Çantadaki kısmet – Bölüm 16

Hasret’e minibüsten ona uzatılan çanta, büyük siyah bir doktor çantasına benziyordu. Yeni olduğu her halinden belli olan çantanın parlak derisinde en ufak bir çizilme veya kat izi yoktu. Çantanın sahibine dair bir iz bulma umuduyla fermuarını açar açmaz çantanın neden o kadar ağır olduğunu hemen anladı ve panikle fermuarı geri kapattı. Çanta üste üste desteler halinde konulmuş dolarlarla doluydu. Kim bu kadar nakit parayla dolaşırdı ki? Şimdilik çantanın sahibi bulmak için yapacağı bir şey olmadığı ve geç kalmak istemediği için ağır çantayı da yüklenip, otele doğru yürüdü. Demir kapının önüne gelip zile basınca bu defa kimliği sorgulanmadan kapı açıldı. Firuzan hanım sanki oradan hiç ayrılmıyormuş gibi lobideydi girdiğinde.

“Ah Hasret! Tam zamanında geldin!” dedi onu görünce sevinerek. Bu cümlenin ardından Hasret o gün sahile gidemeyeceğini anladı ve çantalarını odaya bıraktıktan sonra üzerini bile değişmeden, Firuzan hanımın yapmasını istediği işleri görmeye gitti. Sauna ve havuz için havlular gelmişti. Havlu takibi yapabilmek için kolilerin açılması, sayılması, bilgisayara girilmesi gerekiyordu. Aralarında sorunlu ürün çıkarsa iade yapılacağından dikkatlice her birini kontrol etmesi gerekiyordu. Böylece çantadaki paraları bile düşünemeden yeni işine adapte olmaya çalıştı. Henüz otel hizmete açılmadığından herkes her işe koşuyordu. Bir hafta sonra ki açılışın ardından rezervasyon almaya başlayacaklardı. Firuzan hanım ve kocası her şeyin tam olduğundan emin olmak için çalışanlarla birlikte oradan oraya koşturup duruyorlardı.

Hasret odaya döndüğünde saat gece yarısı olmuş, yolun yorgunluğu da olduğu için ayakta duracak hali kalmamıştı. Saunadaki havluları saymaya giderken bir ara anneannesini arayıp vardığını ve iyi olduğunu söylemeyi akıl etmişti ama fazla bir şey konuşamamışlardı. Ayhan hanımın evinde olsalar işten geldiğinde anneannesini onu beklerken bulur, olan biten hakkında uzun uzun konuşurlardı. Şimdilik aynı odada kalacağı personel yerleşmediği için çantalar bıraktığı gibi odanın ortasında duruyordu. İçi para dolu çantayı görünce, onu nasıl da odanın ortasında bırakıp gitmiş olduğuna şaşırdı. Sanki dile gelip bir şey söyleyecek gibi gözünü ondan ayırmadan kendi çantasını açıp, pijamalarını çıkardı. Sonra kendi kokusundan rahatsız olduğundan, doğruca duşa gitti. O yatmaya hazırlanırken çanta odanın ortasında öylece duruyordu. Pijamalarını giyip, saçını kuruttuktan sonra çantayı zorla taşıyıp yatağın üzerine koydu ve fermuarını yeniden açtı. Hayatında hiç bu kadar parayı bir arada görmemişti. Çantanın içinde paradan başka bir şey olmadığına emin olunca, içinde yanında başka bir gözü var mı diye kontrol etti. Küçük bir kaç göz vardı ama içlerinde yeni çantaların içine dolduran buruşturulmuş kağıt parçalarından başka bir şey yoktu. Bunca para kötü bir çantaya konmaz diye düşünüp, büyük ve pahalı bir çanta tercih edilmişti belli ki. Çantanın sahibi kaybettiğini çoktan fark etmiş, peşine düşmüştü büyük ihtimalle. Belki onun da çantayı bulur bulmaz hemen karakola gitmesi gerekirdi ama ilk günden olmadık bir hikaye anlatıp, zorda kalmak istemediğinden otele koşmuş, verilen işe adapte olunca, çantayı bile unutmuştu.

“Bu kadar param olsa ne diye buralarda çalışayım ki!” diye düşündü kendi kendine. Buralardan güzel bir ev alır, kalanını da faize koyardı.

“Saçma, saçma konuşma da uyu hadi!” dedi iç sesi, göz kapaklarını zor açık tuttuğundan, çantayı zorla kaldırıp dolaba sakladı ve kendini yatağa bıraktı. Rüyasında harika ve havuzlu bir ev satın almış, üzerindeki pahalı kıyafetler ve Firuzan hanımın topuklu terlikleri gibi tıkırdayan terliklerle havuzun kenarında dolaşıyordu. Yorgunluktan o kadar derin bir uykuya dalmıştı ki sabah telefonun alarmı ötünce, bir anlığına nerede olduğunu kavrayamadı. Gece sıcak olduğundan kan ter içinde kalmıştı. Başını kaldırınca odada bir klima olduğunu fark etti. Soğuk bir duş alıp hızla giyindi ve çalışma yerine gitti. Yeni çalışma arkadaşlarından biri önce gidip personel kahvaltısından payını almasını söyledi. Eğer oyalanır gitmezse, kahvaltı toplanır aç kalırdı. Personel kahvaltısı diye verilenleri görünce, evlerindekinden bile güzel şeyler olduğunu düşündü ve iştahla tabağını doldurup tıka basa yedi. Uzun zamandır böyle severek ve isteyerek bir şey yememişti. Bunun kahvaltının lezzeti değil, hayallerine nihayet ulaşıp, Ayhan hanımdan kurtulma sevinci olduğunu biliyordu.

Ayhan hanım sabah Hasret gelmeyince, ev işlerine bakan kadınları odasına yolladı. Anahtar kapının üzerinde bırakıldığından bakmaya giden kadın içeri girip Hasret’in hiç eşyası olmadığını fark etti. Kızın gizlice sıvıştığını düşündüğü için koşa koşa gelip Ayhan hanıma, “Kız kaçmış!” dedi. Ayhan hanım üç ayın dolduğunun elbette farkındaydı ama Hasret’in gerçekten gidebileceğini hiç düşünmemişti. Saatin kaç olduğuna aldırmadan Şengül’ü arayıp, bir bakıcıya ihtiyacı olduğunu söyledi. Şengül başından beri olayları bildiğinden, Hasret’in dayanamayıp, gittiğini anladı ve daha önce de bakıcı gönderen firmayı aradı. Allah’tan daha önce davalarına bakıp, onları zor bir durumdan kurtardığı için firma yetkilileri onu kırmıyor, ihtiyaç duyulan elemanı hemen sağlıyorlardı. Öğleden sonra firmanın seçtiği yardımcı geldi, ancak Hasret olmadığı için işi ona Ayhan hanımın öğretmesi gerekti. Ayrıca kadın Hasret gibi arkada kalmayacak mesaisi bitince çekip evine gidecekti. Bunun da anlamı, Ayhan hanımın geceleri bu koca evde tek başına olacağıydı. Ayrıca ev arkada olduğundan Hasret mesai bitti diye çekip gitmiyor, Ayhan hanım yatana kadar bekliyordu.

Kadına eğer isterse, arkadaki odalarda kalabileceğini söyledi ama kadının bu evde kalmaya hiç niyeti yoktu belli ki. İşini bitirir bitirmez oyalanmadan çekip gidecekti.

“Ben geç yatarım, giyinmeme yardım eder, öyle gidersin!” de dese, kadın ona erken yatmasını belli bir saatten sonra otobüs bulamayacağını söyledi. Tabi Ayhan hanım bu vurdumduymaz kadını hiç ama hiç sevmedi. Eli yavaş, yemekleri de lezzetsizdi. Evde çalışan kadınlar da, Hasret’in yaptığı yemekleri yemeye alıştıklarından, yemekleri beğenmediler ama ses çıkarmadılar. Çünkü gelen yardımcı aslında sadece Ayhan hanımın yemeğinden sorumluydu. Hasret “Yapmışken hepimize yaparım yersiniz!” dediği için yemek yapmaktan kurtulmuşlardı. Yeni gelen kadın da düzeni bilmediğinden, herkese yemek yapmıştı ama kimse beğenmemişti. Kadın yapması gerekenleri yapıp bir şey söylemeden, diğer kadınlarla yedi buçukta giyinip gidince, Ayhan hanım hemen Şengül’ü aradı. Onunla ilgilenmekle sorumlu olan kadının daha hassas ve özenli olması gerekiyordu. Saat yedi buçuktan ertesi sabaha kadar tek başına kalıp, her işini kendi yapması gerekecekti şimdi. Zaten ayağa kalkamadığı için evde yardımcı bulunduruyordu. Akşam ona kimse yardım etmeyecekse neye yarardı.

Şengül halasının serzenişlerini sessizce dinledikten sonra “Tamam başka kadınlara da bakarım ama bulana kadar bununla idare et tamam mı?” diyerek telefonu kapattı. Ayhan hanım onun ses tonundan işin üzerine düşmeyeceğini anlamıştı ama sesini çıkarmadı. Şengül’ün son zamanlardaki davranışlarından hoşlanmıyordu. Yakında bebek sahibi olmak istediğini de söylediğine göre, bir süre sonra ona hiç faydası kalmayacaktı. Taylan’a ondan daha çok güvenmekle ne kadar iyi yaptığını düşündü ve Şengül olmadan hizmetine bakacak birilerini nasıl bulabileceğinin hesabına girdi kafasında.

Kadın ertesi gün beş karış suratla geldi yine. O da Ayhan hanımdan hiç hoşlanmamış, şirkete onu başka yerlere vermelerini söylemişti. Ayhan hanım aksi, kibirli, acımasız bir kadındı. Kadına göre kendi yürüyemiyor oluşunun acısını diğer insanlardan çıkarıyordu. Tabi o da kendine göre yorumlar yapıyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın