Emine – Bölüm 13

Dayısı eğilip yatağa bırakacakken araladı gözlerini Firuze, “Dayı!” diye inledi annesine yaptığı gibi hemen doladı kollarını Adem’in boynuna.

“Pıtırcık özledim seni!” dedi dayısı

“Annem de geldi mi seninle dayı?”

“Yok dayıcım gelecek ama merak etme!”

Emine kapıda durmuş bakıyordu çocuğun sevincine.

“Emine abla ben dayımla yatsam olur mu?” dedi Firuze dönüp.

“Tabi olur, ben temiz yastık getireyim!” diyerek yan odaya fırlayıp gitti Emine, zaten kapıda kendini fazlalık gibi hissetmişti.

“Ablanı yerinden etmeseydin!” dedi Adem ama onun da Firuze’ye kıyamadığı belliydi.

“Yok önemli değil, ben yanda yatarım!” diyerek temiz yastığı bırakıp, kendi yastığını çantasını alıp çıktı hemen odadan.

Dayı yeğenin konuşmaları bir saat kadar sürdü. Sonra seslerden Adem’in kız kardeşi ile konuştuğunu anladı. O da televizyonu kapatıp, Adem için hazırladığı odaya geçmiş, kapıyı kapatmıştı. Firuze’de olmayınca iyice yalnız hissetti kendini.

“Keşke benim de ablam yanımda olsaydı!” diye baktı başucundaki telefona ama ablasının konuşabileceği bir telefonu bile yoktu. Gülsüme’nin o gece, Yeşim ablasına koşup ondan haber almak için sabahı zor ettiğini ve annesinin yatağına uzanıp, onun gibi göz yaşları döktüğünü bilmiyordu tabi o sırada. Ertesi gün ablasının sesini duyunca o da çok ağlayacaktı. Adem ve Firuze uyurken erkenden kalkmış, bakkala çıkmış, ekmek ve biraz daha kahvaltılık alıp geri gelmişti. İçeri girince Adem’le karşılaşınca bir anda irkildi. O da tuvalete kalkmış, sonra da çay suyu koymak için mutfağa girmişti. O da Emine’nin dışarıda olduğunu bilmediği için kapı açılınca şaşırmıştı.

“Günaydın!” dedi Emine’yi görünce, “Ben gider alırdım, niye zahmet ettiniz?”

“Olsun!” dedi Emine nazikçe, “Gece akıl edemedim, annenize üzüldüm, başınız sağ olsun!”

“Allah razı olsun!” dedi Emine sonra elindeki torbayı bıraktı tezgahın üzerine. Adem ne yapıyorsa yardım etti sofra hazır olana kadar ona. Evin içinde erkeklerin bu işleri yapmasına alışık olmadığından çekindi Emine, dar mutfakta kocaman adamla hareket etmesi de zordu. O geçeceği zaman Adem tezgaha iyi yapışıyor, geçsin diye yol veriyordu. Onun yanında Firuze’den biraz büyük gibi kalıyordu Emine. Çekiniyordu da, alışık değildi böyle şeylere. Ağabeyleri evde bu adamla kaldıklarını duysa kesin öldürürlerdi Emine’yi.

“Neyse ki dönmeyeceğim o eve artık!” diye iç geçirdi kendi kendine.

Mutfaktan gelen koku ve sesler Firuze’yi de uyandırmıştı.

“Dayı?” diyerek koşarak geldi içeriden, belli ki dayısının gittiğinden endişelenmişti. O gelir gelmez, dayısı hemen elindeki işi bırakıp sarıldı kucağına aldı onu.

“Bak Emine ablan ne güzel şeyler hazırladı bize?”

“Annem gelmedi mi?” dedi Firuze yine.

“Gelecek dayıcım, gelecek!” dedi dayısı uykusunda bozulan örgülerini çözüp, düzeltti yeğeninin saçlarını elleriyle sonra ördü, lastiklerini taktı yeniden. Emine elindeki ekmek parçası ile oynarken hayran hayran baktı ikisine.

“Küçükken, Yeşim’in saçlarını ördürürdü annem bana, çekerdim ağlasın diye!” diyerek güldü Adem.

“Niye çekerdin dayı?”

“Annem bir daha bana ördürmesin diye tabi! Ama bak iyi ki de örmüşüm şimdi senin saçlarını da örebiliyorum böylece! Severim uzun saçı o yüzden.”

“Emine ablamın da çok uzun saçları var!” dedi Firuze

Emine kıpkırmızı oldu tabağına dikti gözlerini, Adem’de onun huzursuzluğunu farkında olduğu için sürekli yeğeni ile konuşuyordu. Anlıyordu hiç kolay değildi durumu.

“Kahvaltıdan sonra sizi biraz gezdireyim açılın!” dedi Adem konuyu değiştirip.

Gece Yeşim’i tembihlemişti iyice oyalanmadan gelsinler diye. O sırada aradı Yeşim, Emine, ablasının sesini duyunca göz yaşlarını koyuverince, Adem ve Firuze çaresizce baktılar onun yüzüne, sonra rahat konuşsun diye Adem yeğenini alıp içeri götürdü ama çocuk durmadı geldi yeniden ablasının yanına annesinin sesini duymak istediği için kaptı telefonu elinden. Emine’de ağlamasını durduramadığı için bıraktı Firuze’ye ama Yeşim, sonra arayacağını söyleyip kapattı telefonu. Emine doğru dürüst bir şey yiyemeden kalkmıştı sofradan, Adem de rahatça ağlasın diye dönememişti mutfağa, annesi telefonu kapatınca Firuze içeri koştu yeniden. Emine’de burnunu çeke çeke mutfağı toplamaya başladı. Hıçkırıklar yükselince Adem dayanamadı geldi mutfağa bir şey söylemeden tabakları yıkamaya başladı. Emine minnetle baktı ona yan gözle, Firuze de geldiği için sildi yanaklarını, telefon yeniden çalınca, annesi ile konuşmak için telefonu kapıp içeri kaçtı sonra.

Adem ve Emine’nin mutfaktaki işleri bittiğinde, Firuze telefonu almış, odaya gidip kapısını kapatmış, annesi ile konuşuyordu hâlâ, belli ki gelip elinden alsınlar istemiyordu. Emine ile Adem’de mecburen salonda oturup onu beklemeye başladılar.

“Konuşmuşlar mı ablanızla?” dedi Adem sessizliği bozmak için, “Belli mi ne zaman gelecekleri?”

“Ablam, Yeşim abla bu gün bilet alacakmış dedi ama gününü bilmiyorlar daha?”

“Hiç içime sinmiyor bu iş, neden sizinle gelmediler ki?” dedi Adem sıkıntıyla.

Firuze birazdan elinde telefonla çıktı odadan, belli ki o da ağlamıştı, getirip verdi Emine ablasına.

“Annem bilet alacakmış bu gün” dedi dayısına, “Yarın gelirler mi?”

“Ne zamana alacak bilmiyoruz ki?” dedi Adem. Geldiğinden beri babasıyla olanları hiç anlatmıyordu Firuze. Adem de çocuğu iyice üzmemek için sormuyordu.

Yeşim kızıyla konuşup, kapatınca, altınları çantasına doldurdu çıktı hemen evden, kocasının bu kadar zaman dönmemiş olması bile mucizeydi ama bilirdi o pisliği, salya sümük gelecekti mutlaka. Önce kuyumcuya gitti sora gidip Gülsüme ile ikisine otobüs bileti aldı. Adam Gülsüme’nin kimlik bilgilerini sorunca, parasını ödedi, gelince kesersin diyerek çıkıp döndü mahalleye. Apartmanın önüne gelip, kocasını görünce yüreği ağzına geldi.

“Bir gün daha dönmesen ne olurdu be adam!” dedi içinden, sıkıla sıkıla yürüdü yanına.

Kocası süklüm püklüm karşıladı onu ama Yeşim başını çevirip yürüdü yanından, girdi apartmana, o da arkasından geldi. Evin kapısını açıp, arkasından kapatacaktı ki ayağını koydu arasına, “Bırak geleyim!” dedi acıklı bir sesle.

“Ne yüzle?” dedi Yeşim, “Hem çocuğa hem bana vurdun hiç utanmadın mı?”

“Özledim kızımı nerede?”

“Yok kızın evde?”

“Nerede?”

“Arkadaşında kalıyor, korkuyor senden gelmiyor eve?” dedi Yeşim, hâlâ kapının arkasından çekilmediği için kocası eşikte duruyordu. Yeşim’in çekilmeyeceğini anlayınca, gücünü verip itti kapıyı.

“Nerede Firuze?” dedi yine, “Hangi arkadaşında, gidip alalım kızımı?”

“Korkuyor çocuk senden diyorum!”

“Kendimde değildim ben, kızıma vurur muyum yoksa? Yanlışlıkla oldu? Nerede o?”

“Yok diyorum laftan anlamıyor musun? Şu halini görse yine korkar zaten!”

“Yok ne demek ya? Babası geldi, dönmeyecek mi eve el kadar çocuk! Sen nasıl annesin hem bırakmışsın kızımızı başka yerlere!”

“Sen nasıl babasın? Önce kendine sorsan bu soruyu! Melike abla öldü, bende iyice üzülmesin diye rica ettim arkadaşının annesinden! Alacağım gidip!”

Özellikle öyle demişti ki, en kötü ihtimal kızı almaya gidiyorum diye çıkardı evden, eşya da hazırlamıştı ama eşyası batsındı şimdi.

“Bir duş alayım sonra gidip alalım!” dedi kocası yatak odasına girip, yatağın üzerinde duran valizi görünce, işkillendi iyice, “Ne bu?”

“Melike ablanın evinde kaldım iki gündür, kızlara yardım ettim. Ondan şey yaptım!”

“Bunca eşyayla mı?”

“Ne kadar kalacağım belli olmaz dedim!”

“Yalan söyleme bana!” dedi kocasının nevrinin dönmeye başladığını görebiliyordu gözlerinden, “Firuze nerede? Kaçıyor muydun yoksa? Kızımı nereye bıraktın?”

“Niye kaçayım ben korkak mıyım sen gibi?” dedi Yeşim, “Bu evden gidecek biri varsa, sensin o ben değilim!”

“Ne demek lan? Ağabeyine mi güveniyorsun yoksa yine?”

“Allah’a güveniyorum ben!”

“Kızım nerede dedim sana?” diyerek gelip Yeşim’in boğazına yapıştı adam. Yaklaşınca ağzından gelen alkol kokusundan midesi bulandı Yeşim’in. Gözleri de tuhaf bakıyordu iyice, belli ki alkolle kalmamıştı gece.

“Paran mı bitti yine?” dedi tükürür gibi kocasının suratına.

(devam edecek)

Yorum bırakın