Çantadaki kısmet – Bölüm 14

Raziye hanımın acıkırsa yolda yer diye yanına koyduğu böreklerden iki tanesini otelin olduğu yere gidecek minibüse binmeden önce yediğinden enerjisini toplamış gibiydi. Yine de kafasını koysa derin bir uykuya dalacak gibi hissediyordu. Bir saat süren minibüs yolculuğu boyunca, her virajda denizi görme heyecanı ile yolları seyretti. Ağaçlı yollar, rahat giyimli insanlar, hayatın dört mevsim yaz yaşanabilen bir yere geldiğini söylüyordu sanki. Ağaçların tipleri, asfaltın rengi, hatta insanların şekli bile geldiği yerden başkaydı.

Henüz açılmamış olan otelin devam eden çalışmaları dışarıdan görünmesin diye etrafı yüksek tentelerle kapatılmıştı. Araçların girebileceği kadar geniş olan demir kapı da kapalıydı. Otelin hemen sağında ve solunda yine benzer düzende başka dinlenme tesisleri de vardı. Önlerinden geçerken havuzda eğlenen insanları görünce elinde olmadan derin bir iç geçirmişti. Aynı ülkede bir çok insan birbirinin düzeninden, yaşam şeklinden habersiz yaşayıp gidiyordu. Hasret her yaz aileleriyle tatile gidebilen çocuklardan olamamıştı, ablası Nimet okul arkadaşlarının anlatıp durduğu o tatilleri eve gelince ona anlatırdı. Şimdi bu otellere ve eğlenen insanlara bakınca ablasının yaşamak istediği hayallerin sınırında dolaşıyor gibi hissetti. Keşke Nimet’te burada olsa, onların da bir gün böyle eğlenecekleri tatiller yapabileceklerini yine anlatsaydı. Böyle bir yaşam olmasa da, istediklerini alabilmek uğruna babasını ikna edip kış günü yollara çıkarmıştı ve parayı harcamak kısmet olamadan da ölüp gitmişti. Üstelik para sadece ona değil, kalanlara da bir fayda sağlamadan küle dönmüştü. Zavallı babası kızı mutlu olsun diye, karısını dinlemeyip yola çıkmayı kabul etmişti. Anneannesi para verip yardım edeceğiz diye, damadı ve torununun ölümüne neden olduğu ve arkasından olan her şey için hâlâ kendini suçluyordu. Babasını dinlemeyip, parayı banka aracılığı ile göndermiş olsalar bu kazanın yaşanmayacağını söylüyordu ama bir insanın son nefesi gelmişse, mutlaka bir şeyler sebep oluyordu. Kapıdaki kameranın henüz çalıştığını tahmin edemediği için demir kapıdan içeri bakarak hayatına göz atarken, kapı diyafonundan yükselen sesle sıçradı.

“Otelimiz henüz hizmete girmedi!” diyordu tok bir erkek sesi. Sesin geldiği yeri ve kamerayı fark edince, çocuk gibi el salladı şuursuzca ve ben görüşme için gelmiştim diyerek otel sahiplerinin adını söyledi. Kısa bir boşluktan sonra demir kapıların yanında, demin fark etmediği tek kişilik dar kapı “Bıp” sesiyle açıldı.

Bahçeye girer girmez onu karşılayan taş evleri görünce, böyle bir yerde yaşamanın gerçekten güzel olacağını düşündü. Her evin önünde kendi küçük havuzu vardı. Yolun iki yanına sıralanmış evleri geçince, asıl büyük havuzu gördü. Bir tarafından yılan gibi kıvrılan kaydırak henüz kullanılmadığından naylonla örtülmüştü. Havuzun arka tarafında sonradan yapılan ana otel binası bulunuyordu. Binanın içinden terlikleri tıkır tıkır ses yaparak yürüyen bir hoş bir kadın göründü. Üzerindeki açık renk pamuklu elbisenin etekleri o yürürken geniş yırtmacından arkasına doğru süzülüyordu.

“Hasret mi?” dedi gülümseyerek.

“Evet efendim!” dedi Hasret kim olduğunu anlayamadığı kadına. Kadın biraz sonra otelin sahibi Firuzan hanım olduğunu belirtti ve birlikte dışarıya göre oldukça serin olan lobiye geçtiler. Firuzan hanım, Hasret’in eğitimi ve iş tecrübesi hakkında kısa bir bilgi aldıktan sonra onun saunanın havlu kısmında işe başlayabileceğini söyledi. Yabancı dili ve tecrübesi olmadığı için şimdilik önde bir işe vermeleri mümkün değildi. Mutfak personelini de tamamladıklarından ve aşçıları kendi seçtikleri dışında kimseyle çalışmak istemediğinden sauna da yardımcı personel olarak başlamasını istiyorlardı. Otele gelen konuklar havuz ve sauna havlularını oradan alacaklardı. Hasret’te temiz ve kirli havluların düzeninden sorumlu olacaktı. Otel yeni açıldığından başlangıç ücretleri çok yüksek değildi ama kışın da çalışacaklarından ocak ayında normal zammını alırdı. Sektörde çalışmak istiyorsa mutlaka yabancı dil öğrenmeliydi. Lise seviyesinde yabancı dil burası için yeterli değildi. Ayarlayabilirlerse benzer durumdaki diğer çalışanlar için bir kurs düzenlemeyi planlıyorlardı ama bu şimdilik sadece plandı. O yüzden Hasret’in ister telefonuna indireceği uygulamalardan, ister internet üzerinden alacağı derslerden yabancı dil öğrenmeye başlaması lazımdı. Havlu işinde bile çalışsa, gelen müşterilerin sorularını anlayıp, yardımcı olması gerekti. Şimdilik onunla havlu işine bakacak yabancı dil bilen bir personel daha olduğundan sıkıntı yoktu ama onun yokluğunda da durumu idare etmek için hazırlanması gerekiyordu. Anlaşılan o ki Firuzan hanım, Hasret’i beğenmiş ve işe uygun bulmuştu. Diğer personelle tanışıp, uyum sağlaması için otelin açılış tarihinden önce başlaması gerekiyordu ki bunun için de iki hafta vardı. Ayhan hanımın yanında aldığı ücret buradakinden çok daha fazlası olmasına rağmen Hasret’in şimdi seçim şansı yoktu ve eşyalarını alıp geri geleceğini söyledi. Anneannesinden bahsetmeden önce, personelin nerede kalacağını da sorunca, Firuzan hanım çalışanlardan biriyle onu personel lojmanı denilen binalara götürüp, odalardan birini gösterdi. Odaların tamamı iki kişilikti ve bir diğer personelle ortak kullanılmak zorundaydı. Yeni olduğundan, temiz ve genişti ancak anneannesini getirebileceği bir ortam değildi. Biraz hayal kırıklığına uğrasa da belli etmedi. Raziye hanımın oğullarının yanına gitmesi çok sıkıntı değildi, sonrasında bir bakım evine geçeceğini söylemesi canını sıkmıştı. Gelinlerinin yanında rahat edemeyeceğini veya onu uzun süre misafir etmek istemeyeceklerini düşünüyordu. Hasret öyle olmayacağını, onu baş üzerinde tutacaklarını söylese de, aynı korkuya o da sahip olsa da dayılarının annelerini hoş tutacağına inanmak istiyordu.

Firuzan hanımla yeniden görüştükten sonra işe başlamak için gerekli belgelerin listelendiği bir kağıtla yeniden minibüsün yolunu tuttu. Yaklaşık kırk beş dakikalık bir görüşme için saatlerce yok gelmişti ve şimdi aynı yolu geri dönmesi gerekiyordu. Minibüsü beklerken kağıtta yazılanları inceledi. Daha önce bu kadar kurumsal bir yerde çalışmadığı için böyle belgeler hazırlaması gerekmemişti. Şimdi sabıka kaydından, sağlık raporuna ve okul diplomasına kadar bir sürü belgeyi hazırlaması gerekiyordu. Firuzan hanım belgeler için endişe etmemesini artık hemen hepsinin e-devlet üzerinden alınabildiğini söyledi. Ayhan hanımdan bir de belgeler için izin istese kesin kıyameti koparırdı. Minibüsle, otogara vardıktan sonra biletini aldı ve otobüs saatini beklerken, büfeden aldığı tostu yemeye başladı. Sonunda hayallerine doğru bir adım atmıştı. Beklerken Firuzan hanımın söylediği uygulama ve internet kurslarına bakmaya başladı.

Dönerken morali daha yüksek olduğundan, uyumak yerine buralarda yaşarsa neler yapıp, görebileceğini incelemek için tanıtım sayfalarını okudu. Otel deniz kenarında değildi. Minibüsle gelirken sahili görmüştü ama doğru yerde inebilmek için tam olarak uzaklığına dikkat etmemişti. Yine de izin saatlerinde sahile gidip, en azından denizi izleyebileceğini düşünüyordu. Daha önce hiç denize girmemiş, yüzme de bilmiyordu. Tüm bunları düşünüp, hayal ederken uzun süre sonra gülümsüyor olmak hoşuna gitmişti. Eve döner dönmez, odaya koşup, anneannesini gördü. Raziye hanım ona laf gelmesin diye odanın dışına başını bile uzatmamıştı. Ne kadar konforlu olsa da dört duvarın içinde bunaldığından, Hasret gelir gelmez, konuşmak için kapının önüne iki sandalye çıkardı. Anneanne torun gece boyu uzun uzun konuştular. Hasret tüm yorgunluğuna rağmen ertesi gün sabahtan yine işine döndü. Ayhan hanım Hasret’in verdiği sürenin sonuna yaklaştıklarını ara ara vurguluyordu. Sanki kurtulmak için gün sayan Hasret değil de oymuş gibi, “Az kaldı!” diyerek gözünün içine bakıyordu. Raziye hanım gidecek yer bulamadığını düşündüğü için ona yalvarmasını beklediği yönünde yorumlamıştı bu durumu. Hasret kadar o da Ayhan hanıma gıcık kapıyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın