuş ona bakarken, kolu oynadı yerinden bacağına yapışacak diye korkup, sıçradı üzerinden öte yana arkasından gelmesin diye elinde sımsıkı tuttuğu makası soktu yerde yatan adamın böğrüne, ağzından köpük köpük kan fışkıran adam hareketsiz kaldı öylece.

Yerde diz çökmüş kocasının hareketsiz bedenine baktı bir kaç dakika. Sonra elindeki kanlı makası görüp fırlattı ve panikle ayağa kalktı, banyoya koştu kan gidene kadar ellerini ovaladı. Aynadaki gözlerine bakınca kızının babasını öldürdüğünü duyunca ondan nasıl korkacağını fark etti birden. Melike ablayı, kocası öldürmüş deyince nasıl korktuğunu hatırladı. Nasıl bakacaktı şimdi Firuze’nin yüzüne. Çantayı kapıp çıksa şimdi, polis düşecekti peşine, eninde sonunda anlayacaklardı kocasını öldürdüğünü. Şimdi Gülsüme’yi alıp gitse ağabeyinin yanına, hepsi bu suça ortak olacaktı, hepsi bilecekti katil olduğunu. Aynada baktığı bu yüz az önce bir can almıştı.

“Affet beni Firuze!” dedi ağlayarak, “Affet kızım!”

Elleri titreyerek, gitti salona, kocasına baktı, yerde bıraktığı gibi yatıyordu hâlâ. Ölmüş mü diye kontrol etmek bile gelmiyordu aklına. Elinden sanki kan kokuyordu hâlâ, masanın altından halıya doğru akıp göllenen kanı görünce öğürdü elinde olmadan. Sonra antreye geçip, çantasından telefonunu çıkardı. “Adem’i arayıp söylesem mi?” dedi içinde ki ses, “Ya kaç gel derse!”

Bir bir iki sayılarını tuşladı peşpeşe, iki çalmadan açılan telefondaki sese anlattı olanları.

“Bekliyorum evdeyim!” dedi en son. Polis gelene kadar elinde telefon oturdu yere bekledi gelmelerini. Boynunda kocasının parmak izleri vardı hâlâ zonkluyordu. Firuze’yi düşünüp, düşünüp ağladı. Gidemezdi onlarla, Adem alıp götürsündü ikisini. Gülsüme’yi de kurtaramazdı bu saatten sonra.

“Bileti ona söylese gidebilir miydi acaba?”

Önceden akıl edemediği için kızdı kendine, polisi aramadan Gülsüme’ye mi uğrasaydı kapıdan. Telefonu da yoktu ki kızın mesaj atsın, söylesin. Adem’e ya da Emine’ye dese onlar da ulaşamazlardı ki. Ne yapacağını bilemez haldeyken çaldı zil, polisin gür sesi duyuldu. Kalkıp açtı hemen.

(devam edecek)

Yorum bırakın