Emine – Bölüm 9

“Hakkını helal et abla!” dedi Gülsüme hızlıca başını sallayıp giderken. Yeşim’in içi bir tuhaf oldu sanki ölüme gidiyor gibi, “Nasıl söz kız o?” dedi şaşkın şaşkın. Dayağa alışıklardı onlar, kolay ölmezlerdi öyle.

“Emine’yi kurtardın ya abla!” dedi Gülsüme.

“Ha! Tamam!” diyerek kapının dışına çıkardı Gülsüme’yi. İkisinin de dudaklarında patlak olması komik gelmişti bir an, az daha gülecekti kızın yüzüne. Kimsede ruh hali diye bir şey kalmamıştı, delirmişlerdi topluca.

Firuze yol boyu hıçkırıp durduğundan bütün otobüs acımıştı bu iki annesini yeni kaybetmiş çocuğa. Emine etraftan ilgilenen çok olunca, daha dikkatli olmaya çalışmış, Firuze’ye sarılıp daha sessiz ağlamıştı. Otobüsten indiklerinde muavin de acıdığından sordu nereye gideceklerini, Emine hemen adresin yazılı olduğu kağıdı gösterdi. Otobüsün yolcuları dağıtan servislerinden biri geçiyordu çok yakınından “Bekleyin hele!” dedi adam. Sonra bagajdan yolcuların eşyalarını vermeye devam etti.

Zaten olan tüm cesaretini de kaybetmiş olan Emine, ağlamaktan artık ayakta duramayacak durumda olan Firuze’yi kucağına oturtup sarıldı sıkıca.

“Haydi bak! Neredeyse geldik!” dedi burnunu çekerek.

“Annem ne zaman gelecek?” dedi çocuk duymamış gibi.

“Ablamla gelecek onlar, söylediler ya! Dayın da gelecek sonra!”

“Babam annemi döverse ya yine!”

“Dövemez, kaçıp gelecekler onlar da!”

Firuze iç çeke çeke başını sakladı onun boynuna büzüldü kaldı öylece. Emine kendi kanayan içini mi bastırsın, onu mu teselli etsin bilemiyordu. Annesi geliyordu onun da sürekli aklına. Hiç gelmeyecekti artık geri. Keşke ablası ile birlikte kaçıp gelebilseydi o da. Gülsüme ne yapmıştı kim bilir sabah babası kaçtığını anlayınca, ablasına nasıl davranmıştı. Güneş iyice ısıttığı için onun da göz kapakları kapanmaya başladı artık yorgunluktan, sonra hatırlardı ki inince yazacaktı Yeşim ablasına. Bir eliyle Firuze’yi tutup öbür eliyle telefonu çıkardı cebinden. Zorla “İndik!” yazabildi. Daha göndere basar basmaz, çaldı telefon.

“Kalk Firuze bak! Annen arıyor!” dedi hemen.

Çocuk bir anda dönüp kaptı telefonu elinden “Anne!” diye bağırdı açıp hemen.

“Kuzum! Güzel kızım! Nasıl geçti yolculuk?”

“Anne ne zaman geleceksin?”

“Geleceğim dedim ya Firuze! Ne konuştuk annem! Hani üzmeyecektin böyle ablanı ya? Birbirinize destek olacaksınız biz gelene kadar!”

“Babam dövdü mü seni yine?”

Durdu yutkundu Yeşim, çocuğun aklı neyde kaldıysa onu tekrarlıyordu sadece, “Yok yavrum gelmedi baban merak etme, iyiyim ben! O gelmez bir süre, ben de kaçıp gelirim tamam mı?”

“Tamam!”

“Haydi ver ablana bakayım!”

Firuze dönüp uzattı telefonu Emine’ye.

“Abla!”

“Emine? Nasılsın yavrum!”

“İyiyim abla, merak etme, servis var dedi muavin, onu bekliyoruz şimdi!”

“Ha tamam! Yakında yazıhane var orada inersiniz. Eve girince de ara e mi ablam?”

“Ararım. Abla, ablamdan haber aldın mı?”

“Aldım merak etme, geldi sabah. Baban yollamış buraya mı geldin diye! Yengenler falan sizdelermiş, kimsenin aklına gelmez nerede olduğun rahat ol!”

“Abla çabuk gelin tamam mı?”

“Geleceğiz merak etme!” dedi Yeşim, yutkundu gene. Gülsüme’nin “Hakkını helal et!” deyişi geldi giderken. Gözleri dolmaya başlayınca, “Kapatmam lâzım şimdi, eve gidince yaz unutma!” dedi aceleyle, Emine “Tamam!” deyince kapattı.

Adem ayrı bir ruh hali yaşıyordu kendi içinde. Telefonu kapatır kapatmaz izinlerine bakmıştı. Öyle sık izin kullanan biri olmadığı için patronuyla konuşunca halletti izin işini.

“Teyzem ölmüş, kız kardeşimin yanında olmam gerek!” demişti. Ailelerinin sağ olmadığını biliyordu herkes. Aile ile ilgili konularda acımasız değildi yabancılar. Ülkesine gideceği için de yıllık izninden alabileceğini söylediler. İzin işini ayarlar ayarlamaz, uçak bileti aldı hızlıca, en erken ertesi güne vardı ama zaten eve gidip hazırlanması ancak olurdu.

“Dayan kardeşim!” diye mırıldandı bileti alınca.

Bunca zaman Yeşim’in ondan sakladıklarına inanamıyordu. Hele o zavallı kuş kadar kızın da dayaktan nasibini aldığını duyunca iyice içi parçalanmıştı. Olmazdı bu böyle. Gider gitmez dava açtıracaktı, sonra ikisini de alır gelirdi buraya, beraber yaşarlar, eskisi gibi bir aile olurlardı. Yeğeninin, annesi ölen komşunun kızıyla eve gideceğini hatırlayınca sabah yola çıkmadan aradı Yeşim’i.

“İndiler merak etme, o soysuz da yok ortalıkta!” dedi Yeşim.

Biliyordu kardeşinin laf dinlemeyip, onlarla gitmeyeceğini, “Ne duruyorsun sen de hâlâ o evde?” dedi ters ters, ben havaalanına gidiyorum şimdi, İstanbul’dan ararım. Sen de hazırla eşyanı evde buluşalım, kızı çok tek başına bırakma öyle!”

“Tamam sen merak etme!” dedi Yeşim. Biraz daha duracaktı ki Gülsüme ile haberleşsin, beraber gelsinler. Şimdi Adem’e uzun uzun anlatmak istemedi. “Bekleme!” derdi biliyordu. Gülsüme, Emine ve Melike ablayla ilişkilerini lafta biliyordu da, şimdi nasıl birbirlerine ihtiyaçları var anlayamazdı. Gülsüme’yi arkada bırakamazdı zaten. Melike ablasının emanetiydi şimdi o iki kız. Herif nasıl sopayı basmıştı hapları bulunca, “Hadsiz, hayasız herif!” diye çıktı gene ağzından telefonu kapatınca.

Ömer’e kızıyordu ama kendi kocası adam olsa bunlar gelir miydi başlarına. İki kızı da alır giderlerdi buradan. Şimdi hem kendi kızını, hem Melike ablanın kızlarını kurtarması gerekiyorken, daha kendini kurtaramamıştı kocasından. Melike ablasının ondan nasıl medet umduğu geldi aklına.

“Halledeceğim ben abla! Sen rahat uyu oralarda!” dedi ellerini gökyüzüne açarak, açmışken ölmüşlere birer dua okuyup, Allah’ta yardım istedi.

Gülsüme anahtarı sokup içeri girdiğinde başsağlığına gelen birileri vardı içeride. Babası çaktırmamak için gözünün içine bakınca “Yok!” der gibi omuzlarını kaldırdı. Kardeşi ortadan kaybolduğu için şaşkın ve endişeli olması gerekiyordu tabi. Öyle “Yok!” deyip kurtulamazdı. Mutfakta çay dolduran yengesine yanaştı “Yenge, delireceğim! Nereye gider bu kız?” dedi ağlamaklı bir sesle.

“Ben ne bileyim kız, senin bilmediğini!” dedi yengesi. Laf kaçırmamak için hemen mutfağa koşan öbür yenge, yakaladı lafın sonunu.

“Bir sevdiği falan var mıydı?”

Dün anneleri ölmüş, Emine gecesinde kocaya mı kaçacaktı yani? Gülsüme az kalsın küfür edecekti ama tuttu kendini.

“Yok abla safın önde gidenidir Emine bilmiyor musun? Ne sevmesi?”

“Böylelerinden çıkar asıl bilinmedik işler!” dedi yengesi sanki dizi karakterinden bahsediyordu televizyonda.

“Saçmalama be!” dedi diğer yenge hemen. Diğeri çam devirince, fırsata çevirmek istemişti hemen durumu.

“Aman Emine için mi söyledim ben!” diye toparladı çam deviren yenge, “Polise haber vermek lazım!”

“Polis mi?” dedi Gülsüme hemen, “Ay başına bir iş mi gelmiştir yoksa ya!” diyerek çöktü yere başladı ağlamaya. Zaten damlalar gözlerinin ucundaydı hemen, rol yapmasına bile gerek kalmadan hıçkıra hıçkıra ağladı. Misafir kızın evden kaçtığını duymasın diye dürttü yengesi.

“Kalk kız! Babam duyarsa şamarı yersin şimdi!”

Evin küçük kızı ortadan kaybolmuş, bunlar misafir derdine düşmüştü.

“Ben mi deliyim, bunlar mı çıkamadım işin içinden!” dedi Gülsüme kendi kendine, doğruldu yerden. Çekti burnunu. Sahiden kız kaybolmuş olsa, bunların gevşekliğinden başına bir sürü iş gelirdi gerçekten. Yeşim ablası gibi homurdanıyordu artık Gülsüme de, o da öğrenmişti rahatlatıyordu insanı söylenmek. Hem rahatlatıyor hem de gaza getiriyordu aslında. Gaza gelip çenesini tutamıyor Ömer’den bir kamyon dayak yiyordu sonra.

“Tırcı ya ondan!” diye gülerlerdi Yeşim ablasıyla böyle deyince. Bir kamyon dayak atıyordu tırcı öküz! Hiç komik gelmiyordu şimdi söyleyince. Nasıl tekmelemişti sabah öyle yere düşünce. Gerçekten korunuyor olmasa bile çocuk çıkar mıydı o karından. Kaburgalarını kırıyordu neredeyse.

(devam edecek)

Yorum bırakın