Annesi ve babası Nimet’i şehirde kış biraz yatışana kadar oyalayabildi. Hava biraz yumuşamış olsa da mevsim değişmemişti. Hasret ablasının bu yersiz ısrarını anlıyor ama içerliyordu. Para şimdi gelse bile onu bankaya yatıracaklar, harcamayacaklardı. Bir ya önce, bir ay sonra bir şey değişmezdi.
“Ben babamı ikna eder alırım birazını, ne var sanki hepsini mi isteyeceğim. İkimiz de kendimize bir şeyler alırız. Mezuniyet törenim geliyor benim!”
Nimet’in arkadaşları gibi giyinmek, yaşamak istemesini hor görmüyordu Hasret. Genç kız olarak mezuniyet törenine güzel giyinip gitmek istediğini de anlıyordu. Hatta babası ikna olur paranın bir kısmını Nimet için harcarsa, kendi payından vazgeçip, ablasının istediklerini almasını sağlayacaktı. Böylece yağışlar, kardan biraz yağmura dönünce, ayaza rağmen, baba-kız çıktılar yola. Reyhan ikisinin de gitmesini hiç istemiyordu ama Hamit kızının ısrarına kıyamamış, boyun eğmişti. Babasının yumuşamasından, istediği parayı da koparacağını anlamıştı Nimet.
“Bir ay daha bekleyin, köyde buzlar çözülmemiştir ki daha!” dediyse de Reyhan, onu dinlemeyip çıktılar yola. Hamit karısına yavaş ve dikkatli gideceğine, Nimet’te onun yolda gözünün inmemesi için her yolu deneyeceğine söz verdi. Hamit’in şoförlüğü değildi söz konusu olan ama Reyhan sözünü dinletemedi. Hasret ikisi gittikten sonra göz yaş döken annesine sarılıp, onu sakinleştirdi. Uykusuz bir gecenin ardından neyse ki ertesi gün köye vardıklarının haberi geldi. Reyhan derin bir nefes aldı. Yollar gerçekten tehlikeliydi. Yeniden gelecek olan yağışlardan önce Hamit ve kızı dönmeliydi ama hiç dinlenmeden yola çıkmalarını kimse istemedi. Hamit günlük çalıştığı için gitmediği her gün yevmiyesinden kesilirdi. Nimet babasına zaten para ile döneceğini iki günlük yevmiyesini de bu paradan takviye edebileceğine ikna edince baba kız kaldılar iki gün daha. Nimet’in köyü sevdiğinden değildi ama dönüşte babasından elbise parası isteyeceği için yerini yapıyordu.
Raziye yıllardır görmediği torununu görünce çok sevindi. Köydeki amcası ve karısı da onlar gelecek diye bir sürü hazırlık yapmışlardı. Şehirdeki evleri çok güzelmiş gibi, köy konforunu beğenmeyen Nimet, babası anlamasın diye bulduğu kusurları kendine sakladı. Sanıyordu ki o şehirden gelen kız olduğu için herkes onu merak ediyor ve hayranlık hissediyor ama kimseye yüz vermiyordu. Kış günü köyün sokaklarında bile kimseler yoktu. Kar neredeyse dizlerine varacak kadar yağıp, sonra günlerce beklemekten taş kesmişti. Araba yolu kullanıldığından köyün içlerinden iyiydi. Dayısı döküntü arabayı görünce, nasıl cesaret edip yola çıktıklarına hayret etti. Hamit mahcup olup, para göz gibi görünmek istemediği için Nimet’in anneannesini çok özlediğini söyledi. Nimet’te babasını tasdik etti.
Dayısının hazırladığı para eşantiyon verilmiş büyük bir çantanın içindeydi. Daha ilk günden dayısı Hamit’e payını teslim etmişti. Hamit bu parada bütün kardeşlerin payı olduğunu ve sırf onlara destek olmak için vazgeçtiklerini bildiğinden, çantayı alırken ne yapacağını bilememiş, kayınbiraderinin ellerine sarılmıştı. Reyhan ve ailesi Hamit’in ne kadar iyi ve dürüst bir adam olduğunu, Reyhan’ı diğer herkesin horlamasına rağmen nasıl büyük bir aşkla sevip, koruduğunu biliyorlardı. Hem yeğenlerinin geleceği, hem de kız kardeşlerinin refahı için hepsi payını seve seve vermişti.
İki gün baş üzerinde ağırlanıp, parayı da aldıktan sonra baba-oğul köydekilerle vedalaşıp yeniden yola çıktılar. Geldiklerinden beri yağış az olsa da, yollar ayazdan daha da buz kesmişti. Nimet arka koltuğun üzerinde duran para çantasına bakıp, hayallere dalıyordu. Yol kötü olduğundan Hamit’in tüm dikkatini önündeydi. Arabanın kaloriferi iyi çalışmadığından camlar buğu yapıyor, yolun ne halde olduğunu belirlemek zoru oluyordu. Karşıdan gelen kamyon virajı alamayıp kayınca, üzerlerine doğru geldi. Hamit son anda fark ettiği kamyondan kurtulmak için panikle direksiyonu çevirince araba taklalar atarak yolun kenarından aşağı doğru indi. Kamyon şoförü nihayet koca arabayı zapt ettikten sonra kazayı gören diğerleri ile birlikte araçtan inip, yolun kenarına koştu. Bir kaç kişi kara aldırmadan araçtakilere yardım etmek için kaya kaya aşağı iniyorlardı ki, Hamit ve Nimet’in kendilerinde olmadığı araç büyük bir patlama sesi ile alevlerle çevrildi. Alevler çoğalınca da arabanın yanına kimse inemedi. Ambulans, jandarma ve yol kurtarma araçları geldiğinde, Hamit, Nimet ve o çok istediği paradan geriye simsiyah dumanlar kalmış gibiydi. Haber ilk önce aracın sahibine gitti. İçinde olanların kimliği hemen tespit edilemeyince, arabanın sahibi belirlenmişti. Arabasının arkadaşı ve kızına mezar olduğunu öğrenen adam balyoz yemiş gibi kaldıktan önce, aracın içinde olanların kimliğini arayan görevliye söyledikten sonra Hamit’in ailesine nasıl söyleyeceğini düşünmeye başladı. Arayanın söylediğine göre arabadan sağ çıkan olmamıştı.
Zavallı adam bir süre toparlanmak için bekledikten sonra Hamit’in evine gitti. Arabada olanların kimliğini görevliye bildirse de henüz eve haber gitmemişti. Hasret okuldan yeni gelmiş, annesinin hazırladığı sıcak çorbayı içiyordu. O yemeğini bölmesin diye kapıyı Reyhan açmaya gitti. Hasret adamın söylediklerini duyduğunda elinde kaşık ile donakalmış, Reyhan kapının ağzına yığılıvermişti. Bölgeden asıl haber eve bir kaç saat sonra gelebildi. Arabanın sahibi cenazeleri de almak için otobüse binip, bölgeye hareket etmişti.
Hasret, kapıdaki adamın seslenmesi ile kendine gelip, yere yığılan annesini fark etmiş, kendini unutup, adamın yardımıyla onu divana getirmişlerdi. Adam Hasret’in idare edebileceğini anlayana kadar yanlarında bekleyip, sonra yola gitti. Reyhan divana yatırıldıktan bir kaç dakika sonra kendine gelmiş, böğrüne vura vura yükselen bir ağlama krizine girmişti. Zaten zor konuştuğundan acısından ağzından çıkanlar hiç anlaşılmasa da, Hasret annesinin “Ben biliyordum gitmemeleri gerektiğini!” diye dövündüğünü biliyordu.
Reyhan’ın bağırmasına etraftakiler de duyup, kapıya gelmişti. Olanları duyan ne diyeceğini bilemeden Hasret’in yüzüne bakıyor, sonra içeri girip, ana kızı teselliye uğraşıyordu. Yoktu tabi tesellisi gidenlerin. Cenazeler gelip, defnedilene kadar Reyhan’ın inlemeleri dinmedi. İki koluna girenler olmadan ayakta zor duruyordu. Köye de, kardeşlerine de haber gitmiş, hepsi büyük bir acıyla onlara desteğe gelmişlerdi. Tam rahat edecekler derken gelen bu talihsiz haber herkesin yüreğini titretmişti. Hem canlar, hem de para yanan arabada kül olup gitmişti. Acı o kadar büyük ve derindi ki kimse paranın derdinde zaten değildi. Reyhan kızı ile kocasının gitmelerine izin verdiği için kendini affedemeyeceğini söyledikten sonra derin bir sessizlik içinde ağlamayı sürdürmüştü. Bir hafta boyunca gelen, giden ve aile sayesinde Hasret’te yıkılmasına rağmen, ayakta kalabildi. Anneannesinden kalıp, annesine ve ona destek olmasını istedi Artık iyice yaşlanan Raziye’de torunu haklı bulup, oğluyla köye dönmedi. Daha bir kaç gün önce sarılıp, öpüp yolcu ettikleri Nimet ile Hamit artık yanlarında değildi. Herksin işi gücü olduğu için Raziye hanımı yanlarında bırakıp ayrılmak zorunda kaldılar. Başsağlığına gelenlerin de ayakları kesildikten sonra anneanne, kız ve torun kaldılar. Cenazeler kalkalı on gün olmasına rağmen Reyhan hâlâ kendinde değildi. Raziye hanım yaşına rağmen diri olduğundan Hasret’i okula gönderip, hem kızına, hem torununa, hem de eve sahip çıktı.
Reyhan ne kızının, ne kocasının eşyalarını evden çıkarttırmıyordu. Bütün gün onlara dokunup, ağlıyor, sonra da divana serilip kalıyordu. Çocukken geçirdiği menenjit yüzünden yavaş çalışan aklı tamamen gitmiş gibiydi. Hasret bir yandan acısını bastırmaya çalışıyor bir yandan yanında ve sağ diye sevinmesi gereken annesinin halini görüp, iyice beter hissediyordu. Raziye hanım aylarca ikisini de kendilerine getirmek için çaba gösterdi. Hasret, anneannesinin telkinleri ile bir kaç ay sonra daha dirayetli olmaya başlasa da annesi bir daha asla kendine gelemedi. Anneannesi olmasa Hasret’tin de hayatı annesiyle bitebilirdi.
(devam edecek)