Şengül, Taylan’ı arayıp, Hasret’in parasının kendisinde olduğunu söyleyince, Taylan bir şaşkınlık daha yaşadı.
“Polis parayı sana mı teslim etti?” dedi hayretle.
“Hasret’e ulaşabildin değil mi sen?” dedi Şengül duymamış gibi yaparak, “Parasını sen vermek istersin diye düşündüm!”
“Tabi ki isterim! Tüm prosedürlerin bu kadar çabuk çözüleceğini hiç tahmin etmiyordum doğrusu!”
“Şansı varmış, ben parayı senin hesabına aktaracağım. Sonrasında sen nasıl istersen öyle yap!”
“Harika! Kuzen, gerçekten çok teşekkür ederim sana! Halamın parası ne oldu peki?”
“Onun sadece para değildi biliyorsun çalınanlar, Kemal bey Türkiye’ye henüz getirilmedi. Ben takip ediyorum sen Hasret’in işini hallet!”
Taylan heyecanla telefonu kapattı ama prosedürlerin bu kadar hızlı çözülemeyeceğini tam bilmiyordu aslında. Kalan mağdur Hasret ve Ayhan hanım olduğu için, Ayhan hanım Şengül’e kızı bekletmenin bir anlamı olmadığını ve parayı kendisinin ödeyeceğini söylemişti. Halasından böyle bir girişim hiç beklemeyen Şengül, Taylan’a söz vermiş olsa da, Datça’da kaybolan parayı kurtaranın Hasret olduğunu çoktan söylemişti. Çantadaki para, Hasret’in satılan evinin parasının üç katından bile fazlaydı. Onca kaybı ve ihtiyacı olmasına rağmen parayı el sürmemiş, sahibi olduğu sandığı Taylan’a iade etmişti. Ayhan hanım da şimdi bağıştan kalan paranın içinden onun hakkı olan kısmı iade edecekti. Para onun evinde, onun çalışanı tarafından çalınmıştı. Başlangıçta Kezban hanımlarla ortaklığı olduğunu gerçekten düşünmesine rağmen, sonradan böyle olmadığını anlamış, bu son olayla da Hasret’in gerçekten dürüst olduğu tamamen ortaya çıkmıştı. İlginç ve şaşırtıcı olan ise Taylan’ın gidip Datça’da Hasret ile aynı minibüse binmesiydi. Şengül anlatırken en çok bu kısmı vurgulamıştı. Tabi Taylan’ın ona yardım etmek için nasıl kendini hırpaladığını da boş geçmiş değildi. Ayhan hanım yeğenini dudaklarının kenarları hafifçe kıvrılarak dinlemişti ama aslında duydukları gerçekten hoşuna gitmişti. Polis market çalışanından aldığı parayı yasal süreçlere göre ne yapacağına karar verirken, Hasret’i daha fazla mağdur etmeye gerek yoktu. Ona iade ettiği zaten kızın kendi parasıydı sadece çantaya el sürmeden iade ettiği için beklemesinin önünü kesmiş oluyordu Ayhan hanım. Olur da Taylan ile işler ciddiye binerse, başka iyilikler de düşünebilirdi tabi ama şimdilik paranın Taylan eliyle ona geri verilmesi de ikisi için yeni bir şanstı. Gerisini kendileri halledeceklerdi.
Taylan, telefonu kapattıktan sonra halası ve kuzeni arasındaki tüm anlaşma ve dedikodulardan habersiz, Hasret’in numarasını çevirdi. Hasret’te amcası ile konuşmuş, bir hafta içinde yola çıkmak üzere hazırlanıyordu. Amcaları onun cenaze için işten ayrılmış olmasına üzülmüşlerdi. Tabi yeni ve kalıcı bir işi olacağına da sevinmişlerdi ama kalacak yer problemi olacağı için bir tanıdıklarından Hasret’in ev bulana kadar kalması için ricada bulunmuşlar, zaten tek başına yaşayan kadıncağız evinin bir odasını Hasret’in kullanmasına izin vermişti. Anneannesinin cenazesinden sonra kalan ailesi ile birlikte vakit geçirmek, acı bir süreç de olsa Hasret’e de iyi gelmişti. Bir süre daha görüşemeyecekleri için evinde kaldığı amcasının ricası ile bir kaç gün daha kalıp, sonra da yola çıkacaktı.
Taylan arayınca, onun konuşmasına fırsat vermeden heyecanla olanları anlattı. Kalacak yer sorunu da çözüldüğü için artık içi rahattı. Taylan zavallı kızın yine yaşlı bir kadının yanına sığıntı gibi gelmeye sevinmesine buruk bir şekilde gülümsedi ama bu kez mağdur olan Hasret olmayacaktı.
“Başkasının evinde kalmana gerek yok çünkü paran geldi” dedi neşeyle.
“Geldi de ne demek? Bu kadar çabuk mu?”
“Ben de inanamadım doğrusu ama kuzenim aradı ve parayı bana yollayacağını söyledi. İstersen oradan evlere bakabilirsin bir kaç siteden, beğendiğin olursa gelince beraber bakarız, istediğin olursa hemen tutarız. Hatta bana sorarsan önce kiralık bir yerlere bak, sonra duruma göre satın almayı düşünürsün.”
“Ah gerçekten inanamıyorum! O kadar sevindim ki! Bana hep müjdeler verdin bu zor günlerde!”
“Sen de benim kahramanımsın hatırlarsan! Kalacak yeri dert etme lütfen!” dedi Taylan mahcup bir sesle.
“Amcamlar araya girdiler o kadar ben yine de Hamide teyzenin evine geleyim ilkin. Zaten ev bulsam da hiç eşyam yok, çabucak yerleşip yaşama şansım da yok! Gelince doğrudan orada bakarım evlere olur mu?”
“Olur tabi hafta sonumu tamamen ayırırım ben sana beraber bakarız!”
“Harika olur!” dedi Hasret, sesi cıvıldar gibi çıkmaya başlamıştı artık. O cıvıldadıkça, Taylan’ın da kalbi daha çok ısınıyordu ona.
Bir hafta geçmeden Hasret amcasının aldığı biletle geldi Taylan’ın yaşadığı şehre yeniden. Taylan Hamide teyzesinin evine bırakmak için karşıladı onu. Birbirlerini görür görmez ikisinin de yüzünde bir aydınlanma belirdi ama belli etmemeye gayret ettiler. Hasret adresin yazıldığı kağıt parçasını ona verirken, Taylan elini avucunun içine alınca kıpkırmızı oldu. Tabi Taylan bunu sadece denk gelmiş gibi yapmıştı ama Hasret’in narin ellini tutunca o da heyecanlanmıştı.
Hamide hanım güler yüzlü, yetmişlerinde ama dinç bir kadındı. Kocasından kalan emekli maaşı ile okullar açıkken öğrencilere kiraya verdiği odalarından gelen parayla yaşıyordu. Çocuklardan biri okulu bırakmaya karar verdiği için odası zamansız boşalmıştı. Yılın ortasında oraya öğrenci bulamayacağı için Hasret’e verip değerlendirmek Hamide hanımın da işine gelmişti. Odanın kirasını şimdilik amcaları ödeyecekti.
Hasret, Hamide hanımdan çekindiği için Taylan’ın arabasından sokağın başından inmek istedi ama Taylan onu tek başına göndermek istemediği için arabayı park edip, bir kaç bina kalana kadar onunla yürüyüp, küçük valizini taşıdı. Hasret oteldeki işinden ayrılıp cenazeye gittiği için bütün eşyası olan küçük valizini de mecburen yanında götürmüştü. Yol boyunca Taylan ona yapacağı işin içeriğinden bahsetti. Hafta başında başlayacağı işinden önce gelip insan kaynakları müdürü ile yüz yüze görüşmesi gerekiyordu. Taylan gündüz çalıştığı için ertesi gün akşam iş çıkışında uğrayacağını söyleyip gitti.
Hasret, Hamide hanımla tanışıp, kısa bir sohbetin ardından odasına geçti. Bir öğrencinin ihtiyacı olacak her şeyin konulduğu küçük bir odaydı burası. Ondan önce kalan genç öğrencinin astığı posterler duvarlarda duruyordu. Hamide hanım katta dubleks evinde bir alanı yeniden yapılandırıp, ikinci bir mutfak eklemişti. Burası öğrencilerin kullandıkları mutfaktı. Evin Hamide hanıma ait kısımlarını ve onun eşyalarını kullanmak yasaktı. Tuvalet ve banyo da öğrenciler için ayrıca yapılandırılmıştı ve hepsi ortak kullanmak zorundaydılar. Kendi kullandıkları alanların temizliğinden de sorumluydular. Hamide hanımın söylediğine göre kendi aralarında bir iş planları vardı ve sırayla yapıyorlardı. Sadece yemek işinde herkes kendi başınaydı, zaten çoğu zaman kuru bir şeyler yiyerek geçiştiriyorlardı. Hamide hanım bazen kıyamıyor bir kap sıcak yemek yapıyordu onlara ama alışırlarsa diye de fazla girmiyordu o işe. Hepsi analarının kuzularıydı bu çocukların işte, Hamide hanımın da oğlu şehir dışında yurtta okumuştu. O yüzden anlıyordu hallerinden, kızı da oğlu da evliydiler şimdi, boyları kadar da çocukları vardı. Hasret’in amcalarını tanıdığı için alışana kadar yemeği ondan yiyebileceğini söyledi.
“Ufak tefek ev işleri de olmasa oturmaktan aklımı yerim!” diyordu. Evdeki çocukların enerjisi onu da gençleştiriyordu söylediğine göre, o yüzden evde gençlerin olmasını seviyordu. Gençler için daha çok kuralları vardı ama Hasret artık bir yetişkin olduğundan ona kural anlatmasına gerek yoktu. Hasret, kadının bütün anlattıklarını dikkatle dinleyip, başıyla onaylamıştı. Yarım saate hazır olacağını söylediği yemeğe kadar odasını inceledi.
Dönen parayla bir ev alabilse bile içine eşya koyması için biraz çalışması gerekecekti. Raziye hanımın altınları da çantasındaydı. En azından beyaz eşyalara yeteceklerini düşünüyordu. Diğer eşyaları da bir şekilde halledecekti elbet, zaten tek başına ne kadar eşyaya ihtiyacı olabilirdi.
(devam edecek)