Çantadaki kısmet – Bölüm 21

Hasret otele dönerken hem paranın yükünden kurtulduğu için mutlu hissediyordu, hem de uzun zamandır geçirdiği en güzel günü bir daha hiç görmeyeceği bir yabancı ile paylaştığından biraz buruktu içi.

“Neyse!” dedi kendi kendine, en azından o Kezban hanımlar gibi başkalarının paralarıyla saadet peşine düşmemişti. Taylan’ın Ayhan hanımla uzaktan yakından bir ilgisi yoktu. Onun aksine, hoş sohbet, düşünceli ve nazikti. Parmağında bir yüzüğü yoktu ama son zamanlarda kimse yüzüğünü takmıyordu.

“Ne saçmalıyorsun Hasret!” diyerek otelin kapısına vardı ve içeri girip, yeni hayatına kaldığı yerden devam etmeye odaklanmaya çalıştı.

Taylan’da onun parmağına bakmıştı yüzüğü var mı diye, evli olmadığını anlamıştı ama nişanlı ya da sözlü olabilirdi. Ayhan hanımın yaptığı fedakarlığı umursamadan, doğrudan parayı saymasından da hiç hoşlanmamıştı. Kim bilir zavallı kıza daha bilmediği ne aksilikler yapmıştı çalışırken. Zaten artık halasının işlerini yapmayı o da istemiyordu. Onun tek başınalığına üzüldüğü olmuştu, tabi ki eğitimi için verdiği destek unutulmazdı ama bu sevgisizliği insanı gerçekten soğutuyordu. Kuzenine de ona da idealist biri olduğu içi yatırım yapmıştı, yoksa ailenin diğer fertleri gibi onlar için de bir sevgi beslediğini hiç sanmıyordu. Taylan’a sürekli ricada bulunup, onu pek bunalttığı yoktu ama niyeyse Hasret’e yapılanlar çok kanına dokunmuştu.

Ayhan hanımın Taylan’ın parayı masanın üzerine bırakıp gidişinden anlamıştı bir şeylerin ters gittiğini ama insanların bir günün bir gününe uymadığını en iyi kendinden bildiği için kişisel algılamadı. İyi bir adamdı Taylan, dahası iyi bir doktordu. Şengül de iyi bir avukattı ama Taylan kadar yumuşak kalpli değildi. Onun mesleği de yumuşak kalpliliği kaldırmazdı zaten. Masanın üzerinde duran paraları evde çalışan kadınlar görmeden gizli yerine kaldırdı. Kezban hanım olayından beri artık daha dikkatli davranıyordu. Bağış için ayırdığı parayı evde bekletmek istemediğinden derneği arayıp birini göndermelerini istedi.

Raziye hanım son zamanlarda kendini iyice bitkin ve hasta hissediyordu. Oğulları doktora götürmüşler ve pek iyi şeyler duymamışlardı. Üzülmesin diye ona bir şey söylemiyorlardı ama o yüzlerinden anlıyordu iyi haberler almadıklarını. Hasret’e de telefonda bir şey söylemiyordu. Kızcağız nihayet kendi ayakları üzerinde durup, yapmak istediği mesleğinde yol almaya çalışırken bir de kendi hastalığından bahsedip aklını çelmek olmazdı. Gittiği yerde de Ayhan hanımın parasına denk gelmesi onu da çok şaşırtmıştı ama Hasret’in doktor yeğenden bahsederken değişen ses tonu adamın iyi biri olduğunu hissettirmişti. Üstelik doktordu da, Hasret’te, Nimet’te doğuştan güzel çocuklardı. Rahmetli Nimet kendini pazarlamayı pek bilir, yoktan var edip, süslenirdi ama Hasret hiç onun gibi değildi. Hele hayatında üst üste gelen aksiliklerden sonra iyice sararıp soluvermişti. O Ayhan denilen cadı kadın, kızcağızın bir damlacık kalan kanını da çekip bitirecekti ayrılmasalardı. Yeğeninin gönlü Hasret’e kayıverse ne hissederdi acaba?

Raziye hanım bilmiyordu ama Taylan döndüğünden beri Hasret’i aklından çıkaramıyordu. Sözde halasının insafsızlığı ve kızın başına gelenlere üzüldüğü için etkilenmişti ama sohbet ederlerken güneşin vurduğu ela gözleri, konuşurken kelebekler gibi savrulan ince beyaz elleri aklından çıkmıyordu. İlk bakışta çarpıcı bir güzelliği olmasa insan yüzüne baktıkça keşfediyordu sanki yüzünü. Şengül’ü arayıp, Kezban hanımın çaldığı paralardan bir haber var mı diye sormayı düşündü ama Hasret ile nasıl tanıştıklarını açıklayamayacağı için vazgeçti. Şengül ile halasının yakınlık derecesini bilemiyordu. Parayı getirenin Hasret olduğunu halasına söylerse, Hasret’e verdiği sözü tutmamış olurdu. Gerçi halası da parayı o bulmuş diye öğrense peşine düşecek değildi. Düşecek olsa zaten kızı niye gönderdin diye sorardı. Hem Şengül’de pek mutlu değildi Ayhan hanımla biliyordu. Kızcağız onun kaybettiği parayı bulup getirdiğine göre, o da teşekkür olarak onun parasının takibini yapabilirdi.

Akşam eve dönerken aradı Şengül’ü ve halasına söylemeyeceğine söz verdirip anlattı Hasret ile karşılaşmalarını ve sordu paranın durumunu.

“Yok artık!” dedi Şengül hayretle, “Halam lanet gibi bulaştığı kişinin hayatından eksilmiyor desene! Zavallı kız o kadar haklı ki!”

“Sen biliyor musun neler oldu o çalıştığı zaman evde!”

“Ay bilmez olur muyum? Kızı her gün kovmaktan beter etti ama Allah var Hasret çok dirayetli ve sabırlı bir kızmış, başkası olsa hayatta katlanmazdı duyduklarına!”

“İkimiz de ona borçlu hissettiğimiz için koşturuyoruz işlerine!” dedi Taylan dert yanar gibi.

“Yani! Yine de tuhaf bir cazibesi var halamın. Diyorum ya lanet gibi bulaşıyor insanın üzerine, kurtulamıyorsun! Ben de geri çekileyim diyorum ama her seferinde kanıp yine gidiyorum peşine!” diyerek güldü Şengül, “Sen şimdi kıza kendini borçlu mu hissediyorsun, parayı sorduğuna göre!”

“Evet, bana olanları anlatınca, ben de ona bir iyilik yapayım istedim ama tabi Kezban hanımın peşine düşecek halim yok! O yüzden bir bildiğin var mı diye sana soruyorum. İyi haber varsa en azından müjdeyi ben vermek isterim!”

“O!” dedi Şengül, “Doktorumuz kahraman olmak istiyor galiba!”

“Ne alakası var canım, borçluyum nihayet!”

“Vallahi benim bildiğim yerlerini tespit etmeye çok yakınlarmış, yakalanınca hemen iade edileceklerini de bilemem. Tabi çaldıkları paraların belki bir kısmını, belki de hepsini yemişlerdir! Yani canım doktorum, yakalansalar bile paranın geri geleceğinin hiç mi hiç garantisi yok!”

Taylan paranın ne kadar olduğunu sordu Şengül’e sonra teşekkür edip kapattı telefonu. Gerçekten büyük şansızlıktı ellerine geçen paraya denk gelmesi bu hırsızlığın. Kezban hanım ve kocasının yıllardır halası için çalıştıklarını bilirdi. Bula bula Hasret’in parasını bulmaları tuhaftı ama tabi kızın her şeyden bağımsız Datça’ya gidip, gene Ayhan hanımın parasına denk gelmesi daha da tuhaftı. Takdir-i ilahi mi yoksa kuzeninin dediği gibi bir lanet mi emin olamadı. Şengül bir haber alırsa ilk ona söyleyeceğine söz vermişti gülerek ama yapar mıydı bilmiyordu.

Otelin işleri yolunda gittiği için sezon sonuna da denk gelseler odaların hepsi doluydu. Firuzan hanım, Hasret’in performansından çok memnundu ama otelin tutması için tecrübeli elemanlar tercih ettiğinden şimdilik onun yerini değiştirmeyi düşünmüyordu. Otel açıldıktan üç ay sonra birlikte çalıştığı arkadaşı ayrılıp başka bir otele geçti. Kız sezonunda Antalya’da ki otellerin daha çok iş yaptığını ve daha çok para verdiklerini söylemişti. Hasret henüz yabancı dili halledemediği için oralarda pek şansı yoktu ama yaz geri gelmeden işiyle ilgili konuşup, anlaşacak kadar dil öğrenmesi şarttı. Diğer çalışma arkadaşlarından duyduğu uygulamaları telefonuna indirip, fırsat buldukça kendi kendine çalışmaya başladı. Raziye hanımın ölüm haberi geldiğinde tam da arkadaşının ayrıldığı haftaydı. Çalıştığı yerde tek kaldığı için Firuzan hanım onu yollamak istemiyordu. Diğer yerlerde çalışan vasıflı elemanlarını havlu dağıtımı işine kaydıramazdı. Zaten herkes kendi işini yapıyordu. Hasret, anneannesinin cenazesine katılmak için izin istediğinde Firuzan hanımın yüzündeki ifadeyi görünce, kendini tutamayıp ağlamaya başladı. Buradan ayrılırsa, kalacak yeri bile yoktu. Cenazeye gidip sonra yeni bir iş bulana kadar dayılarında kalabilir miydi bilmiyordu ki zaten bunu hiç istemiyordu. Belki de bu dil işini çözmeden kendi mesleğini yapmaya çalışması pek akıl kârı da değildi. Yine yatılı bir bakıcılık işi bulur, yabancı dili de o arada çözerse sonra yeniden mesleğine dönebilirdi. Anneannesini son yolculuğuna da uğurlayamayacak olmayı kalbi asla kabul etmiyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın