Emine – Bölüm 5

Melike hanım yatalak olduğundan beri kapısını çalmayan komşular, doluşmuşlardı cenazeden sonra eve. Ağabeyler gelen yemeklerle yetinmemişler, kutu kutu ayranlar, pideler yaptırmışlardı rahmetli annelerine. Gelinler ellerinde mendiller ağlıyorlardı güya. Bir yandan tabak taşıyor, bir yandan mutfağa sokturdukları Emine ile Gülsüme’ye bulaşık yıkatıyorlardı. İki kız bulaşığın ağır kokusuna karışmış gözyaşları içinde konuşup duruyorlardı annelerini. Firuze içeride bir yerlerdeydi hâlâ, Yeşim kocası eve dönmeden alacakları olduğu için cenazeden gelince koşa koşa dönmüştü eve. Annesi kapıdan girse gidip yapışacaktı zavallı küçük kız ama ortada yapışacak kimse olmayınca sinmiş kalmıştı öylece.

“Dostlar sağ olsun!” diyorlardı kanepeye kurulmuş baba ve ağabeyler, acı da onlarındı çünkü. Bir yerleri acımıyordu oysa ama adettendi böyle yapmak. Ağlamıyorlardı tabi erkekliğin namından, canlarına kastetse şimdi biri hepsi maymun gibi ağlardı oysa. Yeşim’in cenazedeki iç sesleriydi bunlar. Kızlara söylemiyordu yeri zamanı değil diye, ağzı burnu acıyordu zaten konuşunca, şimdilik kendi kendine homurdanıyordu. Küçük valize bulduğu her şeyi iteledi iyice. Kan ter içinde kapatıp ağzını, ağabeyini aradı bu sefer.

Adem şoktan şoka giriyordu kardeşini dinledikçe, bunca zaman haberinin olmadığı onca şeyi Yeşim’in acıyan ağzının içinde yuvarlaya yuvarlaya anlattıklarını anlamak için dikkat kesildikçe sıkıyordu yumruklarını. Yapabilse bağırırdı kız kardeşine bunca zaman niye söylemedi diye ama yapamazdı sevmeyi biliyordu çünkü insanı. Acısı, kederi olana bağırılmazdı, zayıfa, mağdura, kadına, çocuğa, hayvana kimseye bağırılmazdı. Acıdan bağırılırsa bağırılırdı ancak o da erkeliğin şanına sığmazdı. Ne kadar da olsa Adem’de bu coğrafyanın adamıydı, vicdanı vardı ama erkekliğin şanına alıştırılmış, canı çıksa bayrağı yere koydurmazdı. Kız kardeşini ayaklar altına almışlar ruhu duymamış diye içinde kopan fırtınayı nasıl bastıracaktı bakalım şimdi. Öyle kapıdan çıkıp hop diye geleceği yer değildi memleketi. İzin işini halletmesi lazımdı. O daha uçağa binemeden geri gelirdi eve o it.

“Eve dönme sakın bu akşam, yok mu arkadaşın falan?” dedi Adem hırsla.

“Firuze’nin çantasını yaptım şimdi. Bir de şu Emine meselesi var. Anahtarı verip yollayacağım ikisini bu gün annemin evine. Olmadı sen de oraya gelirsin!”

“Sen ne yapacaksın ya!”

“Ben kalayım bir kaç gün, her şeyi öylece o mala bırakamam! Çıkınca da giremem artık eve! Kız gitsin ben kendimi kurtarırım ondan! Zavallıya nasıl kıyıp da vurdu. Ödü koptu çocuğun Adem ya!”

“Allah kahretmesin! Böyle uzakta niye oldum ki ben! Kızım niye alıp gelmedin kızını buraya, başından beri ne çektin sen bu adamı ya! Tövbe tövbe, onca geldim gittim bir şey de demedin!”

“Ya başından böyle değildi ki, seviyordu beni! Yakaladım bir kaç kez özür diledi, ağladı zırladı işte! Sonra bu son sene sarıldı kumar belasına. Bir gün sokakta kıracaklar tahtasını bunun da! O gün bana denk gelmedi!”

“Saçmalama kızım onu halleden dönüp borç diye size saracak! Kalma evde diyorum sana, ne var o kadar alacağın, bırak çık!”

“Tamam ararım ben seni, Firuze, Emine’ler de! Korkmuştur iyice! Melike ablayı da kocası öldürmüş herhalde!”

“Vallahi delirteceksin sen beni!” dedi Adem, ne yaşanıyordu bu mahallede böyle.

“Kapat hadi ayarla gel sen! Ben Emine ile yollayacağım Firuze’yi! Bilet alacağım daha ikisine!”

“Var mı paran?” dedi Adem anca uyanmıştı o konuya.

“Var şimdilik, saklamıştım bu salağın başımıza iş açacağını bilip. Bileti alayım Emine’ye vereceğim kalanını.”

“Kızım durma sen de git annemin evine!”

“Tamam, tamam hadi görüşürüz!” diyerek kapattı pat diye Yeşim telefonu. O da gitsindi de kocası eliyle koymuş gibi bulsun muydu hepsini orada. Önce çocuklar gitsin, Adem gelince gidecekti o da, böylece kocası da korkup gelemezdi nasılsa. Şimdi çocuk arkadaşında korkmuş senden dese yutardı nasılsa. O burada olduğundan kimse Emine’nin de nereye gittiğini bulamazdı. Hem kızı ele verirdi gitse, hem Emine’yi, en iyisi kalmaktı. Şimdi akşam kadın mı getiriyormuş, ne getirirse getirsin, kilitler kapıyı yatardı içeride, olmadı çarpar çıkardı. Yapardı işte bir şeyler. Adem geliyor der korkuturdu olmazsa, karakola falan giderdi. Kızının çantası ile parayı aldı çıktı evden. Para gidecekti ama kıyıp bindi bir taksiye doğru otogara gitti iki tane bilet aldı Balıkesir’e. Çıkmadan detaylıca yazmıştı adresi de kağıda. Bindi taksiye döndü Emine’lere, ev kalabalıktı hâlâ, pidenin ağır kokusu çarptı yüzüne, Firuze annesini görür görmez atladı boynuna.

“Tamam korkma bitti artık!” dedi mırıltıyla, şimdi Emine ile seni yollayacağım dese, çocuk aklı söylerdi yüksek sesle, hepsini ele verirdi. Boynunda Firuze ile Emine’yi görmeye çalıştı. Böğrüne yediği tekmenin acısı geçmemişti bir türlü, Başını kaldırıp kızı kucaklayamıyordu, mecburen eğilmiş, iki büklüm bakınıyordu etrafa. Firuze onca saat geçtikten sonra bulunca bırakmazdı annesini daha.

Servis bitmiş, Gülsüme ile Emine son helva tabaklarını yıkıyorlardı. Çay içen vardı hâlâ, gelinler ayıp olmasın diye kalkıp dolduruyorlardı Kızlar ortada olmayınca gelen kadınlar onlara ağlaşıyordu. Onlar da karşılığını veriyorlardı bolca, Melike hanımın arkasından dökülen sahte göz yaşının haddi hesabı yoktu. Kızlardan korkusuna gelememişti üstteki kadın ama artık adamın tamamen ona kaldığını anlamıştı. Nikahı da yaptırırsa kız aşağıda onlar yukarıda yaşarlardı baş gibi.

“Canın sıkkındır gel gece!” yazdı taze dula. Emine’nin babasının bir dudağı kıvrıldı hemen ama çabuk toparlandı. Gülsüme “Ben kalayım bu akşam!” demişti Ömer’e, babası başıyla onaylayınca, Ömer ses etmedi. Misafirler seyrelince kalktı gitti eve, Gülsüme sabah da yesin diye gelenlerden eline tutuşturdu bir torba, mutfağa dalıp kalan pidenin yarısını da bir anda ısırıp, ağzında yuvarlaya yuvarlaya gitti Ömer. Gelinler de kıpır kıpır olmuşlardı ama tabi kayınvalide olunca ölen oğlanlar babalarından izin almadan kalkamadılar. Baba’nın da aklı üst katta olunca, çabucak saldı onları.

“Ben bir hava alayım bunaldım!” dedi terlikleri ile çıktı üst kata. Yeşim, Firuze, Gülsüm ve Emine kaldılar baş başa.

İki kız serseme dönmüşler, gözlerinde akacak yaşları, ayakta duracak dermanları kalmamıştı daha.

“Haydi salmayın kendinizi!” dedi Yeşim “Firuze ile Emine’ye bilet aldım” gidiyorlar.

Zavallı Firuze yorgunluktan sızmış kalmıştı koltuğun birinde duymadı annesinin söylediklerini.

“Nereye?” dediler Emine ve Gülsüme hemen

“Aradım Adem’i!” dedi Yeşim, “O da geliyor ayarlayacak! Emine ile Firuze önden gitsinler ki peşlerine düşen olmasın, sonra seninle ben de gideceğiz! Adem gelince!”

“Kocaları ne yapacağız?” dedi Gülsüme, öyle kolay mıydı çekip gitmek, vallahi Ömer yakalarsa öldürürdü hepsini.

“Boşanacağız, gidelim hele, ağabeyim yanımızda olunca buluruz başka bir yer sileriz izimizi ya da onunla basar gideriz yurt dışına!”

“Yurt dışına mı?” dedi Emine şaşkın şaşkın, afallamış hiç bir şey anlamamıştı plandan, “Ben gitmem annemi bırakıp!”

“Kızım delirdin mi?” dedi Gülsüme anlamıştı ondan daha çok, “Ömer söyledi bulmuşlar sana da bir tırcı, annemin kırkı çıkmadan dünürcü gelirler görürsün gününü!”

“Kızım bak, annen ister miydi kalmanı söyle! Şimdi ablam burada olsun gitsin demez miydi kız Gülsüme!”

“Derdi vallaha!” dedi Gülsüme, kardeşini kurtarma umudu doğunca sevinmişti hemen, “Abla vallahi aslansın sen!” dedi omzuna dokunarak.

“Deme daha! Sıra bize de gelecek! Ben Firuze’nin eşyasını topladım. Haydi kalkın seninkini de toplayalım, sabah altıda otobüs!”

“Abla nasıl giderim ben tek başıma!” dedi Emine iyice korkmuş vaziyette.

“Para da vereceğim ben sana, anahtarla, adresi de vereceğim! Koca kızsın sen!”

“Siz ne zaman geleceksiniz ya?”

(devam edecek)

Yorum bırakın