Çantadaki Kısmet – Bölüm 18

Ayhan hanımın söz verdiği bağışı yapabilmesi için yeniden bir şey satma şansı olmadığı gibi, iki kez ortaya çıkan aksilikten sonra bağıştan nasıl dönebileceğini düşünmeye başlamıştı. Açık açık paranın çalındığını söyleyebilirdi tabi ama ne kadar inandırıcı olurdu, onu bilemiyordu. İkinciyi değil ama ilkini söylese zaten polis kayıtları da olduğundan daha uygun olacağına karar vermiş, o arada Taylan’ın düşündüklerinden habersiz, bağış yapacağı kurumu arayıp paranın çalındığını ve bir süre bağış yapamayacağını bildirmişti. Verdiği sözü tutamamaktan dolayı gerilse de şimdi yapabileceği başka bir şey yoktu. Şengül’ün aileye yetiştireceğini bildiğinden ona bir şey söylemedi. Onun hakkında ne söylediklerini umursamıyordu ama parayı Taylan’ın kaybettiği duyulursa çocuk zor durumda kalabilirdi.

Taylan kaybettiği paranın sıkıntısını atlatmaya çalışarak hastalarıyla ilgileniyordu. O izindeyken ölen hastasının ailesi, acılarını yenemeyip hastanede arbede çıkarmışlar, doktorlarından birinin de izinde olduğunu öğrenince iyice çıldırmışlardı. Hastanın bir anda hayatının kaybetmesinin elbette Taylan ile bir ilgisi yoktu. Hastanede de olsa değişen bir şey olmayacaktı. Herhangi bir eksik veya yanlış müdahale yapılmadığı raporlarla kanıtlanmıştı. Yine de üst üste gelen aksilikler yüzünden iyice gerilmişti. Üstelik aldığı izin de boşa gitmiş, hiç dinlenemeden geri gelmişti.

Hasret sahilden onu aradığında yanında bir hastası vardı, bilinmeyen numara aradığını görünce, meşgule atıp işine devam etti. Telefon meşgule düşünce, Hasret numarayı yanlış çevirdiğini düşünüp, kağıttan kontrol etti ve tekrar aradı. Zaten cinleri tepesinde olan Taylan, sinirlendiğini hastasına belli etmemeye çalışarak telefonu sessize aldı. Adama telefonla ulaşamayacağını anlayan Hasret, konunun önemli olduğunu ve onu aramasını istediğini söyleyen bir mesaj yazıp, masaya döndü. Garson sodasını masasına bırakıp gitmişti. Buz gibi sodadan bir yudum alıp, adamın aramasını bekleyerek denizi seyretti.

Taylan hastası çıktıktan sonra mesajı okudu ama bir anlam veremedi. Dolandırıcıların insanları kandırmak için buldukları türlü yollar vardı ve bu da onlardan biri olabilirdi. Tuzağa düşmemek için cep telefonu yerine odasındaki sabit telefondan mesaj atan numarayı çevirdi. Çantanın sahibi olduğunu düşündüğü adamdan telefon beklerken bu bilinmeyen numarayı açmak istemeyen Hasret, aramanın geldiği şehirden olduğunu fark edince dayanamayıp açtı.

“Kimsiniz!” dedi temkinli erkek sesi.

“Asıl siz kimsiniz, siz aradınız!” dedi Hasret’te.

“Hayır siz beni iki kez cep telefonumdan aradınız ve önemli olduğunu söylediğiniz bir mesaj atmışsınız!” dedi Taylan ters ters.

“Taylan bey?”

“Benim, ne istiyorsunuz?”

“Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum.” dedi Hasret, adamın konuşma tarzındaki terslik onu iyice germişti, “Bundan bir süre önce Datça’da bulundunuz değil mi?”

“Evet?”

“Şey bir şey kaybetmiş miydiniz acaba?”

“Evet?” dedi Taylan emin olamadığından önce dinlemek istiyordu.

“Ne kaybetmiştiniz?”

“Hanımefendi, yarışma programımı sunuyorsunuz? Ne söyleyeceksiniz açıkça söylesenize işim gücüm var benim!”

“Üzgünüm ama ben de doğru olanı yapmaya çalışıyorum!”

“Kimin için doğru?”

“Minibüs durağına bir çanta kaybettiğinizi bildirmişsiniz. Bende de bir çanta var ama o çantanın size ait olup olmadığından emin olmam gerekiyor!”

“Çanta sizde mi?” diyerek oturduğu yerden ayağa fırlamıştı Taylan ve sabit telefonun kablosu uzun boyuna yetmediğinden, kablonun ucunda asılı olarak sallanıyordu.

“Ben de bir çanta var ama siz sahibi misiniz onu bilmem gerek!”

“Çanta siyah ve büyük, yeni bir çanta! İçinde de şey var! Şey!”

“Ne var?”

“Para var, çok para!”

“Çantayı minibüste nereye koymuştunuz?”

“Hay Allah! En arkada oturuyordum, altına şeyin altına!”

“Telefonla konuşup kötü bir haber aldınız mı?”

“Siz bunları nereden biliyorsunuz?” dedi Taylan sabırsızca, “Evet, bir hastamı kaybettiğimi öğrendim! Para sizde mi değil mi?”

“Paranız bende!” dedi Hasret sakince, “Çok özür dilerim bu kadar parayı yanlış birine teslim etmek istemediğim için soruyorum!”

“Oh! Çok şükür!” diyerek yerine oturdu Taylan yeniden, kan ter içinde kalmıştı. Hasret paranın nasıl ona geldiğini ve neden bunca zamandır harekete geçemediğini özetle anlattı.

“Paranızı ne zaman isterseniz gelip alabilirsiniz!” diye tamamladı sözünü, “Lütfen numaramı kaydedin!”

“Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum!” dedi Taylan, üzerinden öyle bir yük kalkmıştı ki, neredeyse ağlayacaktı.

“Gelip paranızı alırsanız, ben rahatlayacağım. Bu kadar parayı korumaya çalışmak beni gerçekten zorluyor.”

Daha izinden geleli çok olmadığı için yeniden nasıl ayrılacağını bilmese de “Ben sizi arayacağım, çok çok teşekkür ederim, size minnettarım!” diyerek kapattı Taylan telefonu. Yeniden bir “Oh!” çektikten sonra halasını aradı.

Paranın geri geleceğine hiç inanmayan Ayhan hanım, onca parayı bulup, sahibini arayan kadını duyunca, “Demek varmış iyi insanlar!” dedi rahatlamış bir sesle. Taylan’da kadının ne kadar yüce yürekli biri olduğunu düşündüğünü anlattı durdu. En kısa zamanda parayı teslim alıp, halasına getirecekti. Paranın bulunma haberi Ayhan hanımı da sevindirmişti. Para gelir gelmez, bu defa bekletmeyip, bağışı hemen gerçekleştirecekti. Söz verdiği halde para vermekten kaçınan biri pozisyonuna düşmekten çok rahatsız olmuştu.

Taylan yeniden Datça’ya gidebilmesi için gerekli zamanı ayarlayabilmek için birimin programına baktı ama diğer arkadaşlarının izinleri ve kendi hastaları ile önemli randevuları olduğundan gelecek bir kaç hafta hastaneden ayrılması mümkün görünmüyordu. Gelen hafta sonu çocukluk arkadaşının düğünü vardı ve onun yanında olup, yardım edeceğine söz vermişti. Sonraki hafta sonu ise hastane onu bir sempozyuma gönderiyordu ve uçak bileti alınıp, yeri çoktan ayrıldığı için iptal edemezdi. Nasıl olup böyle bir sıkışıklığın içine girdiğini anlayamadığı için yeniden Hasret’i aradı. Arayan kişinin adını bile sormadığından henüz telefonuna da kayıt etmemişti.

Hasret görevini yapmış olmanın rahatlığı ile sodanın parasını ödeyip, yeniden denizin kıyısına gitmişti. Ayağındaki terlikleri çıkarmış, hayatında ilk defa bir denize dokunmanın nasıl bir his olduğunu anlamaya çalışıyordu. Denize giren insanların yüzlerindeki mutluluk onu da sarmış, bir yandan sıcaktan kavrulduğu için üzerindekilerle denize doğru yürümeyi hayal ediyordu. Tam o sırada telefonu çalınca suya düşürmemek için sıçrayarak kızgın kumlara atladı. Ayakları yanınca terliklerine koşarken telefonu “Ay, Ay!” diyerek açtı.

“İyi misiniz?” dedi Taylan

“Evet, ayaklarım yandı da o yüzden!”

Bir doktor olan Taylan ayaklarım yandı deyince, ilk olarak kızgın kumları düşünmedi elbette ve Hasret kendini aptal gibi hissederek ne yaptığını açıklamak zorunda kaldı.

“Parayı sizin getirmeniz mümkün mü diye soracaktım?” dedi Taylan çekinerek, “Biliyorum yaptığınız iyilikten sonra fazlasını istemek çok ayıp ama yol masraflarınızı da ben karşılarım söz veriyorum, hatta konaklama bile yaparsınız olur mu?”

“Ben mi?” dedi Hasret şaşkın şaşkın, “Ben çalışıyorum ama? Daha yeni girdim işe, izin alamam!”

“Hay Allah!” dedi Taylan “Ben tekrar bakayım o zaman durumuma! Kusura bakmayın ne olur! Para bana ait değildi ve ben haftalardır bu para yüzünden berbat hissediyorum!”

“Sizi böyle bir duruma soktuğum için çok özür dilerim!” dedi Hasret.

“Olur mu? Siz beni kurtardınız!”

“Olur mu öyle şey, paranın size döneceği varmış!”

“İnanın başkası bulsa sizin yaptığınızı yapmazdı, o yüzden gerçekten size nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Yeniden koşullara bakayım, size haber vereyim olur mu? Parayı bir an önce sahibine teslim etmek istiyorum anlıyorsunuz değil mi?”

“Anlıyorum, tamam!” dedi Hasret ve telefonu kapattılar.

(devam edecek)

Yorum bırakın