Yeşim anlamıştı Emine’nin korkusunu, anlıyordu da ama tereddüt edecek zamanları yoktu şimdi, başka şansları da olmazdı beklerlerse.
“Adem gelir bir kaç güne, biz de ablanla anlaşıp geleceğiz! Kalk sen kendini topla biz de Gülsüme ile plan yapalım. Ablam da olmayınca şimdi Ömer salmaz onu buraya!”
“Emine de giderse hiç salmaz abla, sahi nasıl geleceğim ben!”
“Bulacağız bir yol! Olmadı ablamın yedisinden sonra gideriz ha? Annenin yedisini de atlayacak değiller herhalde!”
“Ne bileyim ben abla, Ömer işte biliyorsun?” dedi Gülsüme, eşyasını toplamaya giden Emine duymasın diye iyice fısıltıyla.
“Şu kızları bir kurtaralım, Adem sahip çıkar onlara, biz de bulacağız bir yol. Eğer annenin yedisini yapmazlarsa da, Ömer gitmiyor mu nasılsa tıra, Artık getirip buraya bırakmasa da seni, çıkarsın sen!”
“Ya!” dedi Gülsüme annesinin odasının kapısına kaydı gözü başladı yine ağlamaya.
“Dur ağlayacak zaman çok, şu çocukları ayarlayalım şimdi!”
“Nasıl gidecek bunlar sabahın altısında?” dedi Gülsüme toparlanıp.
“Ben gideceğim onlarla, sende bayılmış uyumuşum duymadım dersin! Firuze ile gittiğini ne bilecekler? Ben kızları sağ salim bindirip dönerim eve!”
“Ya kocan evde olursa ne yapacaksın?”
“Anneni diyeceğim, burada kötü olmasın diye kızı arkadaşına bıraktım der bu geceyi savarım!”
“Babam gelirse ya Emine çıkmadan?”
“Gelir mi sence?” dedi Yeşim imalı imalı tavana bakarak.
“Bir de bu var daha başımızda!”
“Cici anne olur bu ağabeylerinin başına ama biz gideceğiz nasılsa, ne yaparsa yapsınlar!”
“Ömer peşime düşer benim!” dedi Gülsüme
“Bulamaz bizi Adem var yanımızda!”
“Bir tane adam hangimizi koruyacak abla, dönmeyecek mi geri?” derken Emine odadan elinde bir çantayla çıkıp gelince sustular.
“Tamam mı?” dedi Yeşim.
“Tamam aldım bir şeyler!” dedi Emine ama kafası öyle karışıktı ve korkmuştu ki aslında hiç düşünmeden eline geleni doldurmuştu çantanın içine.
“Annemin eşyalarından da al bir daha dönemezsin!” dedi Gülsüme sesi titreyerek.
Emine’nin de çenesi titredi hemen, koşup yemenilerden bir kaçını aldı, koklayıp koydu çantasına. Zaten yatalak olan kadının eşyası bile yoktu ki doğru dürüst.
“Ev pis olacak tabi haliyle, halledersin sana güveniyorum. Market falan yakında var! Kızıma iyi bak tamam mı ablacım!” dedi Yeşim, Emine’nin saçlarını okşayıp.
“Abla ağlar bu kız anne diye, ne diyeceğim ben ona!”
“Hah unutuyordum az kalsın!” dedi Yeşim, kalkıp çantasından eski model bir telefon çıkardı, bir de hat almıştı onlara.
“Bunu kullanırsınız orada, ben yükleyeceğim dert etmeyin. İstediği zaman arar beni kızım, açamazsam zaten bil ki o hıyar yanımda tamam mı?”
“Tamam abla!”
“Sen de Gülsüme’yi ararsın! Aman Gülsüme sakın Emine diye kaydetme ha!” dedi sonra gözlerini aça aça, “Artık dikkatli olacağız, kocalardan kurtulduk mu tamam! Çalışırız hepimiz koç gibi!”
“Bu kızın sınavı da kalacak şimdi!” dedi Gülsüme
“Kalsın! Seneye girer daha iyi çalışır hem!”
“Hiç çalışmadım ki bu sene zaten!” dedi Emine, “Annemi de bırakıp okumak istemiyordum!”
“Salak!” dedi Gülsüme parmağının kemiğini kızın kafasına vurup, “Ne anlatıyorum ben sana sürekli acaba?”
Emine göz yaşlarını koyuverdi hemen.
“Ne vuruyorsun kızın kafasına ya! Bu heriflerden kurtarıp, biz mi hırpalayalım çocukları?”
“Doğru söylüyorsun abla ya, acıdan ne yaptığımı biliyor muyum?” diyerek sarıldı kardeşine Gülsüme.
“Haydi sen de kıvrıl uyu azıcık, biz ablanla laflarız, saat gelince kaldıracağım ben seni!”
“Kız altınlar nerede?” dedi Gülsüme, getirdiklerini hatırlayarak. Emine bir an panikle baktı yüzüne, sonra hatırlayıp, koştu içeri.
“Bak yanına bile almıyor demesem!” diye celallendi yine Gülsüme.
“Bir dur sen de ya, korkmuş kız zaten akşamdan beri, acısı onun yok mu? Söyledin alıyor işte! Gülsüme bak Ömer’e benzeme!”
“Tamam abla ya özür dilerim haklısın!” dedi Gülsüme eğdi başına önüne, utanmıştı sahiden. Kocasına kendini savunmaya alışınca, gevşeyemiyordu insan öyle birden bire. Emine gitti annesinin yatağına uzandı, yastığına sarılıp sessiz sessiz ağladı kendi kendine. İçeriden mırıl mırıl konuşmaya devam ettiler Yeşim ile Gülsüme.
Yeşim bu iki kızı da katıp, planlar yapıyordu ama içten içe kendisi de korkuyordu asında. Şu iki kızı Adem’e teslim etseler, kendi canları çok da umurunda değildi aslında. Adem bir yolunu bulur alır götürürdü en kötü ikisini. Hayatları kurtulurdu oralarda. Emine akıllı kızdı, Firuze’yi de idare ederdi, Ademi de, on sekizine de girmişti artık, güzeldi de maşallah! Melike hanım ağabeylerinin inadında rağmen kestirtmemişti kızın saçını besleme gibi, açınca beline kadar iniyordu. Belli mi olurdu gönül işleri belki kayardı gönülleri birbirine, biraz yaş farkı iyi olurdu kadınla erkek arasında. Gönüller bir olunca ne olacaktı sanki. Adem de çok iyi koca olurdu, Emine’ye, Firuze de aralarında büyür giderdi. Kendini hayaline bile katmayışı kocasının ne yapacağını bilmeyişindendi aslında. Ağzı tavan tepse de aslında korkmuştu dün gece kocasından. Kızını bir an önce kurtarma telaşına düşmesi de ondandı. Adam elini kaldırana kadar yeterim, idare ederim sanmıştı ama gözü dönmüş erkek gücüne nereye yetiyordu öyle. İki seksen uzanmıştı yere daha ilk tokatta. Hazırlıksız yakalanmıştı bir de tabi ama hazırlıklı olsa ne olacaktı, üçüncüde inerdi yere en fazla. Polise de giderdi Firuze olmayınca, kıza bir şey yapar diye korkuyordu. Polis korumaz sokağa bırakırsa, Yeşim’e diye başlayıp, dün gece ki gibi kıza da koyardı bir tane yine. Yere yapışmış olmasa kalkıp saldıracaktı kıza vurunca ama ilkin acısıyla kalkamamıştı ki öyle. Emine gelene kadar kıvranmıştı yerde. Onun halini görünce bir telaş toparlanmıştı. Geldi mi geliyordu belalar hepsine. Zavallı Melike ablası kurtulmuş muydu acaba sahiden.
“Gittiğin yerde mutlu ol inşallah, burada olamadın!” diye mırıldandı kendi kendine.
Gülsüme, kolunu yastık yapmış, kanepenin kenarına uzanmıştı. Uyu demişti Yeşim ona da, dal ki inandırıcı olsun Emine giderken duymadım dersin.
“Ye seni onlarla çıkarken göre olursa?” diye korkmuştu Gülsüme.
“Ben eve gidiyordum derim Emine yoktu yanımızda!”
“Ya abla şunların yerine vardıklarını duyayım yemin ederim hatim indireceğim hem anama hem bunlara!”
“Beraber okuruz!” dedi Yeşim.
Gülsüme daldı uzaklara, o da kızını seyretti uzun uzun. Hiç ayrılmamışlardı daha önce, haberi de yoktu uyanıp da duyunca ağlayacaktı şimdi. Yeşim’in ciğeri asıl o zaman parçalanacaktı. Maymun gibi nasıl asılmış kalmıştı boynuna. Baba dediği adamdan böyle korkar mıydı çocuk dediğin. Al işte bu kızların babası da böyleydi aynı. Babası gibi bir kocaya da vermişlerdi birini, öteki de yoldaydı bıraksalar. Hayır Emine, Gülsüme gibi de değildi. Başını eğer ne derlerse yapardı. Öyle doğum kontrol hapı falan da alamazdı gizliden, sıra sıra çocukları olurdu. Melike hanım kadar bile yaşamazdı. Narindi zaten.
Emine’nin beyni durmuş ağlayıp duruyordu. Arada sırada küçücük çocukla bilmediği bir yere nasıl gideceğinin korkusuna kapılsa da, akşamdan beri yaşananlar aklına doluşunca, korku korkup kaçıyordu. Uykusu da yoktu, nasıl uyusundu. Annesini toprağa koyarlarken çok acımıştı canı. Belinden aşağısı incecik kalmış kadını kuş gibi hoplatmışlardı. O değil de üzerine o toprakları atmasınlar diye avaz avaz bağırası vardı da ablası sıkmıştı elini. Yastığı sıktı durdu o da düşünürken, Hâlâ annesi kokuyordu bu yastık. Bir hışım doğruldu söktü kılıfı, soktu koynuna, annesi kokan bir şeyi bırakmak istemiyordu arkasında. Ölene kadar koklayacaktı annesini o yemenilerle, kılıftan.
(devam edecek)
.