Ayhan hanımın bitmek bilmeyen kurallarını öğrenmek zor olsa da, Hasret hepsini aklında tutup, uygulamaya çalışmak için elinden geleni yapıyordu. Raziye hanım da eski evlerinden çok daha konforlu olan bahçe içindeki bu küçücük odaya alışmıştı. Artık iyice yaşlandığı için çabuk yoruluyor, bir işin ucundan tuttuktan sonra kapının önüne çıkardığı sandalyede en az yarım saat dinlenerek, güzel bahçenin tadını çıkarıyordu. Kocaman bir binanın en alt katında oturmak yüreğini darlamış, köyünü çok özlemişti. Şimdi bu kocaman bahçenin yeşilliğine bakıp, dört duvarın esaretinden kurtulmuş hissediyordu. Evde rutubette olmadığı için nefesleri düzene giriyordu ikisinin de. Reyhan’ın da gün görüp, burada olmasını çok isterdi.
“Allah güzel torunuma nasip etsin böyle rahat bir ev!” diyerek her kapının önüne çıktığında dua ediyordu. Tabi duaya konu ettiği ev kendi yaşadıkları değil, Ayhan hanımın eviydi.
Ayhan hanım kocası öldükten sonra kullanmak zorunda kaldığı tekerlekli sandalye yüzünden kendini çok eksilmiş hissediyordu. Bu yüzden de evde çalışan kadınlara bağımlı olmaktan hiç hoşlanmıyordu. Doktor yeğeninin zoruyla evde seansa gelen psikolog da aynını söylüyordu. Asıl istemediği kadınlar değil, tekerlekli sandalyeydi. Başkalarına muhtaç kalmak, kendini güvende hissetmesini engellediğinden her şeyin dört dörtlük olmasına takılmıştı. Her şey onun istediği gibi olursa konfor alanı bozulmayacak sanıyordu. Ancak o kontrol etmeye çalıştıkça düzen tamamen bozuluyor, kadınların biri gelip, biri gittikçe, iyice geriliyordu. Önceki kadına nazaran daha sempatik ve becerikli bulduğu Hasret’in de cehaletine sinir olmuştu. Üniversite bitirmiş kız nasıl bu kadar cahil olurdu. Cahillikle kastettiği Hasret’in dünyadan bihaber ve onun yaşam tarzına yabancı oluşuydu. Kızın bahsettiği kadarıyla bunun normal olduğunu da biliyor ama yine de onu eleştirip durmaktan kendini alıkoyamıyordu. Kocasından sonra edindiği bir huydu bu. Yersiz çıkışlar yapsa bile de asla geri adım atmıyordu.
Kezban hanım, Ayhan hanımın evinde Hasret ile sohbete giremediği için arada bir uğradığı Raziye hanıma anlatıyordu Ayhan hanımla ilgili konuları. Raziye hanım üzülmesin diye torununun yediği azarlardan bahsetmiyordu ama Dursun bey ölmeden önce Ayhan hanımla, kocasının nasıl bir hayatları olduğundan, nasıl insanlar olduklarına kadar her şeyi anlatıyordu. Kemal bey çok konuşkan bir adam olmadığı için Kezban hanımın da konuşacak kimsesi yoktu. Bakıcı kadınlar ondan önce evden ayrılıp gelemedikleri için onlarla da pek yakınlık kuramamıştı. Şimdi Hasret çalışırken, evde birinin daha olması hoşuna gitmiş. Kemal beyle yemeklerini yedikten sonra çay demleyip, Raziye hanıma geliyordu. Raziye hanım da bütün gün tek başına kaldıktan sonra birinin sohbete gelmesinden memnundu. Akşam Hasret geldiğinde, Kezban hanım dönmüş olduğundan, öğrendiklerini hemen torununa da aktarıyor, uyuyana kadar sohbet ediyorlardı. Hasret, anneannesinin buraya taşındıktan sonra daha iyi olmasına mutluydu. Kendi öksürüğü de kesilmişti. İlk günler öksürüp durduğu için Ayhan hanım ona ters ters baktığından, maske takmak zorunda kalmıştı. Çalışırken ağzında sürekli maske olması da çok rahatsızlık veriyordu.
Kezban hanım gelip gittikçe Ayhan hanımın ne kadar aksi ve dayanılmaz olduğunu anlatmasından, kadının torununa da iyi davranmadığını ama Hasret’in gizlediğini tahmin etmişti. Her akşam Hasret’in ağzını arasa da, Hasret, Ayhan hanımın hiç de öyle anlatıldığı gibi biri olmadığını söyleyip duruyordu. Başlayalı daha bir ay olmasına rağmen Ayhan hanım Hasret’i her gün kovmaktan beter ediyordu. Bir gün konuşmasını beğenmiyor, bir gün yaptığı işi beğenmiyor, bir başka gün yemeklere kusur buluyor, bir başka gün cahillikle suçluyordu. Hasret bir yolunu bulup, Kezban hanımdan evde olanları anneannesine anlatmamasını rica ettiği için o da sadece kendi başına gelenleri anlatıyor, Raziye hanımı iyice huzursuz ediyordu. Karı koca bu kadından iyice bıkmışlardı. Memleketlerinde eski bir evleri vardı ama tadilat edilmeden taşınamazlardı. Ayhan hanım iyi para verse de, evli çocuklarından birinin maddi durumu iyi olmadığından ellerindekinin çoğunu ona yollamak zorunda kalıyorlardı. Burada başlarını sokacak bir evleri vardı, elektrik, su ödemiyorlardı. Ayhan hanım biraz daha anlayışlı bir kadın olsa dayanılırdı ama yaşları da ilerlediğinden artık zor oluyordu. Kezban hanım yine neyseydi ama Kemal bey bir erkek olarak bu kadar hor görülmeyi artık kaldıramıyordu.
Hasret her akşam Kezban hanımın anlattıklarını anneannesinden dinledikten sonra, onların uzun yıllardır burada çalışmalarından dolayı önyargılı ve bıkkın davrandıklarını söylüyordu. Oysa Hasret’in durumunun da, onlardan bir farkı yoktu. Hasret bir süre sonra Kezban hanımdan, Ayhan hanımı bu kadar kötülememesini rica etse de, Keban hanımla Raziye hanım iyice sırdaş olduklarından her şeyi konuşmaya devam ediyorlardı. Tabi Raziye hanım da ona kendi başlarına gelenleri söylüyordu. Torunu ve damadının ölümünden, kızının ölmesine ve buraya gelene kadar ne yaşamışlarsa Kezban hanım da hepsini biliyordu.
Anneannesine Hasret’i öve öve bitiremiyor, bekar oğlum olsa hiç kaçırmam alırım diye anlatıyordu. Raziye hanım da torunun bir an önce evlenmesini istiyordu ama izin günlerini bile kullanmadan çalışan Hasret’in bu dört duvar içinde Kemal beyden başka erkek görmesi pek mümkün değildi.
Satışa çıkarıp geldikleri mahallede Hasret’e görücü gelmek isteyen bir kaç kişi olmuş, Reyhan hanıma da, Raziye hanıma da sormuşlardı. Ancak Hasret kimseyi istemediğinden hiç birine yüz verememişlerdi. Apartmanlarında da bir tane iyi komşuları vardı, onların kızı da Hasret’ten bir iki yaş küçüktü. Liseden sonra okumayan kızını evlendirmek için annesi dört dönerken, dünürlerin hep Hasret’e gelmesini çok kıskanırdı. Kızı Meliha onun kadar fesat olmadığı için “Hasret abla!” diyerek onlardan çıkmazdı. Reyhan öldüğünde bir tek o acılarını paylaşmıştı. Ne annesi, ne de Hasret’te dünürcü gelmek isteyenlerin neredeyse hiç biri kapılarını çalmamıştı. Reyhan’ın zaten geri akıllı olduğunu düşündüklerinden, kurtuldu diye bakıyorlardı.
Yan apartmanın en üst katında oturan ailenin annesi, Hasret’i görmüş oğluna beğenmişti. Hasret o sırada bir benzincide çalışıyordu. Meliha’da Hasret orada işe girince, annesini ikna etmiş, başlamıştı benzinci de çalışmaya. Hasret’i oğluna beğenen kadın, çocuk bir türlü Hasret ile karşılaşamayınca, komşulardan duyduğu için benzinliğe yollamış, oğlan da Hasret diye Meliha’yı görüp beğenmişti. Oğlanın ailesinin durumu da iyi olduğundan, annesi hiç düşünmeden Meliha’yı gelin edivermişti. Zavallı Meliha daha ne olduğunu anlayamadan kendini evli bulmuş, tabi benzincideki işinden de ayrılıp, ev kadını olmuştu.
Raziye hanım bu hikayeyi gülerek anlatırken, Kezban hanım, zengin damat adayı elden kaçmış diye epeyce hayıflanmıştı. Ona göre Meliha cinlik edip, Hasret’in kısmetini çalmıştı. Olaya hiç bu açıdan bakmayan Raziye hanım, o akşam Hasret’e “Bu Meliha’yı biz iyi sandık ama acaba senin kısmetine mi mani oldu ha?” diye sorunda, Hasret bütün gün sinirleri bozulduğu için yüksek sesle gülmüştü zavallı kadının suratına. Raziye hanım, torunu kendisi ile alay ediyor diye iki gün konuşmamıştı sonra. Kezban hanımın anneannesini her konuda sürekli kışkırtmasından rahatsız olsa da, aynı çatı altında olduklarından fazla bir şey de söyleyememişti ona. Baştan çok iyi ve yardımsever görünen karı kocanın, sürekli fitne fücur peşinde olduklarını anlamış olsa da, anneannesinin geri çekilme şansı da kalmamıştı daha. Kezban hanım her gün zavallı kadının aklıyla oynuyordu resmen.
(devam edecek)